Güzel Olan Her Şeyin İçinde
TEMMUZ Sayı: 5 - Aralık 2016

Hikâyeler bizlere kesin çözümler sunmasa bile halimizi, yaşantımızın gözden kaçan ayrıntılarını hatırlatır; olay, olgu ve durumların görünen yüzünü delip sebeplerini gün yüzüne çıkarmamıza yardımcı olurlar. Hikâyeler yoluyla gerçeğe insan eli değer ve yeniden şekillendirilir. Böylece gerçek hayatta, hızlı ve kabaca yaşanan anlara, yavaşlatmak suretiyle görünürlük kazandırılır. Bu da bir çeşit çözümleme, anlama ve farkındalık alanı sunar insana.

Emine Batar, Uzayan Gölgeler ve Düğün Daveti adlı öykü kitaplarının ardından, Islıkla Çağrılan adını verdiği uzun hikâyesiyle karşımızda. Düğün Daveti ile ulaştığı noktayı riskli bir alanda eser vermesiyle -uzun bir hikâye- ile test etmiş ve başarmış görünüyor. Uzun hikâyedeki soluk sorununu, kolay akan ve merak duygusunu sonuna kadar koruyan, hikâye boyunca ritmi düşmeyen bir metinle çözmüş.

Batar, Islıkla Çağrılan ile bizi sokağımızda, apartmanımızda duyduğumuz, gördüğümüz ama çoğu zaman görmezden geldiğimiz bir hayata çağırıyor.Sorunlu!bir genci, tanıdığımız anne babayı yani içimizde olan, bildiğimiz, toplumda var ve görünür olan bir aileyi anlatır. Bu yüzden hikâye tanıdık ve sahici gelir, yabancılık hissi yaşamazsınız. Bu his ve hikâye boyunca düşmeyen ritim ve merak duygusu kitap boyunca sürer.

Bir yandan kişisel bir hikâye anlatırken, bir yandan da topluma ayna tutar. Toplumla birlikte ailede yaşanan modernleşme sürecinin sancılarını anlatır. Refah peşinde koşan bir babanın, bu refahın nimetlerini sunmanın yeterli olacağına inanan bir düşüncenin, baba ile evladın arasına sıkışmış bir annenin dramıdır anlatılan. Bu dramı da aile, "baba-ana" izleğinden yola çıkarak; hayal kırıklığı, tutunamama, iletişimsizlik, yetersizlik duygusu, ezilmişlik ve şiddet izleklerini öne çıkararak sunar.

Bu izlekleri takip ettiğinizde; taşrayı, küçük ailelerin umutlarını, zaaflarını, çelişkilerini, kalabalıklardaki yalnızlıklarını, gerçekleşmeyecek hayallerini görürsünüz. Uzak ve gurbet imgeleri metin boyunca peşinizi bırakmaz.

Bir yol buluyorum kendime.

Sahtekâr değil,

Kuşları, böcekleri yalan nedir bilmiyor.

Güneşi yumuşak ve güleç doğuyor.

Azarlamıyor anneler çocuklarını.

Koşuyorum herkesten önce o yola.

Yol birden karanlığa açılıyor diyerek kendi tercihlerini yapan bir gençle,“Oğlumun çocukluğu benim çocukluğum gibi olmayacak” diyen hırslı ama yetersiz bir baba görürüz. Buna bir de çocuğunu iyi yetiştirme konusunda toplumsal baskının ele geçirdiği, zaman zaman histerik bir anne motifi eklenir. Sürekli bu baskıyla hareket eden annenin sorunları hep göz önündedir. Annenin dilinde acıyı, öfkeyi, çaresizliği, bazen de sıkışmışlığı, arada kalmışlığı sürekli görürsünüz.

Tüm aile,geçmişle günümüz arasında gidip gelmektedir.Yazar, hikâye boyunca geriye dönüşlerle sizi kahramanın çocukluğuna götürür, kişiliği ve davranışları üzerinde etkili olan sebepler hakkında da ipuçları verir. Böylece bize iki anlatım sunar. Biri bugün, diğeri ise bugünden günümüze kadar geçen sürede, bugüne zemin hazırlayan geçmiştir. Geçmişe döndüğü yerlerde anlatım daha çok bilinç akışıyla yazılmıştır. Diyaloglar da iç konuşmanın sonucudur. Şimdiki zamana döndüğü yerlerde anlatım daha çok olay üzerinden yürür. Bu iki anlatım en sona geldiğimizde, zaman olarak birleşir.

Anlatım boyunca yazar, birçok yerde,"Tanrı güzel olan her şeyin içindedir." der. Bu söz bizi ana kahraman olan Kadir ile kardeşi Kerim'in isimleri üzerinde düşünmeye sevk eder. Her ikisi de Allah'ın sıfatlarındandır. Kadir bazı eğilimlerinden dolayı aile tarafından şiddet ve baskıya maruz kalmakta, Kerim ise zeki ve söz dinleyen bir çocuk olduğu için korunup kollanmaktadır. Yazar belki de her ikisine bu isimleri vermekle onları yaradılış bakımından eşitlemekte ve onları yetiştiren anne- babaya, "Tanrı güzel olan her şeyin içindedir," demektedir.

Kahramanın nefes aldığı şiir mecrası,“Şiir asi insanların tercihidir. Büyüsüne kapılır ve yolunu şaşırırsın. Seni bir ormana sürükler. Vahşi hayvanların arasında korkusuz yapar. Ama bu, emniyette olduğun anlamına gelmez. Sonra uçsuz bucaksız bir denizin ortasında bırakır. Yüzme bilmemen denizin umurunda değildir. Şiir aldatır.” diyen annesi tarafından acımasızca kesilir.

Kahramanımız, ıslıkla çağrılanın uğursuzluk olduğunu annesinden öğrenmiştir. Ancak ıslık çalmadığı zamanlarda da hayat kolay değildir. Zaman içerisinde tüm hassasiyetlerini, değerlerini kaybetmiş bir gence dönüşür ve çıkış noktası belki de hikâyenin başındaki Goethe’ye ait bir dörtlük olur:

Kimselere söyleme, bilgelerin dışında,

Çünkü kalabalıklar hemen alay eder seninle,

Yaşamakta olandır benim övmek istediğim,

O da kıvranır alevlerin ortasında ölmenin özlemiyle.

Ardından kahramanın kendi sesini duyarız çığlık çığlığa:

Tanrım! İşte yalnızım,

Olmamı istediğin gibi.

Ruhumun elbiselerini soyundum,

Senin giydirdiğinden başka.

Aslında kahramanın ıslığı değil belki bir çığlığı var. Duyun beni diye. Siz de kulak kabartın isterseniz.

Hüseyin Cömert Arşivi
5 Sayı: 5 - Aralık 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler