“İnsan” Olma Üzerine Kısa Bir Derkenar
TEMMUZ Sayı: 10 - Mayıs 2017

İnsan kelimesiyle başlayalım söze, içerisinde iki sırrı saklar da sadece anlayana söyler; ünsiyet ve nisyan. Birisi insanın muhtaç olmasına, diğeriyse onun sorumlu olmasına işaret eder. İnsan, kendisini bir şeye yaklaştırırken aslında bir diğerinden uzaklaştırır. Yine insan, bir şeyi unuturken, diğer bir şeyi hatırlamış olur. Yaklaştıkları ile uzaklaştıkları, hatırladıkları ile unuttukları birbirinin muhalifleridir. İnsandan söz ediyorsak, onun için Hakk’a ve adalete yakınlık kadar, batıla ve zulme uzaklık da vardır, yine batıla ve zulme yakınlık kadar, Hakk’a ve adalete uzaklık. İnsan, neye ünsiyet beslerse bir diğerinden o kadar uzaklaşmış olur. Neye yaklaşıp neyden uzaklaşacağına ise kendisi karar verir.

‘Her karar bir tür bilgiye göredir’ derler düşünürler. Şayet öyleyse, o zaman insanı, tercihine götüren bir bilinci vardır, bilincini dışarıya taşıran bir de iradesi. Zaten insan olmak bir taraftan ahlak varlığı olmak, o ise irade ve bilince sahip olmak değil midir? Bilinci vasıtasıyla unutan ya da hatırlayan insan için her unutma kendi içinde yeni bir başlangıca ve yola çağrıdır aslında. Hakk’ı ve adaleti unutan da insandır, hatırlayan da. İnsanın Hakk’ı ve adaleti hatırlaması ona bir taraftan batılı ve zulmü unutturur. Unutma ve hatırlama arasında meydana gelen bu sarmal ne esrarlı raksların cereyan ettiği bir düzlemdir. Üzerinde maharetle durabileneyse insan diyoruz.

Düşünürler hep insanı anlamaya çalışırlar, büyük insan dediğimiz âlemi anlama çabası da arkasında insanı anlama uğraşısını saklamaz mı zaten? Hiçbir sınıra indirgenemeyen insan için en çok, düşünen, konuşan ve sosyal bir canlı olduğu iddiası dillendirilir. Doğrudur, insan en çok bu sıfatlarla anılır, bilinir ama unutulmamalı ki, insan bu tavsiften çok daha fazlasıdır.

İnsan kelimesi ile beşer kelimesinin birbirini tamamladığını düşünebiliriz, bu düşünce çizgisi bize her insanın beşer olduğu ama her beşerin henüz insan olamadığı bir dizgeyi sunar. Beşer deri anlamına gelir. Bir derinin ardında tüm çıplaklığımızı saklarız, derimiz bizi güzelleştirir. Derinin arkasında sakladıkları deri olmadan açığa çıkınca iğrenir insan, kendisinden bile. Dolayısıyla kemiğe et büründüren ve insanı en güzel şekilde yaratan, onun görünebilecek çirkinliklerini deri vasıtasıyla saklayan bir Rab ile ahenge ve kıvama kavuşur bütün anlamlar. Beşerliğimiz Allah vergisidir, insaniyet ise kazandığımız, canavarlıksa nankörlüğümüz, kibrimiz, hırsımız ve cehaletimizle elde ettiğimiz. Beşeriyette birbirimiz arasında koşulsuz bir özdeşlik vardır ama insaniyette yoktur, hak ettiğimiz kadar, becerebildiğimiz kadar insanız ama her zaman beşeriz. Topraktan gelirken beşeriz, ona dönerken insan... Ancak herkes insan olarak dönemez ki toprağa, toprağın asaleti ve tevazusu canavarları örtmeye de yeter!

O halde her birimiz öncelikle beşeriz, yaşam sürecinde kimimiz insaniyete, kimimiz ise canavarlığa doğru yol alırız. Yolu ve yolculuğu seçense bizleriz, biraz önce dedik ya ünsiyet ve nisyan bizim en güzel yol azığımızdır. Bizi beşer olarak yaratan bununla birlikte önce insan sonra Müslüman olmamızı isteyen Allah, bu olmazsa olmaz fıtri nitelikleri bize yol azığı olarak sunmuştur. Nisyanımız ve ünsiyetimiz neye göre ise biz o şey haline geliriz. Hakk’a ve adalete ünsiyet, batıla ve zulme nisyanla gelir, batıla ve zulme ünsiyet ise Hakk’a ve adalete nisyanla peşi sıra birbirini kovalar.

Beşer her ikisini de yerine getirebilecek donanıma sahiptir, bu donanım aynı zamanda onun imtihan güzergâhının vasıtalarıdır. Güzergâh üzerinde karşımızda iki kapı kendisini açık eder; ya insaniyet ya da canavarlık. Fıtratımızla bize bahşedilen güçlerle yönelip tercih ettiklerimiz bizi belirler. Canavarlaşan da beşerdir, insaniyete ulaşan da. Hakk’ı ve adaleti hatırlayan, onlara ünsiyet beslemeyi becerebilen beşerin yolculuğu insaniyete, Hakk’ı ve adaleti unutup, batıl ve zulümle ünsiyet kuran beşerin yolcuğu ise canavarlığa varır.

Zordur insan olmak ve daha zordur İslam’a talip olmak. Din, zaten herkes için güzergâhın insaniyet kapısına çıkabilme imkânlarını hazırlamak için anlamlı değil midir? Canavarların dine talip olduğu ve din bezirgânlığı yaptığı dünyada yaşamak ne zor iş! Samimiyetle çıkmak gerekir yola, sonra neyi hatırlayıp neyi unutacağımıza, neye ünsiyet besleyip, neye yabancılaşacağımıza iyi karar vermek gerek. ‘İnsan kendi saçından kendisini kaldıramaz’ der bir düşünür. Her şeyimizle muhtaç olan varlıklarız bizler, önce insan olmak sonra onu korumak, sonra da onu daha güzel kılmak için Müslüman olmaya talip olmak yaraşır bize. Hz. İnsan’dır arayışımız. Bunun için Allah’ı tanıyıp bilmek gerek. Allah'ı tanımak ile bilmek birbirini tamamlar. İlki irfanı, diğeri ilmi gerektirir, irfan olmadan ilim tekebbüre varır, varmıştır, insanı canavarlaştırır, canavarlaştırmıştır. Velhasılı kelam şiirle bitirelim ve şaire kulak verelim:

Önce giy edep elbisesini ol insan,

Sonra takarsın mücevherleri olursun Müslüman,

Yandık yandık Müslümanlığımıza yandık,

Mazrufa bakmadık hep zarfa aldandık!

Muhammed Enes Kala Arşivi
10 Sayı: 10 - Mayıs 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler