Festivaller, kültür dünyasının önemli bir parçası haline geldi. Bir fikirsel hareketin veyahut iş adamlarının ekonomik destekleriyle dünyanın farklı memleketlerinde birçok mesele ile alakalı festivaller düzenleniyor. Batı’da bu iş bir gelenek haline geldiği için çok daha köklü ve artık kendi usulünü oluşturmuş kitap ve film festival günleri var. Bizim meselemizle alakası itibariyle film festivallerinin Amerika’dan Avrupa’ya serencamı da bu şekilde gelişiyor. Festival büyüdükçe destekleyen organizasyonlar da kendi fikri eğilimlerine göre buralara yön veriyorlar. Toronto’dan Locarno’ya, Berlin’den Venedik’e oradan bağımsız film festivali Sundance’e kadar bu iş böyle. Böylesi bir vasatta ise farklı imkânlar oluşturması, daha özgün bir duruşu olması açısından farklı organizasyonların önemi gerçekten çok büyük. Saraybosna Film Festivali’nin önemi işte buradan geliyor.
23 Seneye Nasıl Gelindi?
‘95 senesinde, savaş devam ederken, Bosna üzerindeki ambargo hala geçerliliğini korurken, birkaç insanın (Mirsad Purivatra ve Almir Plata) çabaları ile uzunca bir süre ilerleyen festival büyüyerek Balkanların en büyük film festivali haline geldi. Aslında ilk olarak 93 senesinde “savaş sineması” olarak adlandırılan amatör çabaların sonucunda film gösterimleri gerçekleştirilir. ‘Terminatör 2’ filmiyle ile başlayan maceradan bu günlere kadar gelinir. O dönem çalışanların maaşları un, yağ, şeker olarak ödenmektedir.1 95 senesinde tam anlamıyla bir festival olarak başlayan organizasyonda gösterimi gerçekleştirilen ilk film Tarantino’nun ‘Pulp Fiction’ isimli kült filmidir. 15 bin kişinin katılımıyla ilk sene beklenmeyen bir ilgi görür festival ve ilgi artarak günümüze kadar devam eder.
İlerleyen senelerde; şehrin de festivale desteğinin artması, sponsorların ve yatırımcıların festivale katkılarının çoğalması neticesinde büyüyerek gelişen Saraybosna Film Festivali şu an Doğu Avrupa’nın en büyük organizasyonlarından birisidir. Bu organizasyonu düzenleyen insanların da kalkış noktasını biraz Angelopoulos’un “Ulis’in Bakışı” isimli müthiş filmindeki başkarakterimizin iki eski film bobini için virane haldeki Balkanlar’a yaptığı yolculuk benzeri bir motivasyon oluşturmaktadır sanki; uzun yıllar süren savaşın etkisini iki saat olsun film veya müzikle unutabilmek. Son yıllarda Türk ve Arap şirketlerinin de sponsor olarak festivale katkıları gerçekten de çok büyük. Bu sene bizzat TRT ve Katar Film Enstitüsü tarafından da festival desteklendi. Ancak devletten bağımsız şirketlerin organizatörler ile sıkıntı yaşadığı ve desteklerini çektikleri söylentileri de bir dönem konuşuldu.
Organizatörlerinin festivale yükledikleri anlam, savaş döneminde Bosna’nın direnen yüzünü temsil ettiği yönünde. Direnmenin bu şeklini ise Saraybosna gibi nadide bir şehrin yapacağı bir iş olarak görüyorlar. Festivalin ‘95 senesindeki ilk basın toplantılarından birisinde Mirsad Purivatra kendisine yöneltilen “Savaş zamanı niye festival?” sorusuna “Festival zamanı niye savaş?” diyerek cevap vermesi ise akıllardaki tazeliğini korumakta. Festivale böylesi bir anlam yüklenince organizasyondan hem halk, hem izleyici hem de sinemacılar yeterince tatmin olarak ayrılıyorlar. Birçok eleştirmen organizasyonun kusursuz işlediğini ve emsallerine örnek oluşturması gerektiğini belirtiyor. Antalya dışında doğru düzgün bir film festivaline sahip olmadığımızı düşündüğümüzde, Saraybosna Film Festivali’nin bizim için daha bir önemli olduğu da ortaya çıkıyor. Tabii ki eleştirilerimizi saklı tutarak…
Bu Sene Festivalde Neler Oldu?
23. senesinde dünya sinemasının ve Balkanlar’ın önemli isimlerinin buluştuğu festivalde, en iyi uzun metraj film ödülünü, Ani Urushadze'nin yönettiği Gürcistan yapımı "Scary Mother" filmi kazanarak “Saraybosna’nın Kalbi” ödülüne layık görüldü. En iyi kısa metrajlı film ödülü Antoneta Alamat Kusijanovic'in yönettiği "İnto The Blue”, en iyi belgesel ödülü Rati Oneli'nin yönettiği "City Of The Sun" filmlerine verilirken en iyi yönetmen ödülü ise "Meda Or The Not So Bright Side Of Things" filminin yönetmeni Emanuel Parvu'ya takdim edildi.
Türkiye yapımı filmlerin iki sene üst üste en iyi film ödülünü aldığı festivalde bu sene hiçbir yapım ödül alamadı. (Bir yapım hariç ilerleyen kısımlarda değineceğiz.) Bu hususta Türk sponsorların bir kısmının organizatörler ile yaşadıkları sıkıntılar ve maddi desteklerini çekmeleri üzerine böyle bir olayın yaşanması bir takım eleştirileri de ister istemez beraberinde getirdi. Aslında hiçbir filmin ödüle layık görülmemesi sıkıntı değil ancak Semih Kaplanoğlu’nun uzun bir süredir üzerinde çalıştığı bilinen ve beklentilerin gerçekten üst düzey olduğu ‘Grain (Buğday)” filminin dünya sunumunun da yapıldığı festivalden elinin boş dönmesi beklenmiyordu. Geçtiğimiz senelerde Mustang ismindeki filme ödül verildiği de düşünüldüğünde Türkiye’nin sponsorluk noktasında ilerleyen yıllarda daha da çekimser kalacağını düşünebiliriz. Bildiğiniz üzere Mustang filmi Türkiye’de geçen ağır feminist, sol ajite unsurları barındıran ve Fransız yapımcıları sayesinde Fransa’nın Oscar adaylığını kazanmış bir filmdi. Mustang’ın ödül aldığı bir vasatta Kaplanoğlu’nun Buğday filmine ödül verilmemesinin gerçekten ilgi çekici bir durum olduğunu belirtmek gerekiyor. Ne yazık ki çeşitli lobi faaliyetlerinin etkisi giderek Saraybosna Film Festivali’nin özgün duruşunu bozuyor diyebiliriz.2
Bu sene 230’dan fazla filmin gösterildiği festivalde “Onur Kalbi” ödülü Oliver Stone ve John Clees’e verildi. Bunların dışında bizim için belki de asıl ilgi çekici hususlardan birisi yukarıda yaptığımız eleştirilere ek olarak Saraybosna Film Festivali’nin özgün ödüllerinden İnsan Hakları Ödülü’nün verildiği yapım ile alakalı. Ayşe Toprak imzalı “Mr. Gay Syria” İnsan Hakları Ödülü’ne layık bulundu. Ayşe Toprak’ın sinemacı kimliğiyle alakalı bir bilgiye sahip değiliz. Ancak sapkınlığı, mağduriyet kılıfı içerisinde normalleştirerek Suriye’deki savaştan Türkiye’ye sığınan insanlar içerisinde cinsi sapkınlarla alakalı bir yapım ile ödül alması ve bu ödülün böyle bir festivalde verilmesi, aynı festivalde daha muhafazakâr ve geleneklere dönük tarzı ile ister beğenin ister beğenmeyin önemli bir sinemacıya hiçbir ödül verilmemesi gerçekten çok acıklı bir tabloyu bizlere gösteriyor. Sinemanın altın zamanlarını yaşadığını söylemek zor. Usta yönetmenlerin devrinde de yaşamıyoruz. Ama rezilliği yedinci sanata güzelce boca edebiliyoruz. Sinema adına çok moral bozucu olaylar tabi ki bunlar. Müslüman bir ülkenin başkentinde, köklü bir festivalde, böyle bir rezaletin yaşanması gerçekten çok üzücü bir durum. Hulasası Saraybosna Film Festivali dünyanın farklı sinemalarını, yeni yönetmenleri, kendine sinemanın pahalı dünyasında yer bulmakta zorlanan mütevazı yapımcıları kucaklayan özgün konumundan uzaklaşarak malum çarkların içerisine girme tehlikesi yaşıyor. Ancak umudu diri tutmanın her zaman gerekli olduğunu da unutmamak gerek…
1- http://www.balkanedebiyati.com/saraybosna-film-festivali/
