Tanju Kildiş’e, Tanju Kildiş’i, Tanju Kildiş...
I-ön söz/leşme
demode oldu sevdalar gibi dostluklar da
oysa bir niçin’i bile yoktu kardeşliğin
ey beni huzursuz eden giz
istemeden kırdığımı
hangi şiir hangi şehir hangi şair
özür ve/ya affedilmek
kaşlara düşen yıldırım ağrısı
seccadeyi gittiği yöne sermek onun
sermek onun gittiği yöne seccadeyi
onun gittiği yöne seccade sermek
seccade...
soğuk bir intihardı kâğıt ile kalem
bilmiyordu sevdânın
yalnızca ibrişimle nakşedildiğini yüreklere
ve sâdık kalmanın
affetmek hünerdir
adı ‘kırgınlık’ olsa da yaşamın
gözlerdi felç eden
gözyaşı, göğüs kafesimize düşen kırağıydı
kalp kırmamanın da adıydı islâm!
II-son söz/leşme
fosforlu bir suskunlukla yaraladım
sabah ezanı sonrası içini
içimin semtlerinde
ey hüznünü eylül’den
asaletini yüreğinden alan!
ince ve sıcak bir krizdi ayrılık
denkti belki de ölümle
bir şiir mesafesi kadar uzak kaldık birbirimize
sana gitme, gel derim
“unutma dostumsun sen, neredeysen orda ölmek isterim”
