Kelimelerin Mezarlığı
TEMMUZ Sayı: 14 - Eylül 2017

Ruhumun uçsuz bucaksız sahilinde noktasız virgülsüz duran kelimeler, sözcükler, cümleler bir intihar komandosu tavrı takınıyorlar. Yaşamak bir sanrı diyor içimde intihar etmek için hazırlanan ham kelimeler. Korkakça tutunuyor sözcükler gecenin şerrine. Adım kalıyor son sözü söyleyen cümlelerin ölüm aylarında. İsmimdeki harfler tek tek soru işaretinden yapılmış tabuta konuyor. Hınca hınç yaşadığımız hayat şehrin ve mezarlığın birleştiği yere gömüyor ismimin küçük harfle başlayan tarafını.

Ve sonra.

Kelimelerim, sözcüklerim, cümlelerim anlaşılmaz bir hastalığa tutuluyor. Teşhis koyamıyor gecenin serinliğinde attığım adımlar, mevsimlerden çaldığım hüzün tadında ağıtlar. Her yazdığım kelime, cümle, sözcük anlaşılmaz bir şekilde beyaz kâğıdın üzerinde bir müddet sonra intihar ediyor. Yazdıklarım duygularımı da alıp kâğıdın üzerindeki nokta boyutundaki mezarlığa yuvarlanıp gidiyor. Can çekişirken kelimeler, cümleler, sözcükler ilginç anlaşılmaz sesler duyuyorum, ikindi güneşinin akşamın karanlığına batması gibi batıyor yüreğime. Önce göz yanılsaması hatta beynimin karanlık dünyasında oluşan tuhaf şeylerin hayalinin dışa vurumu zannettim. Fakat bembeyaz kâğıda her yazdığım yazı bir intihar komandosu gibi ölüme gidiyor. Kimi cümleleri kelimeleri tutmaya çalışıyorum, dokunduğum andan itibaren renk değiştiriyor ve bu renk şimdiye kadar görmediğim hissetmediğim bir renk. Ve ben baktıkça intihar eden cümle, kelime ve sözcük öbeklerine bir harf büyüyor kalbimin ortasında. Şehrin bütün günahlarını içine almış bir şehir kadar büyüyor kahrolasıca harf. Hayat, kalbimin ortasına yerleşen harfin içinde uğulduyor, demirden kurulan şehrin sesi gibi. Kalbim ve kelimeler arasında hayatın bütün kırılgan cümleleri geçiyor. Beynime sıçrıyor nerede duramayacağını bilemeyen noktalar virgüller. Anlam erozyonları yaşıyorum, beynimin akledemeyen karanlık bölgelerinde fakat bir bir devriliyor asırlık çınar gibi kelimeler. Bir ünlem işareti geziniyor damarlarımda, ruhum ve bedenim pamuk ipliğine bağlı sinyal veriyor koptu kopacak. Kusuyorum bütün cümleleri hayata karşı fakat birer kadavraya dönüşüyor bütün yazdıklarım. Bembeyaz kâğıdın üzerinde yürüyen, görmeyen hissetmeyen cümleler, sözcükler, kelimeler. Kimi cümle öbekleri büyülü hayal dünyası oluşturuyor bembeyaz kağıdın üzerinde. Girmek istiyorum bu büyülü dünyaya fakat uçsuz bucaksız bir nokta karşılıyor beni. Sessizliğin suskunluğunda çöl ortasında hayallerle büyümeye çalışan kuru bir nokta. Gölgesi yere düşmeyen fakat bembeyaz kâğıdın üzerindeki büyülü dünyaya ulaşmanın tek yolu olan nokta. Ve noktaya dokunmak istiyorum fakat birden dünya şeklini alıyor. Ruhumun ince ağıtlarının üzerinde güneşten çalınmış ay ışığının bütün renkleri parıl parıl parlıyor birden. Yinede dokunmak istiyorum dünyaya parmak uçlarıma kadar. Fakat kelimeler cümleler bembeyaz kâğıdın üzerinde büyülü bir şekilde yayılıyor dünyaya. İntihar eden kelimelerin akseden gölgeleri büyülü bir dünyanın vahasını yayıyor şehrin ve mezarlığın birleştiği yere. Şehirler mezarları bir güve gibi yiyor, ölecek bir alan dahi bırakmıyor gökyüzüne bakan ve ben batanları sevmem diyen insana dahi.

Ve sonra anlıyorum ki bu renk içimde büyüyen korkuların karışımından oluşan ölümün rengi. Kelimelerden hemen yüz çeviriyorum insanların günahlarından batıya doğru eğilen dünyanın konumuna doğru. Yüzümü anlaşılmaz maskelerle kapatmaya çalışıyorum, alacakaranlık duaları okunuyor her kitabın baş harfine. Ölüm dahi tek renge indiremiyor dünyalık alışkanlıklarımı. Bir düş kırıklığı yaşıyorum çocuk seslerinin acıyla yoğrulmuş coğrafyasında. İçimde intihar eden kelimeler, cümleler, sözcükler hiçbiri cevap vermiyor taşlaşmış yüreğime. Çarmıha geriyor beni Batıdan gelen hayal sepkenleri. Dünyanın hengâmesine karşı soluk aldıracak, ayağa kaldıracak bir harf bulamıyorum. Kapısız kafes içinde karanlık ve aydınlık durmadan kanat çırpıyor, ölüm hemen yanı başımızda hayata karşı öykünmelerimizin toplamını sayıyor. Tabuttan evimin bir köşesine yığdığım tabularımı, yıllarca biriktirdiğim ve her mevsim kuluçkaya yatan günahlarım yeniden doğuyor küllenmiş günahlarımın üzerinden. Virgül kırık dökük, suskunluğun evine davet edecek nokta hiç yok, soru işareti bir hayat nefes aldığım.

Mehmet Mortaş Arşivi
14 Sayı: 14 - Eylül 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler