Necip Tosun’un baskısı olmadığı için arayıp da bulamadığımız ilk öykü kitabı Küller Ve Uçurumlar Dedalus’tan çıktı. Öykü macerasının ilk adımını merak ettiğimiz Necip Tosun’un bu kitabına da böylece kavuşmuş olduk.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki kendisi Türk öykücülüğü adına büyük bir şans. Cemil Meriç için yapılan fikir işçisi benzetmesine nazire yapacak olursak onun için de pekâlâ öykü işçisi diyebiliriz. Genç öykücüler için tek başına bir okul niteliğinde ve oldukça da üretken bir yazar. Bilgisini tecrübesini sakınmayacak kadar da gönlü açık bir usta kendisi.
Kitap toplamda 14 öyküden oluşuyor ve klasik Necip Tosun öykülerine nazaran bir miktar daha kısa diyebiliriz. İlk basımı 1998 yılına dayanan bu eser usta bir öykücünün muştusuymuş meğer. Ta o zamanlarda sesinde, cümlelerinde modernitenin eritemediği bir maden kendini göstermiş. Ben öykülerini okudukça insan ruhunun dünyadan çok daha zengin ve uçsuz bucaksız olduğuna kanaat getiriyorum. Daha ne yazılabilir ki insana dair diye hayıflanmaları çürüten türden öyküler sunuyor bize kitap.
Onun kahramanları genellikle iç kırgınlıkları olan ve kederlerini çok derinlerde hisseden kişiler. Bizi, beni, sizi anlatan şeyler barındırıyor kitaptaki öyküler.
Farklı ve orijinal bir dil ve biçem ile kendi evrenini kuruyor Necip Tosun. Dil ve biçem açısından göz kamaştırıcı, konu bakımından da hüzünlü bir evren bekliyor okuyucuyu.
Bu kitaptaki kahramanlar da yazarın diğer öykü kitabındaki kahramanlar gibi tutunamayanlar. Kederini kendine azık edip yürüyen, yürürken de çağrışım yapan nesnelerle kahramanı alıp götüren bir resim çiziyor bize yazar. Bu kimi zaman bir çınar ağacı oluyor, kimi zaman cama vuran yağmur damlası bazen de vapurdumanı. Hayattan umduğunu bulamayanların kaçışlarını ve sonunda kendine toslayışlarını anlatıyor Necip Tosun. Onların dünyasına misafir ediyor bizi ve onlardan bahis açarken anlatmaktan ziyade göstermeyi seviyor. En ince ayrıntısına kadar mekân önümüze çiziliyor ve kahramanla o atmosfere siz de dâhil oluyorsunuz. Bunda bilinç akışı tekniğinin de katkısı olduğunu düşünüyorum. En çok da şehir konu ediliyor kelimelerle çizdiği resimlere.
Ölümü bekleyen bir ihtiyarın muhasebesi bazen, tahlilleri kötü çıkan bir hastanın eve gidene kadarki ölüm hülasaları, musikişinas bir ihtiyarın geçmiş üzerine yolculuğu ve yaşadığı boşluk hissi, düş kırıklıklarıyla şehirde dolaşan birinin otel odasında yaşadığı geçmişe yolculuk, bir türlü sinema dünyasına adım atamayan hayalleri yıkılmış bir gencin kendiyle yüzleşmesi, yitik bir hayatın muhasebesini anlatan bir öykü ve daha fazlası sizleri bekliyor.
Öykü adlarına da bir parantez açmak gerekiyor. “İnşirah”, “Hüzzam”, “Kuyu”. Bu isimler de öyküler hakkında ipuçları veriyor aslında.
