1953 doğumlu Arif Ay, 1978 yılında yayımlanan Hıra adlı kitabıyla edebiyat dünyasında ses getiren bir şair.
Bireyselliğe sıkı sıkıya bağlı örneklerin yanında, dünyada ve özellikle Müslüman coğrafyada zulüm bağlamında yaşananlar da onun şiirlerine sık sık konuk olur. Afganistan’da, Bosna’da, Ortadoğu’da ve Anadolu’nun yakın geçmişinde yaşananlar bütüncül bir bakış açısıyla aktarılır okuyucuya.
Bu kabil şiirlerde ayrıntılar, derinlikli parça ve yorumlar fazla öne çıkmaz. Ayrıca ironi de hiçbir zaman başat, baskın bir rol üstlenmez. Bu tür örneklerde daha çok acının dilidir Arif Ay. Çığlık atarcasına yüklenir kötüye, yitene, zorbaya. Mağdur ve mazlumların sesi olur. Şiirde onlar adına söz alır. “Kırağılı Bir Gecede Kudüs’ü Düşlüyorum”, “En Eritken Kan”, “Filistin” başlıklı şiirleri bu bağlamda okunabilir. Bosna ve Grozni için yazdığı şiirler de vardır.
Arif Ay’ın, 2011 sonlarında yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı kitabı ise ayrıca ve özellikle anılmalıdır. Kitabın girişinde şu kısa açıklama yer alır: “Bu şiirler Bağdat’ın yakılıp yıkıldığı, işgal edildiği günlerde yazılmaya başlandı ve Bağdat’a Dönen Şiirler adıyla yayımlandı. İslam’a başkentlik yapmış şehirler Bağdat’ın acısına ortak edilerek konuşturuldu. Bu konuşma ve sorgulama sürüp gidecek hep. Bunun için de şiirleri, Şiirimin Şehirleri olarak daha kuşatıcı bir isim altında kitaplaştırmayı düşündük. Bağdat’la aynı kaderi paylaşan Bosna ve Grozni için daha önce yazılan bu iki şiiri de kitaba eklemeyi uygun bulduk.”1
2 Ağustos 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayan krizin sonucunda, ABD öncülüğünde, Birleşik Krallık, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır'ın da aralarında bulunduğu 37 ülkenin dâhil olduğu koalisyon gücünün Irak'a karşı düzenlediği askeri harekâta “Körfez Savaşı” dendiğini biliyoruz. Irak'ın komuta ve kontrol merkezlerinin yer aldığı Bağdat, özellikle savaşın ilk günlerinde yoğun hava saldırılarına maruz kaldı. Askeri komuta merkezlerinin sivil yerleşimlere yakın olması, hem koalisyon güçlerinin hava harekâtı sırasında hedef gözetmemesi hem de Saddam yönetiminin önemli hedefleri insan kalkanıyla çevirmesi sivil ölümleri daha da artırdı. 2001 yılındaki İkiz Kule saldırılarından sonra, özellikle kitle imha silahları bulundurduğu gibi birtakım bahanelerle Irak tekrar gündeme geldi. Yeni bir koalisyon oluşturuldu ve 2003 yılında kara harekâtıyla ülke işgal edildi. İşgal esnasında ve sonrasında yüz binlerce insan öldü. Şehirler tahrip edildi. Her tarafta büyük trajediler yaşandı. Bölgesel yönetimler kuruldu. Ülkede yıllarca süren çeşitli iç çatışmalar da meydana geldi. Maddi kayıplar ve tahrip edilen doğa, çevre bir yana; öldürülen insan sayısının bir milyonu aştığı iddia edildi.
Şiirimin Şehirleri, bütün dünyayı etkileyen bu savaşların, bu işgal ve kıyımların tanığı olarak okunabilir.
Şairinin belirttiği gibi, kitapta “Bağdat’ın acısına ortak edilerek” konuşturulan şehirler arasında İstanbul, Semerkand, Buhara, Şam, Kudüs, Mekke, Medine ve Kahire vardır. Bunların ardından müstakil şiirlerle “Bağdat”, “Bağdatlı anne”, Bağdatlı çocuk” ve “urgan” konuşturulur. Konuşmanın zorluğunu resmedecek şekilde kitapta görsel şiirlere de yer verilmiştir. “Bağdatlı anne”nin konuşmasından bir bölüm şu dizelerle aktarılır:
yalnız bir çığlığım ben
Bağdatlı çocukların gözyaşında
Dicle’nin Fırat’ın suyu gibi
Necef’te Kerbela’da Kandahar’da
Grozni’de Kudüs’te
ben yalnız bir çığlığım
oluk oluk akan kanda
yalnız bir çığlığım ben
harabe evlerin kaybolmuş anılarında
genç kızların giyemedikleri gelinliklerinde
bombaların paramparça ettiği bebeklerin
bomboş kalan beşiklerinde
“Bağdatlı çocuk”un konuşmasında ise bir çocuğun babasının işgalci güçler tarafından hunharca öldürülmesi üzerine duyduğu, yaşadığı özlemin, öfkenin ve büyük acının yanı sıra; bu konuda yeterli bilinç, yardım ve duyarlılıktan uzak olan Müslümanlara yönelik eleştirisi, serzenişi, içli seslenişi de dile getirilir:
babamın kalbi vardı
göğsüne yaslayınca başımı
tık tık atardı
sizin atan kalbiniz de mi yok
sizi de mi öldürdü coniler
“Ümmet bilinci”ni zihninde ve edebî çabalarında sımsıkı tutan, bu ilgi ve eğilimiyle genç şair ve yazarlara da yol gösteren, öncülük eden Arif Ay; hem Türkiye’de hem de müslümanların yaşadığı diğer coğrafyalarda olup bitenlere edebiyatın kendine özgü gereklerini gözeterek yer vermeye devam ediyor son aylarda yazdığı şiirlerde de. Dikkatli okuyucu, Arif Ay’ın Suriyeli çocuklar yazdığı şiire de Temmuz direnişine ses veren şiirine de tanık olmuştur kuşkusuz. Sınırları aşarak köklü ve işlek bir medeniyet perspektifine de ışıklar düşüren, bu özlemi ve inşayı büyük bir yetkinlikle yansıtan bu çabaların her türlü takdiri fazlasıyla hak ettiğini düşünüyoruz.
1- Arif Ay, Şiirimin Şehirleri, Okur Kitaplığı, İstanbul 2011, Sunuş yazısı.
2- Arif Ay, Şiirimin Şehirleri, Okur Kitaplığı, İstanbul 2011, s. 74 – 75.
3- Arif Ay, Şiirimin Şehirleri, Okur Kitaplığı, İstanbul 2011, s. 78.
