Ah Afrika Kaldır Artık Başını: Ruanda
TEMMUZ Sayı: 11 - Haziran 2017

Umut mevsiminde nadasa bırakılmış gönüllere kardeşlik tohumunu ekme gayesiyle çıktık yola. Yolumuz uzun, derdimiz büyüktü bizim. Gördüğümüz tüm kara gözlerin içinde beliren ürkek ışıltının, zalim siyasanın sebep olduğu karanlıkları aydınlatacak güce sahip olduğunu biliyorduk. Tarihinin hiç bir döneminde sömürü çarklarına ortak olmayan kültürün verdiği özgüvenle bakıyorduk ufuk çizgisine. Tarihin insana güç verdiğini biliyorduk, ancak bu gücün insanlığın ortak paydasındaki güzellikleri biriktirmesiyle anlamlı olduğunu ancak yaşayarak öğrenebilirdik. Afrika’ya tahakkümle yaklaşanlara inat, ona hikmetle yaklaşılabilecek yolların keşfedilebileceğine inanıyorduk. Çünkü biz, “bakan” olduğumuz kadar “bakılanız” da, dolayısıyla her baktığımıza kendimiz olarak bakar, onu kendimiz olarak görürüz.

Dünya tarihinde yeri sürekli sömürülen bir kıta olarak tescil edilegelen, üzerinde siyah incilerin yeşerdiği yerdir Afrika. Serçe tedirginliğinde yaşamaya alışmış, tevekkülün aşırı uç bölgelerinde nefes almaya alıştırılmış insanlarıyla, insana cennet özlemi duyduran bereket nişanesi doğa güzellikleriyle tüm insanlığa kucak açan bir anadır Afrika. İç ve dış karışıklığın acımasız girdabına teslim edilerek, oluşmakta olan kendine özgüvenin sürekli yıkıma uğratıldığı bir diyarda yaşamak zordur elbette. Birileri insanları itinayla oralardan uzak tutmaya çalışıp, masalarındaki hain planları uygulayacak maşaları ararken, kılavuzlarının cehalet duvarını aşamadıklarını görebiliyoruz. Öyle bir cehalet ki tevafuk ettiğimiz, Afrikalıları birbirine kırdırıyor, en büyük umut silahı olarak onlara, tevekkülün aşırı dozlarını şifa olarak sunuyor, kendi kendilerini yönetme konusunda yetersiz olduklarını sürekli yüzlerine haykırıyor, zenginliklerini Batıya taşıdıktan sonra o zenginliklerden kazandığı kârların köpükleriyle hayırhâh işlerle emperyalizm seviciliğine küstahça yollar açıyor.

Şahitlik ettiğimiz ülkelerden birisi sevecen insanlarıyla bizi karşılayan Ruanda’ydı. Sömürmenin yeni ama alışıldık metotlarını sergileyen Belçika, Ruanda tarihinin en kara sayfalarını itinayla hazırlamış. Dişlerindeki salyayı insan-altı olarak gördüğü tüm Ruandalılara bulaştırmada başarısızlığa mahkum olabileceğini düşünmemişler. Ruanda halkını “uzun” ve “kısa” olarak ayrıştırarak insanlık tarihinin aynı zamanda utanç dehlizlerindeki en karanlık odalara tüm ayıplarını istiflemişler. Hangi ayıp bir diğerine tercih edilebilir ki! Şekil ve boyutlarına bakarak kendilerine hizmet etme şerefine nail olabilecekleri “üstün köle” olarak görebilen zihniyetin insanlık huzurunda her an mahkum edilmesi bir vicdan borcudur. 1994 yılında Ruanda’da aylarca süren katliam diyorum, kara gözlerdeki ışıltıyı zehre döndüren bir insanlık çığlığıdır. Belçika, kendilerine layık olabilecek köleleri seçerek efendilik hayalinin cehennem sıcağında kavrulması gerekirken, kendilerine köle olarak seçip, kısalara efendi olabilecek uzunların haksızlığa ve beşer hırsına kurban gidebileceğini düşünmemiş midir? Düşünmüştür elbette, kaostan, kandan ve korkudan beslenen emperyalizm canavarının zeka katsayısı yüksek, ancak vicdanı kördür! Uzunları kısalardan ayırarak onları kendilerine hizmet etmeye layık gören zihniyet ne hastalıklı bir zihniyettir.

Tarih kahramanları ve şaklabanları hiç kaçırmadan kaydeder. Kısaların uzunlar için hazırladıkları katliam, Ruanda sokaklarını hiçbir dönemde görmediği kırmızı renge boyamıştır. Katliamın bedeni kısalar olsa da ruhu, insanları katliama yönelten ve katliam sırasında sessiz kalan Batı Emperyalizmidir. Bunun yanında Ruanda’da yaşayan Müslümanların din, uzunluk ve kısalık farkı gözetmeksizin tüm mazlumlara kucak açması, onları ülkelerinde yeniden doğan bir güneş gibi kurtuluş ümidi haline getirmiştir. O döneme kadar tüm sosyal hayattan dışlanan, eğitim hakları ellerinden alınan Müslümanlar dinlerinin emrettiği hak ve adalet vazifesinin sorumluğunu yerine getirmenin verdiği huzurla Ruanda toplumuna yeniden sükun ve kardeşlik tohumlarını ekmişlerdir. Hiçbir iyilik karşılıksız kalmayacaktı elbette, katliamdan sonra kanın, gözyaşının, kaosun ve şiddetin çözüm olamayacağını öğrenmeyi başaran Ruanda devleti Müslümanlara karşı yapılan haksızlıkların farkına varmış ki, onlara geçmiş dönemlere nazaran sahip olmaları gereken hakları yeniden iade etmeye başlamışlar. Kısaca Ruanda’da da olacak olan olmaya başlamış bile… İstikametin yerini bulabilmesi, 1994 yılında Müslüman girişiminin meyvesiz kalmaması için Müslümanların umudu olan Türkiye’nin hak ve adalet merkezinde Ruanda’yı gözetmesi oldukça önemlidir. Tarihinin hiçbir döneminde sömürü yarışına girmemiş olan Türkiye, insanlık tarihinde umudun ve huzurun karşılığı olabilmeyi tarihinden aldığı güvenle yeniden başarabilecektir.

Öz güven azığının insanın ruhunu tatminini müjdeleyen meltem, bizi bir Ruandalı öğrencinin sorusuna verilen cevaba ilişkin tepkisiyle serinletti:

-Size bir soru sormak istiyorum. Annemin anlamadığı ve benden sormamı istediği bir soru var. Buraya Türkiye’den geldiniz. Dinlerine bakmaksızın Ruandalı başarılı öğrencilerin eğitim yaşamları boyunca tüm masraflarını karşılayacaksınız. Karşılığında ise bir şey istemeyeceğinizi söylüyorsunuz, ama bize hiçbir ülke karşılıksız kuruş vermedi ki! Neden bunu yapıyorsunuz?

-Kıymetli kardeşim, rahat ol, Türkiye tarihinin hiçbir döneminde emperyalizme yenik düşmedi, elinde güç olmasına rağmen hiçbir ülkeyi sömürmedi. Gittiği her yere adalet ve huzur götürmek gayesini taşıdı. Türkiye size hak ettiğinizi, layık olduğunuzu sunmaya geldi. Karşılığında ise ülkenize dönüp en iyi şekilde hizmet etmenizi istiyor. Başka da bir şey değil.

-Türkiye çok büyük bir ülke. O zaman Afrika, Türkiye’yle yeniden yeşerecektir. Annemin umutlarını boş ve anlamsız çıkarmadığınız için size teşekkür ediyorum.

Beyazlara karşı öğrenilmiş bir çaresizlikle ses tonlarını en alt perdeden açığa çıkaran Afrikalı kardeşim, kuşan öz güvenini, kaldır başını, yak gözündeki umut ışıltısını ve korkma. Sana öğretilen çaresizlik ve yanlış tevekkül senin olamaz, olmamalı. Meşakkatler seni durduramaz, durdurmamalı. Koy elini elimin üstüne, koy yüreğini yüreğimin üstüne, sana yapılan haksızlıklara haykırma zamanı. Hiç birimizin diğerine üstünlüğü yok, unutma. Kendine haksızlık etme. Sana Allah tarafından bağışlanan velud toprakları, aklı, vicdanı köreltme. Ah Afrika, kaldır başını, umutsuzluğa düşme, sana en büyük umut, her zaman yanında bulacağın ve seni hiçbir zaman bir diğerinden ayırmayacak olan İslam olacaktır. Ama lütfen İslam’ı Müslümanlarla karıştırma ve güven Allah’a, sadece O’na güven. Sonra da kalk kıyama, nefsine ve iğdiş edici zalim emperyalizme karşı…

Muhammed Enes Kala Arşivi
11 Sayı: 11 - Haziran 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler