I.
Yazı ve yazının üzerine yazıldığı malzemelerin tarihi, aynıdır. Yazı var olduğundan beri, yazı malzemeleri de vardır. Yazı nasıl biçim ve üslup olarak gelişmişse, yazı malzemeleri de gelişmiştir. İnsanlar yazma araçları gibi yazı yazılan malzemeleri de zamanla geliştirmişlerdir. Kâğıdın yaygınlaşması, bilginin insanlar arasında daha hızlı akışını sağlamış, matbaa ile birlikte iş, bir endüstri ve sektör haline gelmiştir.
Dergi için “modern bir kültür aracı” dedik. Matbaa gibi dergi de İslam coğrafyasına, Osmanlı’ya Avrupa’dan bir iki asır sonra girmiştir. Bunun kültürel, sosyal, ekonomik vb. sebepleri vardır. Batıda yaşanan fikrî ve siyasî hareketlilik, bir şekilde İslam coğrafyasına girmiş, bunlar dergiler etrafında kümelenmişler, kendilerini dergiler aracığıyla ifade etmeye çalışmışlardır.
Modern düşünce tarihimiz, bir ölçüde, dergi tarihimizdir. Bizim dergilerimiz, genelde sanat, edebiyat ve düşünceyi birlikte ele almışlar, harmanlamışlardır. Bu, biraz da sanat ve edebiyatı, düşünceden ayırmanın zorluğundan ileri gelmiştir. Eğitim ve öğretimin yaygınlaşması, dergi çeşitliliğinin de artmasına yol açmıştır. Garip gibi bir iki şiir/edebiyat akımını dışarda tutarsak, bir çok edebiyat akım ve anlayışı da kendilerini dergilerle ifade etmişlerdir. Servet-i Fünûn’dan Edebiyat dergisine kadar durum böyledir. Uzun süredir, Temmuz 1933’ten beri yayınlanan Varlık gibi bazı dergiler zaman içinde çeşitli dönüşüm ve değişim geçirmiş olsalar da anlayış, zihin ve tutum olarak nerede durdukları aşağı yukarı bellidir, aynıdır.
II.
Biraz geriye gidip bu neşir türünün hayatımıza girdiğinde, kendini hangi kelimeyle adlandırdığına bakalım. Bu bağlamda en çok kullanılan kelimenin, mecmûa olduğunu görmekteyiz. Tâhirü’l-Mevlevî tarafından neşredilen Dînî, İlmî, Edebî, İctimâî olarak nitelendirilen yayın, Mahfil Mecmûa-i İslâmiyyesi’dir. Kimi yazar ve araştırmacılar derginin adını, Mahfel şeklinde okumuşlardır. Sebîlürreşâd da kendini vasfederken “Dînî, İlmî, Edebî, Siyâsî Haftalık Mecmûa-yı İslâmiyye’dir” demiştir. Dâru’l-Fünûn İlahiyat Fakültesi ile Edebiyat Fakültesinin çıkardıkları yayınların adları da aynı kelimeyi taşımaktadır: Dâru’l-Fünûn İlahiyat Fakültesi Mecmûası ve Dâru’l-Fünûn Edebiyat Fakültesi Mecmûası.
İkinci Meşrutiyet sonrasında çıkan yayın organlarından olan Beyânülhak, kendini Dînî, Edebî, Siyâsî ve Fennî Haftalık Risâle olarak isimlendirmiştir. Dönemin en etkin ve yaygın dergilerinden olan Sırât-ı Müstakîm de kendini ifade ederken aynı kelimeyi tercih etmiştir: “Din, Felsefe, Edebiyât, Hukûk ve Ulûm’dan bâhis haftalık risâledir”.
Dergi isimlerinde kullanılan diğer bir kelime de mecelledir. Tatar İslamcılar tarafından İstanbul’da neşredilen Teârüf-i Müslimîn, Hucurât sûresinin 13. ayet-i kerimesini (وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا) kendine şiar edinmiş ve misyonunu da şöyle belirtmiştir: Dînî, Siyâsî, Târîhî, Felsefî ve Ahvâl-i Âlem-i İslâm’dan Bâhis Haftalık Mecelle’dir. Mecelle’nin, günümüz Arapça’sında dergi manasını taşıdığını not edelim.
Bu tür yayınların kullandıkları kelimelerden biri de, cerîdedir. Örnek olarak iki derginin bu adla çıktığına işaret edelim: Meşîhat tarafından neşredilen Cerîde-i İlmiyye (Meşîhat-i Celîle-i İslâmiyye’nin Cerîde-i Resmiyyesi’dir) ve Cerîde-i Sûfiyye (Tasavvufî, Dînî, Ahlâkî, Siyâsî Cerîde-i İslâmiyye’dir).
Bugün dergi olarak adlandırdığımız yayın organı için geçmişte kullanılan belki başka kelimeler de vardır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu yayın, birden fazla sözcük ile ifade edilmiştir. En yaygın olanı, mecmûa’dır. Bu kelime, ilim ve kültür hayatımızda çok eski zamanlardan beri kullanılan bir sözcüktür. Bu manayı kazanmadan önce, daha çok derleme eserleri ifade etmek için kullanılırdı. Bir mecmûanın içinde birden fazla yazara ait, birden fazla şiir ve benzeri edebî ürünler bir araya getirilir, bu kolleksiyonlara mecmûa denirdi.
