Başkasının Hikâyesi
TEMMUZ Sayı: 15 - Ekim 2017

Hava biraz rüzgârlıydı o gün. Yağmur ha yağdı ha yağacak. Gideceğim yere trenle gidiyim dedim. Saate baktım. Haydarpaşa'dan üç dört saate varırdım Ankara'ya. Çok severim tren yolculuklarını. Mesafe uzun ya da kısa fark etmez, çok şey düşündürür insana o yollar. Uçsuz bucaksız, sarı bozkırla selamlaşırım. Dilimi anlar, cevap verir bana. Hem yalnızca bu kadar değil. Ağlayan çocuklar, ihtiyar amcaların parti konuşmaları, kadınların dertleşmeleri... Geçer bir köşeye izlerim her birini. Elimde küçük not defterim, konuşulanları kayıt ediyormuşçasına yazarım. Öyle biri görür de yanlış anlar mı diye de düşünmem, iyice bir yerleşip düzenlice yazarım.

Bu defa cam kenarına oturamayacaktım, genç bir çocuk çoktan kapmıştı manzaralı koltuğu. Zayıf, çelimsiz bir şeydi ya yine de uzundu boyu. Onun tam çaprazına yerleştim. Yolculuğa tek başına çıkmıştı herhalde, yanındakilerle konuşmuyordu. Kulp yerlerinden beyaz iplikle dikilmiş siyah sırt çantasını iki bacağının arasına almış. Ani bir refleksle çantasının ön gözünden Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar' ını çıkardı. Bu yaşta bir çocuk o sayfaların arasında kendine nasıl bir yakınlık kurabilirdi ki? Kursa bile hayatına geçirebilir miydi?

Uzun süre kulplardaki beyaz iplere takıldı gözlerim. Annesi mi dikmişti? Yok yok belki de babası dikmişti, annesi dikse beyaz iplikle değil siyah iplikle dikerdi. Kitaba ortalardan başlamıştı, demek ki buraya kadar okumuş. Tren hareket edince de uzun müddet gözledim onu. Okurken yüzü hiç değişmiyordu. En ufak bir şaşırma ifadesi dahi yoktu yüzünde. Defterimi henüz çıkartmamıştım çantamdan, bunu ilk kez yapıyordum. Bilerek ya da bilmeyerek, kelimeleri aklımın tenha bir köşesine kaydediyordum. Yazacak olsam defterimin sayfaları yetmeyecekti düşüncelerime.

Bunu nasıl yapıyordum? Bir başkasına kendi uygun gördüğüm giysileri giydirip çıkartıyordum, defalarca, usanmadan. Bir akrabasının yanına gidiyordu ihtimal. Belki de evden kaçtı, soluğu Ankara'da alacak. Evet böylesi daha iyi. Onu İstanbul' dan Ankara'ya kaçış öykümün kahramanı yapabilirim. Böyle düşününce ona acıyorum. Yırtık çantası, kitabı ve solgun yüzü... Çok şey yaşamış gibi derin gözleri ya da ben öyle olsun istiyorum. Kaldığı sayfayı kıvırdıktan sonra kalkıyor yerinden. Görevliye tuvaletin yerini soruyor. Bunu hiç beklemiyordum, böyle bir şey yoktu ona biçtiklerim arasında. Peşinden kalkıyorum. O tuvaletteyken ellerimi yıkıyorum. Aynadan arkamda kalan kapıya bakıyorum, kahramanımın kaçmasına izin vermeyeceğim.

İkimiz de aynı anda çıkıyoruz içerden. Sonra yine aynı anda oturuyoruz koltuklarımıza. İnsan hiç mi etrafına bakınmaz, ne tuhaf çocuk diyorum onun bu hali işime gelmezmiş gibi. Ona acıyordum ya sözde, asıl acınacak halde olan bendim. Tanımadığım, bilmediğim birine yeni bir hayat kuruyordum.

Dostoyevski’yi açmadan koydu çantasına. Kalkacakmış gibi çantasını kucağına aldı. Trenin durmasına daha birkaç saat vardı, Ankara'ya gitmiyordu anlaşılan. Durakta inmek üzere kapıya yanaştı. Endişeleniyordum, hikâyem yarım kalacaktı. Basamakları inerken ilk kez yüzüme baktı:

“Nasıl, kafanda kurduğun kadar kolay yaşanıyor mu hayat?”

Onun arkasından birkaç kişi daha vardı inecek olan. Arkasında küçük bir kalabalık oluşmuştu, gözlerim bir an kaybetti onu. Telaşlıydım. Hemen inmek istedim trenden. Kötü bir niyetim olmadığını söylemeliydim. Belki de genç bir dostumu kaybetmek üzereydim.

İzledikçe kendimden uzaklaşmıştım. Elimde defter ve kalem vardı. Sürekli yazmam, kurmam gerekiyordu sanki. Onu bozkırda başıboş gezen biri gibi evirip çevirdim, yolunu değiştirdim. Bu kadarına hakkım yoktu. Garın çıkışındaki yürüyen merdivenlerde tekrar karşılaştık. Bir çay içebilmek ve konuşabilmek için ikna ettim onu.

- Ne sanıyordun ki, yırtık çantamın içinden efsane bir hikâye çıkacağını mı?

- Ben.

- Saatlerdir çantama ve yüzüme bakıp kendince merakını giderdin öyle değil mi?

- Yalnızca.

- Yaşadığın şeyi her zaman yazamazsın. Bazen sadece yaşanması gerekir o anın.

İkimiz de önümüze konan çayları sessizce içtik. Kendimi ona anlatmaya çalıştıkça küçülecektim karşısında. Daha fazlasına cesaret edemedim. Karşımda kocaman bir adam duruyordu.

Aysun Bahar Asar Arşivi
15 Sayı: 15 - Ekim 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler