Seni Bekliyorduk Ey Halkım
TEMMUZ Sayı: 2 - Eylül 2016

On yılda bir nükseden darbeciliği alt eden kahraman halkımıza

Ey halkım!

Yollarına ölümler, katliamlar serdiler. İlmine ilmek, âlimlerine yağlı urgan geçirdiler. Sonra da siyaha ak, beyaza kara diyen tarih yazdılar.

Ne çok çektirdiler sana!

Sadece varlığına kastetmek yetmedi, değerlerini de aşağıladılar. Onlara göre sen, yalnızca bir “güruh” idin; ilerlemeyi, muasır medeniyet seviyesini vesaire cümlesini anlayacak da değildin. Giydiğini, taktığını, dinlediğini değiştirecektin. Elbette sen bunları kendiliğinden yapacak da değildin. ‘Şapka kanunu’ çıkarılmalı, esvabın irdelenmeli, birçok değerin türkülerine değin yasaklanmalı idi.

Çok partili hayata geçmek zorunda kaldıklarında sınanan sen oldun. “Bakalım bu halk yola gelmiş miydi?” Yine olmadı. Seçimlerde gittin ezanını aslına çeviren Menderes’i iktidara getirdin. Olacak şey miydi? Üstelik senin her darbe sonrası, darbe karşıtı partileri destekleyecek gibi bir halin vardı. Bir musibet lazımdı sana bin nasihatten evla.

Menderes’i ve arkadaşlarını astılar. Bu kez iradeni sallandırdılar. Mücessem bir tehditti olan. “Haddini bil ey halk! Sen kim oluyorsun da işimize çomak sokuyorsun?

Darbeler yaşadın, kaoslar… Ekonomik krizler… “Sağ-sol çatışmasını engellemek, güven ortamını getirmek için iktidarı ele geçirdik!” dediler. Ya 28 Şubat? Bir asırdır söz dinlememiş, eğitilememiş cahil (!) bir halkın değerlerine topyekûn saldırı başlatmıştılar şimdi. Onlar halkı hiç sevmediler. İnancına hurafe, peygamberine gerici, Kitab’ına eskilerin masalları dediler. Vakti zaman; başörtümüz yasakçıların da direnişçilerin de sembolü oldu.

Seni bekledik ey halkım! İstedik ki örtüne, inancına, değerlerine sahip çık. Sokaklara dökül, kolumuza gir, yanımızda ol. Tekbir getirelim beraber. “Cuntaya hayır, eğitime özgürlük!” diye slogan atarken bir teyze gelsin yanımıza, “Cunta ne evladım?” diye sorsun mesela.

Sen ise gördüğün her yerde “Dualarımızla yanınızdayız.” diyordun. Olsun, biz sana hiç küsmedik, hiç darılmadık. Ne davamızdan ne de sana gerçekleri anlatmaktan vazgeçtik.

Biliriz asırlık korkuları yenmenin kolay olmadığını. Bu hikâye ahırlarda Kur’an öğrenmek zorunda kalan bir halkın asker yeşilinden korkmasının hikâyesidir zira. Korkuyu nesilden nesile aktarmak için ne çok uğraştılar şu asker yeşilliler. Hep bir balans ayarı yapmak zorunda kaldılar. Su hep yatağına hasretti ya, setler kurdular yolumuza her on yılda bir. Sonra da bize “Çıktık açık alınla on yılda her savaştan!” dediler.

İnancına can suyu verdin!

Neyse ki Şubat’ın darbesi, mukaddes sayılan ordu imajını sarsmaya başlamıştı zihninde. Bir yerlerde çatlak oluşmuş, keçeleşmiş toprak altındaki tohum yeşermeye zemin bulmuştu. Bir can suyu kalmıştı verilmesi gereken. Sen, Temmuz’da o asırların mahmuru tohuma filizlenmesi için can suyu verdin. Hem de kendi canından, kanından... Uyandırdın uyanmaz denen devi. Bir adım attın, Rabbim onu on adım kıldı. Sen niyet ettin, sen kalktın; Rabbim “Yürü, ya kulum!” dedi.

Sıcak bir Temmuz günü sabır orucunu yudum yudum şehadetle açtın. Suskunluğunu tekbirlerle yardın. Korkularını paletlerin altına kattın. Yüzyıllardır birikmiş acılar, gözyaşlarına hemhâl secdeler, elleri karıncalandıran dualar, Temmuz’un 15’inde dile geldi, özgürleşti, direniş oldu.

Bu bir eşikti. Korku ile cesaret arasında duran… Göklerden bir el müdahil oldu. Seni itiverdi cesaretin kucağına. Tanklar küçüldü, dünyaya dair ne varsa bir kenara atıldı, ölüm güzele meyyal oldu. Çocuklar unutuldu, bakmakla mükellef olduğun yaşlılar da. Dünyevi kaygılarınız nasıl da anında ötelendi. Bir el destek olunca, kumdan karılan korku duvarları un ufak oldu.

Hazırlıksız, pazarlıksız, beklentisiz ölümüne koşan öğrenciler, gençler, kadınlar, esnaf, işçi, akademisyen derken toplumun her kesiminden mümin insanlar cenk meydanında buldu kendini. Ölüm meydanlarında… İşte, şehitlik paydasında eşitlendi bir kez daha tüm mevkiler.

Bugün kadının sesi tartışılmadı, “Evinden niye çıktı?” denilmedi. Çünkü tankların karşısında kadın yalnızca insandı. Haykırıyordu korkusuzca. Bu gece hiç kimseden korkmadı onlar da. Dersim’in bombacısı Sabiha Gökçen vardı onların yanında ve Temmuz gecesi uçağıyla ihanet eken Kerime Kumaşçılar. Bizim de ayakları yerden güç alan, yürekleri gökte şehadet özlemiyle coşan kadınlarımız vardı. Çocuklarının üzerine terlikle yürüyen bir anne şefkatiyle gittiler askerlerin üstüne. Bir yandan kızarken erlere, öte yandan merhameti elden bırakmayan “Gidin evlerinize, darbe bitti!” diyen o müşfik kadınlar…

Ah! Ne hikâyeler biriktirdiniz. Konuşarak anlatamaz, yazarak bitiremeyiz.

Elleriniz, Rabia Meydanı’nda şehit olanlarla birleşti, Esma gülümsedi. Halep, Hama, Gazze duaya durdu. Her şey sustu, bir halk konuştu.

Hoş geldin halkım meydanlara!

Biz, bu sahibine hasret meydanlarda seni bekliyorduk!

Hoş geldin, sefalar getirdin.

Hülya Şekerci Arşivi
2 Sayı: 2 - Eylül 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler