Temmuz Direnişinin Kadın Kahramanları
TEMMUZ Sayı: 2 - Eylül 2016

15 Temmuz’daki görkemli direnişin, birçok insana ve kuruma, evvelindeki darbeden daha şaşırtıcı geldiğini söylemek mümkün. Darbenin mahiyeti ve figürleri hakkında, zamanla daha soğukkanlı ve ayrıntılı değerlendirmeler yapılacaktır elbette. İslam ve Türkiye düşmanlığını açık ya da örtülü bir şekilde izhar eden, darbecilere arka çıkan, yaşananları çarpıtmaya ya da sulandırmaya çalışan çok sayıda devlet, kurum, çevre ve inisiyatifle karşılaşıyoruz zaten her gün. Bu art niyetli kampanyaların, gerilim ve düşmanlığın neler getireceğini hep birlikte göreceğiz. Fakat bizim darbeyi ve ona arka çıkan odakları lanetlemenin yanında, destansı direnişi farklı yönleri ve aktörleriyle gündemleştirmemiz, anlatmamız, geleceğe taşımamız da bir ödev olarak görülmeli. Hem sosyolojinin hem de edebiyat ve sanatın bu alanda derinlik ve süreklilik içerecek şekilde söz alması, tanıklıkta bulunması gerekli ve önemli.

Darbe gecesi farklı anlayış ve yaşama biçimlerine sahip birçok insanın yanı sıra direnişe öncülük eden, mücadeleyi ateşleyip örgütleyen müslüman kişi ve çevrelerin rolünü kimse yadsıyamaz herhalde. Hariçten gazel okumayı yahut düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmeyi alışkanlık hâline getiren birileri hâlâ küçümsemeye ya da saptırmaya çalışsa da bu büyük ve etkili direnişin ilk temsilcileri, karanlığı yavaş yavaş gerileterek şafağı muştulayan ilk ateşböcekleri, tekbirler ve salâlar eşliğinde meydanlara atılan inançlı insanlardı. Hem onlar arasında hem de hain cuntacıların, darbecilerin kurşunlarına, saldırılarına hedef olanlar içinde genç kızlar, yiğit analar, fedakâr ve güngörmüş teyzeler, nineler, farklı kuşak ve çevrelerden cesur kadınlar da vardı. Onları hatırlamaya, onların çehrelerine ışık düşürmeye çalışacağız bu yazıda.

Genç yaşlı, kadın erkek binlerce insanın farklı illerde, farklı mekân ve meydanlarda destan yazdığı o gecede öne çıkan kadınlardan biri Safiye Bayat’tı. Hain ve mel’un odaklar tarafından darbe girişiminin ilk adımının da atıldığı Boğaziçi Köprüsü’ndeydi Safiye Bayat. Büyük bir cesaret ve özgüvenle tankların karşısına dikildi. Orada bekleyen silahlı askerlerle konuştu, onları bu girişimden vazgeçirmeye, en azından bazılarını konuşarak ikna etmeye çalıştı. Havaya ve etrafa ateş açıp kendisini engelleyen cuntacılara uzun süre direndi. Tehditlere, hakaretlere ve dipçiklere göğüs gerdi. Ardından, yaralılara yardım etmek isterken vuruldu. Onun bu mücadelesinin birkaç gün sonra ekranlara yansıyan görüntüleri, dost düşman herkesin gözlerini yaşarttı, izleyen herkese “helal olsun” dedirtti.

Kadın kahramanlar arasında, vurularak ya da ezilerek yaralananların yanı sıra şehit düşenler, Hakk’a yürüyenler de vardı. Türkan Türkmen Tekin, onlardan biriydi. Tekin, Atatürk Havalimanı’nın darbeciler tarafından işgal edildiği haberini alır almaz ailesiyle birlikte yola çıktı. Esenler’deki evinden ayrılmadan önce annesiyle helalleşti ve büyük bir metanetle dakikalarca yürüdü. Üç çocuk annesi Türkan Hanım, Esenler’deki Dörtyol civarında halkın üzerine sürülen bir tankın altında kalarak karanlığın içinde ışıldayan bir meşale oldu. Şehidler kervanına katıldı.

Demet Sezen, Gülşah Güler, Kübra Aydoğan, Zeynep Sağır, Cennet Yiğit, Selda Güngör adlı kadın polisler de o gece Gölbaşı’ndaki saldırı sonucunda hayatlarını kaybettiler. İsimleri, darbeye karşı direnişin onurlu şafağında yankılandı.

Adeviye Gül İsmailoğlu, o gece Saraçhane’deki İBB binası önünde toplanan direnişçilerdendi. Aslında ailece Valilik’e gitmeyi düşünmüşlerdi. Fakat Saraçhane’de barikat kurulduğu için ilerleyememişlerdi. Yürümek isteyince orada bulunan askerler onlara engel oldu. Önce havaya daha sonra orada toplanan insanlara rastgele ateş etmeye başladılar. O da o sırada vuruldu. Onu hedef alan kurşun, kolundan girip sırtından çıkmıştı.

O karanlık geceyi aydınlatan önemli isimlerden, simalardan biri olan Şerife Boz’u hatırlamamak mümkün mü? İstanbul Kâğıthane’de yaşayan Boz, direksiyonuna geçtiği kamyonla direnişçi vatandaşları Taksim’e taşıdı. Kimileri korkudan evinde titrerken, yurtdışına nasıl kaçacağını planlarken, yiyecek ve içecek stoku yaparken, bankamatiklerin önünde kaygı ve telaşla toplaşırken o direnişe, mücadeleye öncülük etti. Onun bu örnek davranışı ve sıra dışı gayreti, Başbakan Binali Yıldırım'ı da ağlatmıştı.

15 Temmuz akşamı televizyondan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısını duyduktan sonra sokağa fırlayan Derya Ovacıklı, Akıncı Camii’nin önünde darbecilerin “Ülkede sıkıyönetim var. Yaklaşanı vururuz, buradan dağılın!” uyarısına aldırış dahi etmedi. Akıncı nizamiyesinin önünde darbeci askerlere engel olmaya çalışan Derya Ovacıklı, içeriden etrafı acımasızca tarayan kurşunların hedefi oldu. Yaralı olmasına rağmen, bir asker gelip ona tekrar ateş etti. Sağ bacağının dizinden aşağısı çok sayıda kurşunla parçalandı.

Ankara Beştepe'de helikopterlerin saldırısında yaralanan 62 yaşındaki Mine Özer de o kahramanlardan biriydi. Eşi Rifat Özer’le birlikte bölgeye giden Mine Hanım o saatleri şöyle anlatıyor: “Saat 22.30 civarında kızım aradı ve Polis Akademisi bombalanmış, dedi. Hemen eşimle abdestimizi aldık ve yola çıktık. Yürüdük. Bir tankın önünde buldum kendimi. Asker çocuğu görüyorum. Önündeyim tankın. Küçük bir çocuktu. Gözlerinin içine bakarak, ‘Ben senin annenim, teyzenim, bu işi bırakın.’ diyerek ona sevecen bir şekilde yaklaşmaya çalıştım. Üç tank vardı. Biz öndeki iki tankla muhatap olduk. Biz orada dururken bir emir duyduk; ‘Niye ateş etmiyorsun, bu şerefsizlere ateş etsene lan!’ diye. O anda ateş edildi, ben yere düştüm. Beni oradan birileri çekip aldılar. Böyle bir şey ne zaman olsa aynı şekilde yine meydanlara çıkarım. Torunlarımıza ertesi gün hür bir şekilde kalkabilecekleri bir ülke teslim etmekti bizim amacımız.”

Darbe girişimine karşı eşi ve oğluyla gittiği Akıncı Hava Üssü önünde açılan ateş sonucu eşini kaybeden, oğlu ve kendisi de yaralanan Türkan Güder de gecenin kahramanlarındandı. Yaşadığı büyük acıya ve eşini kaybetmesine rağmen metanetli ve hatta gururluydu. Şu sözlerle tanıklık ediyordu o gece yaşananlara: “Yalnız biz değil, tüm Kazan halkı oradaydı. Biz gittiğimizde önce normal askerler vardı, onlarla konuştuk. Sonra maskeli askerler çıktı, onlar bize ateş etti. Önde olduğumuz için bizi yaylım ateşine tuttular. Oğlum öndeydi, ben de oğluma doğru yönelince bana üç kurşun isabet etti. Ondan sonraki kurşunlar da oğlumun bacaklarına geldi. Ben ve oğlum yaralandık. Eşimi ise kaybettim. Kazan'da konu komşu, yaşlı genç çok vatandaşımız yaralandı, çok evladımızı kaybettik ama çok şükür, bugünümüze hamdolsun." Karnından, kolundan ve ayağından yaralanan Güder, Hacettepe Hastanesinde tedavisi süren 17 yaşındaki oğlu Mertcan'ın da durumunun iyi olduğunu, telefonda kendisiyle konuştuğunu da ekliyordu sözlerine.

75 yaşındaki Fikriye Temel, sopayı eline alıp kızı Nimet Temel ile birlikte sokağa çıktı o gece. Elinde sopayla tanklara karşı durdu. 4 çocuk annesi olan bu yiğit kadın, “Hiç korkmadım, yine olursa yine giderim.” diyordu kendisine soru yöneltenlere. Nimet Temel, elindeki sopayla birlikte direnişin sembol şahsiyetlerinden biri oldu.

Burdur’un Karamanlı ilçesindeki köyünden yola çıkan 90 yaşındaki Emine Özcan, yürüyemiyordu ama ülkesinin özgürlük mücadelesine katılmak için yaşlı bedenini eşeğine yükleyip öyle geldi meydana. O da sıra dışı bir örnek olarak yer etti hafızalarda.

Bu isimlerin dışında köprülerde, meydanlarda, askeri birliklerin önünde koşturan, haykıran, direnen, hesap soran, yaralılara yardım eden çok sayıda kadın vardı elbette. Yakın mesafeden kurşunlanan genç kızlar vardı. Yaşadıkları mahalleyi ayağa kaldıran teyzeler, hacı nineler vardı. İşgal edilen televizyon kanallarında kötü muameleye maruz kalan, görevlerini yapmaya çalışan, halkı bilgilendirme konusunda büyük başarılara imza atan insanlar vardı. Bunların yanında kocasını, babasını, kardeşini şehit vermesine rağmen acısını içine gömen, asla yakınmayan, şeref ve gururla başı dik bir şekilde konuşan, direnişe sahip çıkan kadınları da unutmamak gerekiyor. Her geçen gün onlardan birinin yiğitliğine, çabasına tanık olmaya devam ediyoruz hâlâ.

Suyu biz böyle geçeriz / Bizi afet sanırlar” diyor bir şiirinde Cahit Zarifoğlu.

O ateşten nehri, o ihanet ve dehşet tünelini, o alçaklık ve kıyım dehlizini böyle geçti temmuzda bu halk. Böyle bir heybetlle, vakarla, bakanı incitecek kadar güzel ve şerefli bir yürüyüşle geçti. Bu geçişte, bu yürüyüşte, bu dirilişte kızların, kadınların, anaların çehresi de ülkeyi ve yeryüzünü ışıttı.

Onları şükranla anıyor, muhabbet ve hürmetle selamlıyoruz.

Mukadder Değirmenci Arşivi
2 Sayı: 2 - Eylül 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler