Yalnızlık kişinin kendini toplumdan soyutlamasıdır bir bakıma. Uzaklaşmasıdır diğer insanlardan, kalabalıklardan. Yalnızlık içine çekilmesidir insanın. Kendine iç gerçekliğine dönmesidir. Bu seçimlerimizle mi olur, rastlantısal mıdır pek bilinmez ama sonuçta varlık âleminden yokluk beldesine giden yolda ıssız bir adada kendi çıplak gerçekliğiyle karşılaşmasıdır insanın.
Peki o anda, yalnızlığın cisimleşip ete kemiğe büründüğü bir anda korku ve ürperti mi duyar insan, yüreğinin gizli köşelerinde? Issız bir adaya düşen hemcinsinin çaresizliğini mi yoksa?
Yalnızlık, her şeyden uzaklaşarak kişinin kendi uzlet köşesine çekilmesi midir yalnızca? Yalnızlık, tek başına yürümek zorunda olduğun bir yoldur belki de. Tıpkı yaşamak gibi. Kendi tercihlerinle mecburi istikamet arasında kaldığın kocaman bir duvardır aynı zamanda. Kesin olan bir şey varsa o da hepimizin zaman zaman o adaya uğramaya mecbur olduğumuzdur. Evet, bir adadır yalnızlık ve insan orada her şeyden uzaktır. Hatta kendisinden bile…
Aslında çok net hatırlamıyorsun ama sen onu yaşadın bir müddet. Teşehhüd miktarınca en azından. Komşudan ateş alıp gelinceye kadar. Belki de daha fazla. Hatırla annenin karnında yalnızdın. Askere giderken de. Dostların seni en güzel şekilde ağırlamışlar, gezdirmişler, gönlünü hoş etmişler ama otobüsüne yalnız binmiştin. Gözyaşlarını diğer yolculardan saklamak için önüne bakıyordun.
Hasta yatağında yalnızdın. Belki milyon dolarlarının vardı ama işe yaramıyordu. Hiçbir ademoğlu senin yerine o yatağa yatmayı kabul etmemişti. Gelenler seni teselli etmeye yelteniyorlardı kırık dökük cümlelerle. İçindeki yara kezzap gibi öylesine yakmaktaydı ki benliğini, değil kelimeler bulutlar bile su serpmeye yetmezdi yüreğine. Akşam gamlıydı daima. Kurşun yüklüydü bulutlar, rüzgâr bağrını delip geçiyordu. Gelenlere, kalanlara; ağrılarla yoldaş olup olmadıklarını soruyordun hal dilince. Ama onlar seni anlamazlardı çünkü hayatları boyunca o yatağa hiç düşmemişlerdi.
Ötekiler de yalnızdı. Kalabalıklar içinde yapayalnız. Gökdelenlerde, plazalarda, metrolarda, otobüs duraklarında. Elindeki akıllı telefonla insanların yüzlerine baka baka gömüldüler yalnızlıklarının derinliklerine. Baktıkları aynalar çatlayıp kırılıverdi ellerinde. Yalnızlıklarına tutunup indiler bir sonraki istasyonda şehrin akşam kalabalığına karışmak için.
Düşünemediler ki en çok kalabalıklar içinde yalnızdır insan. Şehrin tam göbeğindeki İstiklâl Caddesi’nde insanlara çarpa çarpa ilerlemek zorunda kalırken yalnız. İki bin kişinin çalıştığı bir okulda oturmak için boş bir sandalye ararken öyle.
Sonra bin bir güçlükle evine varıp şöyle mükemmel bir sofraya oturdun. Sofra dedimse sözün gelişi dedim, şık bir masa. Masa da masaymış ha dedirtecek cinsten. Yardımcın yine yapmış yapacağını, donatmış üzerini. Bir tek kuş sütü eksik masada. Derken aklında işte: “Yalnızlık tek başına yenen yemektir.” Masanın öbür ucunda artık uzakta olan dostlarının, seni terk eden sevgilinin, yıllardır çeşitli nedenlerle görüşemediğin ilkokul arkadaşının silüeti hayal meyal duruyor. Dokunsan yakalayacaksın sanki. Annen ve baban da çok ötelerdedir artık. Gittikçe kötüleşen, vahşileşen, yalan dünyada yaşamaya daha fazla tahammül edemeyip bir kutsal beldeye hicret etmişlerdir. Sükûn ve emanet yurduna. Uzaklara, asıl vatana…
Şimdi burada bu kadar güzel ve olumlu şeyin arasında nasıl da bir hapishane olduğunu düşünmeye başladın yalnızlığın. Büyük muazzam boşlukta yüzen devasa bir zindan. Daha çok kendi zihnimizde oluşan. İnsanını orada ebedî inzivaya mahkum olduğu…
Yalnızlık yazarların, şairlerin, sanatçıların en önemli gıdaları olmuştur her zaman. Yazmanın itici gücü, roket yakıtıdır yalnızlık. Edipler, kelimelerden şaheserler inşa edebilmek için onun soğuk duvarlarında sabahlar. Kalem ehl-i ona tutunduğunda ilham perisinin omuzlarına konuverdiğini duyar.
Yalnızlık, dört duvar arasında tamamlamaya çalıştığımız beyhude ömrümüzün kederli bakiyesidir. İnsan, yaşlanınca yalnızlığın şiddetini yüreğinde daha da hissetmeye başlar. Geçen zaman, akan yıllar, sırtımızda şaklayan bir kırbaç gibi vücudumuzda bırakır izlerini.
Kimdir yalnızlığın gerçek taliplileri? Bir alıcısı olur mu yalnızlığın gönül pazarında? Bu festival tadında şaşalı yaşamda kim onun soğuk gövdesine sığınmak ister ki?.. Yalnızlığın meraklısı çok değildir yeryüzünde. Kimsesizler, yoksullar, evsizler, meczuplar, dervişler, delilerdir onun alıcısı sadece.
Peki sen buna talip misin ona ey okur? Bir sevgiliye vasıl olmak ister gibi. Gel seninle yalnızlığımızı bölüşelim desem buna yanaşmazsın bilirim. Sen güzelliğin, iyiliğin, mükemmelin peşindesin. Konformist hayatından asla ödün vermezsin. Şemsiyen, güneş gözlüğün, mataran vesaire olmadan asla yola koyulmaya insanlardansın belki de. Kredi kartların, hayat sigortan sana güven veriyor olmalı gülümserken. Hem bak daha vakit de erken. Derken ikindi olmuş, yeryüzüne buruk ve mağrur bir akşam inmiş. Bir lokma bir hırka yaşamak sana göre bir elbise değilmiş. Aradığın da bir şey yok ise bu lüksün soyulmuş yılan ve yalan derisine sarınmış bir dünyada gerçeğin hangi sokağına vasıl olacaksın ki? Nirvana bize uymaz, ithal ve dantel bir kumaşı var onun. Giyenleri birkaç dakikada yakıp küle çeviriyor o. Kezzabın acısı, ruhun sancısı, elemin uğultusu…
Bazen kaçmak istersin ondan. Tutunacak bir dal, sığınacak bir liman ararsın. Sevgilinin koynuna başını yaslayıp saatlerce, günlerce uyumak istersin. Seni saracak bir anneye muhtaçsındır, payına hep soğuk kaldırım taşları düşer. İkiz gölgen gibi seni takip eder tüm ömrün boyunca. Düşmanın gibi seni izler gizliden gizliye.
Oysa son kertede tüm yollar yalnızlığa çıkar ey insan. Bu dünyaya yalnız geldin, yalnız gidiyorsun bak. Dahası yalnızlığının hâlâ farkında bile değilsin. Yalnızlığın paylaşılmayan bir şey olduğunu yaldızlı şairlerden öğrendin. Şaşaalı, gönençli bir dünyaya kazık kaktığını varsaydın. Bir elinde divitin, bir elinde Süleyman’ın (aleyhiselam) mührü vardı. Ben tarlasını ekip biçmekte olan bir köylüydüm. Sen tüm varlığın ve mahiyetinle birlikte üzerimden uçup gittin. Yalnızlığın adasına; yokluğun, hiçliğin ana karasına. Son kertede yolun mutlaka kendine çıkar. Bazen boşluğa bazen yokluğa. Sen yine de yalnızlığınla hemhal olup ona iyi bak. O seni kendine ulaştırır nasılsa… Yaranı sağaltır, yüreğini ferahlatır, yüzünü güzelleştirir. Yalnızlığın adaşın, yoldaşın, ruh ikizin senin. Onunla mutlu yaşamaya bak…

