bende seni iknaya yetecek ağız yok
herkes en az bir kez yalancı diğerine
sende beni işitecek kulak, bana dökecek yaş yok
sabır duamız bile.. benim sana, senin bana
edebilecek
oysa ellerimiz..
ne de geniş allah’ım
ceplerimiz kadar geniş
ve sıcak; ceplerimizdekiler kadar sıcak
olsa esirger miydik, hay aksi’lik
ama ellerimiz yok
birbirimizin yetimliğini bari okşayacak
mavi gök?
o orda ..
senin varsa, durma bak!
baksın bakmaya yüzü olan
yetmesin sevinsin eriğin şaşkınlığına
bahar, toprağın yeşile sancısı değil artık
kızıla boyamak çağrısı yeşili
aşk ne ki
kasıklarda parlayıp sönen yangından başka
deniz, sabilerin ağırlığından
karaya gömülmüyor güpegündüz
yedi kız kardeş
ar edip inmiyor gecenin tahtından
neymiş sereserpeymiş, masmaviymiş
bana ne!
ya sokaktan yükselip sokakları yas(l)a boğan bu duman?
senin varsa, bak!
benim taşlarla göz göze gelmeye de yüreğim yok
ağrıdan bir baş,
kamaştıkça kamaşıyor avuçlarımda
kitapta bize benzer bir harf?
kitap bize:
bizde kitaptan tertemiz bir iz?
rezil kılıçlar yalnız baktığım her ötede
sözlü kılıçlar
görselli kepsli vidyolu kılıçlar
aklımı parçalayıp bölen /parçalayıp bölen/ parçalayıp bölen
bu nasıl!
öz be öz kardeşine!
kendi kalesine gol atıp parlayan forvetlerin varken
rövanşlar boş, rakibine nasıl gelsin ki sıra
yeterince küçüldük
bırak büyüsün şimdi göz bebeklerimiz korkuyla
sırtımız bir duvarın sadakatine muhtaç
bırak büyüsün şimdi göz bebeklerimiz
sen ve ben biz’e kıydık
sonuna kadar hak edilmiş bir yenilgi bu bizimkisi
bilelim susalım bekleyelim
ölümden öte koy yok, hüvel hallakul bakî