Maalesef gelenek oluşturma açısından bir çok alanda olduğu gibi, ülke ve millet olarak dergicilik alanında da çok eksiğiz. Bunun arka planında harf inkılabının büyük etkisinin olduğu, yadsınamaz bir gerçektir. Sanırım Türkiye’de Osmanlı döneminde çıkıp da hâlâ yayınını sürdüren tek dergi var: Türk Yurdu. 1911 yılında çıkmaya başlayan derginin yayını, zaman zaman inkıtaya, sekteye uğrasa da bugün neşrini devam ettirmektedir. Çıktığı günden beri Türkçülüğün sesi olan dergi, Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından aylık olarak yayımlanmaktadır. Eylül 2017 sayısı, yıl: 106, sayı: 361 olarak tanımlanmıştır. Şubat 1929’da latin harfleriyle çıkan derginin neşri, 10 Ocak 1931’de Türk Ocakları’nın kapatılmasıyla durmuştur. İnişli çıkışlı bir serüveni olan derginin inatla çıkışını sürdürmesi önemlidir. Türk Dil Kurumu tarafından çıkarılan Türk Dili dergisinin ilk sayısının Ekim 1951 olduğunu da hatırlatalım.
Türk Edebiyatı Vakfı’nın çıkardığı Türk Edebiyatı’nın çıkış yılı, 1972’dir. Eylül 2017 sayısı, 527. sayıdır. Üniversitelerin çıkarmakta olduğu akademik dergilere girmiyoruz. İlk sayısı Mart 1987’de çıkan, Eylül 2017 itibarıyla 330. sayıya ulaşan Yedi İklim’i de analım. Yukarıda adını andığımız, Temmuz 1933’te çıkmaya başlayan Varlık (İlk çıktığında Sanat ve Fikir Mecmuası; şimdi Aylık Edebiyat ve Kültür Dergisi), ülkemizin en uzun soluklu bir kaç dergisinden biridir (son sayı: Eylül 2017, 1320).
Yahya Kemal ve arkadaşlarının, 1921-1923 yılları arasında toplam kırk iki sayı çıkardıkları Dergâh, bugün aynı isimle, Mart 1990’dan bu yana (son sayı, 331), Mustafa Kutlu, Ezel Erverdi ve İsmail Kara tarafından ilk çıkaranlarının düşünüş, duyuş ve anlayışıyla neşri devam ettirilmektedir. Önümüzdeki Kasım’da 250. sayısını çıkaracak olan Hece, 15 Ocak 1997’den beri edebiyat dünyamızı zenginleştirmektedir.
Keşke, düşünce ve edebiyat hayatımızda büyük yeri ve etkisi olan Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera gibi dergiler, yayımlarını sürdürebilseydiler!
III.
Dergiler, bizim kültür, sanat, edebiyat ve düşünce dünyamızın vazgeçilmezleridir. Dergisiz hayat olmaz. Dergi, kitaba nazaran daha güçlü, daha etkili, daha belirleyicidir. Çünkü dergi, süre/k/li yayındır. Haftalık, aylık, iki aylık, üç aylık, altı aylık gibi sürelerle çıkar ve kendini bekletir. Dergi okuyucusu, dergisinin çıkışını heyecanla, aşkla bekler. Çünkü bilgilenmeyi, yenilenmeyi, bilinçlenmeyi, bu yolla gerçekleştirir. Herhangi bir dergide birden fazla yazar, birden fazla tür, birden fazla konu vardır. Herkes meşrebine, zevkine, birikimine, anlayışına göre hayatı, zamanı, insanı ve toplumu yorumlar, okuyucuya yeni ufuklar açar, yeni bakış açıları kazandırır. Bir dergide her okur kendine uygun, gönlüne, kalbine, zihnine hitap eden okuyacak bir şey bulur.
Her dergi, bir mekteptir. Kapısından bir kez girdiğinizde, kolay kolay çıkmak istemezsiniz. Orada her türlü ders verilir. Tarih ve coğrafya bilincini kuşanır, dil ve edebiyat zevkini kazanır, zarafet, incelik gibi insanî ve ahlâkî değerleri elde edersiniz. Dergi, size dostlar edindirir, yol göstericiler, rehberler sağlar. Yolunuzu yordamınızı onlarla belirler, hayat yolunda yürürken adımlarınızı yere sağlam basar, istikametten şaşmazsınız.
Her dergi, bir bahçedir. Orada envai çeşit ağaç, türlü türlü çiçek vardır. Her ağaç, her çiçek, ayrı bir dünyadır. Onların kokuları, renkleri, biçimleri, duruşları, sallanışları sizi huzura, mutluluğa, dinginliğe erdirir. Oradan çıkmak, aklınıza asla gelmez.
Söylemeye gerek yok ama biz yine de hatırlatalım. Dergi deyince, kültür, düşünce, sanat, edebiyatı önceleyen, önemseyen, gündeme alan, gündemde tutmaya çalışan, böylelikle bir insan tipi inşa etmeye gayret eden yayınları kastediyoruz. Otomotiv dergisi, spor dergisi, güzellik dergisi gibi yayınlar, reklam pazarından pay almak için çıkarılan, varlık sebepleri para olan yayınlardır. Kâğıt israfıdır. Çıkaranlara para kazandırır, alanlara vakit kaybettirir.
