Osmanlı Dönemi’nden günümüze kapsamlı bir müzik araştırması Rıdvan Şentürk’ün kitabı; “Müzik ve Kimlik”. Kitap, Küre Yayınları arasında yayınlanmış.
Müziğin dil, edebiyat, mimari ile olan yakından ilgisini ve insanları bir yargıya taabi tutmadan birleştiren doğasını ortaya koyan bu kitap, bulunduğumuz coğrafyada yaşayan farklı dinden, kültürden insanlarla yapılmış bir dizi röportajdan oluşuyor. Aynı zamanda filme alınan röportajlar ve bazı müzik parçaları, kitaptaki QR Code’lar aracılığıyla okuyucunun ilgisine sunuluyor.
“Müzik ve Kimlik” üzerine geçmişten bugüne geniş kapsamlı bir giriş ile başlayan Şentürk; ırk, dil, din ayrıştırmasına girmeden ortak değerlerde birleşen, duruşa maruz kalmayan ve başka kültürlerin içinde erimeden ayakta kalabilen bir kimlikle ancak özgür olunabileceğine dikkat çekiyor.
“Ancak zamanın ve mekanın bütünlüğü iradesiyle özdeşleşen (evrensel) bir hakikat idealine bağlı olduğunu iddia eden kimlikler özgüvenli, güvenli ve dolayısıyla özgür olabilme şansına sahiptir. Özgür kimlik ve irade, karşıtlık ve çatışma ilkesinden türemez ve asla çatışmaz.”
Şentürk’e göre 17. yy’a kadar böyle bir kimlikte hareket eden Osmanlı Dönemi’ndeki farklı kültürlerin bir arada barınmasına olanak sağlayan duruş, Osmanlı’ya güç ve kültürel zenginlik kazandırıyor.
“Söz konusu ilkelerden hareket ettiği için güçlenen Osmanlı Devleti, Anadolu’da ve daha sonra genişlediği coğrafyalarda karşılaştığı toplumların özellikle ilim, teknik, yönetim, mimari, müzik ve edebiyat alanlarında ideal iyilik, doğruluk ve güzellik adına müspet gördüğü unsurları ya aynen veya dönüştürerek almaktan, benimsemekten ve böylece nüfuzu altındaki milletlerin, dinlerin ve kültürlerin ortak kimliği olarak gelenekselleştirmekten çekinmemiş, bilakis bunu hakikat ve ahlak idealine bağlı, özgür toplum ve devlet için gerekli görmüştür.”
Şentürk; özgür devlet ve toplum anlayışının Osmanlı Devletin’de 17. yy’dan itibaren zayıflama sürecini, Tanzimat Dönemi’ndeki sözde yenileşme hareketlerinin Osmanlı’nın kimliğine verdiği zararları, 2. Abdulhamid Dönemi’ndeki direniş istisnasının altını çizerek örneklerle açıklıyor.
Sürecin Cumhuriyet Dönemi’ne gelindiğinde kimliksizleştirici bir batılılışmaya evrildiğini belirten Şentürk; harf inkılabı gibi baskı ve korku politikalarının da etkisiyle; ne bilimde, ne düşüncede ne de sanatta taklidin ötesine geçebilen birkaç istisnai isim dışında toplumsal iradenin oluşmadığına dikkat çekiyor.
“Adalet, inanç ve ahlak ilkesinin dışında, farklı kimlikleri ortak bir ruh ve düşünce ikliminde buluşturacak en temel unsurların başında yemek kültürü ve genel olarak sanat, fakat sanat dalları arasında bilhassa müzik gelmektedir.” diyen Şentürk; dilin, mimarinin ve müziğin yapısı, özündeki değişimlere bakarak toplumsal değişim süreçlerini incelemenin mümkün olduğunu belirtiyor.
“Toplumsal kimlik, belirli bir ruh köküne bağlı akıl, estetik ve ahlak birliğinden oluşan bir bütünlüğü ifade eder ve bu ifade ilim, düşünce ve sanatla somutlaşır.”
Şentürk; “Müzik hem tarihsel kimlik oluşumunu mümkün kılan ruh ve düşünce tavrının doğrudan tebarüz ettiği ritmik bir ifade, hem farklı milletleri ve kültürleri aynı ruh ikliminde kavuşturan sihirli bir kudret, hem de oluşan birliğin ve üst kimliğin belki de en önemli tarihsel hafızasıdır.” diyerek müziğe istisnai bir önem atfediyor.
Şentürk’ün müzikle ilgili bu şekilde objektif yaklaşımlarının yanında, efsane ve mitlerle desteklediği müzik-din ilişkisi, söylediklerini tartışmaya açık hale getiriyor.
“Anadolu ve Mezopotamya çevresinde yaygın olan bir efsaneye göre Allah’u Teala ilk insanı topraktan beden olarak yarattıktan sonra ruha o bedene girmesini söyler. Hakikatin evinde özgür kalmak isteyen ruh, bir bedenin içine sürgün edilmeyi, hapsedilmeyi arzu etmez. Ruhun bu işte gönül rızasının olmadığı anlaşılır. İlk insan sulu çamur halinde uzunca bir süre (kırk yıl) ruhun hasretiyle bekler, çile çeker ve kurumaya, çoraklaşmaya başlar. Bu arada yapılan hiçbir teklif, ruhu gönül rızasıyla bedene girmeye ikna edemez. Bunun üzerine Allah’u Teala, meleklerin müzik çalmasını ister. Müziğin başlamasıyla cezbeye kapılan ruh, sesi daha iyi dinleyebilmek ve ritmi yakalayabilmek için müziğin geldiği bedenin içine girer.”
Kitabında bu efsaneye yer veren Şentürk; insanın geldiği yer ile bulunduğu yer arasındaki ilişkiyi, müziğin kimlik ve hakikat arayışı olarak tezahür eden tarihine işaret etmesiyle açıklaması, müziğin matematiksel değerini hislere indirgeyen bir yaklaşım olarak görülebilir.
Osmanlı Dönemi’nde özellikle 15. yy’dan itibaren Mimar Sinan, Sokullu Mehmed Paşa, Ali Utki Bey (Albert Bobowski), Dimitri Kantemiroğlu gibi her biri kendi alanında deha olan şahsiyetlerin, birçok Rum, Yahudi ve Ermeni müzisyenin yetiştiğine dikkat çeken Şentürk; bu önemli isimlerin dini ve etnik kökeni sorgulanmaksızın benimsendiklerini, sarayın içinde ve dışında itibar gördüklerini vurguluyor.
Türk Müziği kültürünün, sadece sarayla ve elit kesimle sınırlı olmadığını belirten Şentürk; Osmanlı’da müziğin sadece bir eğlence aracı olarak görülmediğini, farklı kültür, dil ve dinden insanlar arasında ki birliği, beraberliği sağlamakta kullanıldığını ifade ediyor.
“İstanbul’un fethinden 18. yy’ın ortalarına kadar geçen dönemde Osmanlı Türk Müziği hızla gelişerek zirvesine ulaşmış, Itri ve Dede Efendi gibi dehalar yetiştirip sayısız şaheser örnekler vermiş, tesiri ayrıca 16. yy’dan başlamak üzere 18. yy ortalarına kadar Avrupa müziği üzerinde de gözlemlenmiştir.” diyen Şentürk, günümüzün aksine, geçmişte Avrupa’nın Türk Müziği’nden etkilendiğine dikkat çekiyor.
Osmanlı’nın batılılaşma süreci ve bu sürecin müziğe etkileriyle devam eden kitabın giriş bölümünde, 2. Mahmud Dönemi’nde mehter müziğinin kaldırılmasıyla birlikte Osmanlı-Türk müziğinin sokaktaki sıradan halka açılan pencerenin kapanması, Mehterhane’nin yerine Muzıka-i Hümayun adı altında Avrupai usullere uygun askeri bando kurulmasına yer veriliyor. Batılılılaşma süreci Abdulaziz Dönemi’nde kesintiye uğrasa da, Abdulhamid Dönemi’ne kadar geçen sürede devlet desteğiyle birlikte müziğin eğlence kültürünün bir parçası haline gelmesine engel olunamadığı ifade ediliyor.
Cumhuriyet Dönemi’ne gelindiğinde; “Türk müziğinin fraklı koro şefleri ile, 1932-1933 yıllarında Türkçe ezan ve fötr şapkalı kitleye Türkçe Kur’an dinletilmesi, Türkçe namaz kıldırılması ve frak giymiş Saadettin Kaynak’a Süleymaniye Camii’nde Cuma Hutbesi okutulması arasında bir fark bulunmamaktadır.” diyen Şentürk, o dönemde yapılan köklü değişikliklerin toplumsal çözülmeye yol açtığını, müziğin de bundan payını aldığını örneklerle açıklıyor.
Türk Müziği’nin kendi içinde Sanat Müziği, Dini Müzik, Din Dışı Müzik, Halk Müziği, Klasik Müzik, Divan Müziği, Çağdaş Türk Sanat Müziği, Arabesk, Alaturka gibi tanımlarla kavram kargaşasına boğulduğunu ifade eden Şentürk; 60’lı yıllardan itibaren Hafif Batı Müziği, Pop Müzik, Anadolu Pop, Anadolu Rock, Hip Hop, Fantezi, Enstrümantel Müzik gibi çift kimlikli türler oluşmasını; toplumun sağcısından solcusuna, Müslümanından ateistine kadar her kesimde oluşmaya başlayan travestik kimliklerin tezahürü olarak görüyor.
Şentürk; giriş bölümünü, bir toplumu değiştirmenin yolunun onun müziğini değiştirmekten geçtiği vurgusuyla; protokol cenazelerinde, Zekai Dede gibi dâhiler, bilhassa Itri’nin salat ve tekbirleri dururken, hala Chopin’in Cenaze Marşı’nın çalınması gibi sorunlarla mücadele etmeden, geçmişe ve geleceğe sağlam bir akıl, ruh, düşünce bütünlüğüyle yaklaşmadan, toplumun sağlıklı hale gelip de kendi müziğine kavuşamayacağını ifade ederek tamamlıyor.
Kitapta, giriş bölümünün ardından farklı kesimlerden, kültürlerden pek çok insanla yapılan röportojlara geçiliyor. Zengin bir içerik ve geniş bir yelpazeyle okura sunulan müzik; itikadi, bilimsel, ontolojik pek çok farklı açıdan değerlendirilerek, müziğin kimliğe etkisi tartışılıyor.
Türk Müziği’nin yanısıra, zamanında aynı toprakları paylaşmış ve hala Türkiye’nin çeşitli illerine dağılmış müzisyenlerle, araştırmacılarla yapılan röportajlarda müzik; Rum, Ermeni, Süryani, Keldani, Yahudi, Kürt, Presbiteryen Klise Müziği Başlıkları altında inceleniyor.
Farklı görüşleri tek bir kitapta, müzik gibi birleştirici bir alanda toplayan “Müzik ve Kimlik”, büyük ebatının hakkını veriyor; okuyucuya dergi tadında, kitap derinliğinde bir lezzet sunuyor.
“Müzik ve Kimlik” kitabını müzikle ilgilenen, müziğe gönül veren her insanın okuması gerektiğini düşünüyor, böyle çalışmaların artmasını diliyorum.
