Modern çağın içimize döşediği ucube taş yollarda ilerliyoruz. Çok yabancıyız, çokça yaban. Geçmiş zamanlardan bu yana hüzünle kardeş olmuş bir coğrafyada kime, neden diye bile soramadan yaşanan her acıyı acımız bilerek bombaların arasından sıyrılıp gelmenin acemi telaşını yaşıyoruz. Yenilen kim, yenen kim, yenilenen ne yüzümüzde?
Tolstoy, “İnsan ne ile yaşar?” diye soruyor bütün insanlığa. Ne ile güler, ne ile hüzünlenir, ne ile kalkar ayağa diye uzatmak gerek soruları. Daha da geniş bir yürekle; “İnsan ne için gelir dünyaya?” sorusuyla yaşamayı öğrenmek gerek. Sadece kendisi için mi yoksa tüm dünya için mi atar bir insanın kalbi?
İlkel bir ruha bürünüp bir dağ yalnızlığında soluklanmak da var. Suyun soğuğu, havanın pusu, rüzgârın uğultusu. Tüm bunları da alabilir insan yanına, geçmiş zamanlardan topladığı masalları da derdest edebilir yastığının altına.
Yıkık şehirlerim, karaya boyanan yüzüm, çocukların ağlamaktan kızarmış gözleri, dünyanın eli kanlı politikaları, yediği her lokma boğazına düğümlenen insan yanım. İnsan tek başına bir gölgedir dünyada. İnsan ümmet oldukça insandır, kendinden başkasıyla yürüdükçe titretir yolları.
Herkesin ve her devrin bir sınavı varmış, bize savaşlarla sınanmak düştü. Üzerimizden geçen uçakların uğultusu, şehirlerin üzerinden yükselen dumanlar, bir çocuğun enkazların altından görünen parmak uçları. Uyarlık için yeni masallar, kahramanlar, çok yıldızlı gökler, eriyen insanlığın son nefesleri, sesi durmadan yükselen yaz dizileri. Gözlerimize ağır bir ordu gibi dizilen her şeyi kapatıyor ekran.
Kocaman bir parantez açıyorum. Hüznün, acının ve direncin rengine boyadığım ne varsa alıyorum parantezin içine. Dünya mazlumlar için bir yas eviyken ben şen kahkahaları dışarıda tutup bir aşk masalı gibi devrimlere boyanmış yüreğimi bırakıyorum ortaya.
Çok geniş bir meydanda, dünyaya seslenircesine yüksek bir sesle duvarları aşan her şeyin önünde ben olmalıyım. Taş duvarlara yeni taşlar ekleyerek daha da yükseltmeliyim benim olan bir sesi.
Umutsuz değilim, hesapta olmayan ne varsa bir gün tersine dönecek her şey. Ağlayanlar gülecek, düşenler kalkacak, yenilenler galip gelecek tüm meydanlarda. Pürüzsüz bir gökyüzüne asılı kalacak ellerim. Yitirilmiş bir yürek gelip konacak yerine.
Modern bir dünyada can çekişen her şeye can suyu olacak derin nefesler alıyorum. Tarihin karanlık sokaklarında ay ışığının izini sürerek başlayan yolculuğum yorgun gözlerden, dualı nefeslerden, köprülerden geçiyor. Bu yürek nerede alırsa soluğu oraya bir çığlık bırakıyor.
Artık daha çoğuz. Demlenmiş bir halimiz var. Dünyanın mazlum coğrafyalarına; kıyamda bir yürek, dal uçlarında yeni açmış çiçekler, derde derman bir ezgi armağan ediyorum.


