Küllediği kadar kabuğu kaldıracak kadar ustaydı zaman
Baygın bir şehrin mavi boyalı göğünde ışık ararken kuşlar
Sağılmayı bekleyen yıldızları emiyordu gece.
Turuncu tutunca ufukta / gece tutar
Yangın tutar
Acım tutar...
Soğuk bir duvarın sesine gizlemiş iken /ağıt tutar
Yâd tutar el tutar gurbet tutar...
Gündelik bir meşakkat değildi bu
Bodur kalmış bir gülün de hikâyesi değil
Savrulmaya meyyal bir yaprağın güze alışması bu
Kanı görmeyen bir çocuğun dizleri üstüne düşmesi bu
Derin bir düşüncenin fermana gelmesi...
Bu, kara bir kışın bahardan gün çalıp filme girmesi
Gişe rekorlarını kıran yaşın senfonisi
