Ahrep: İnsanın Kendine Yürümesi
TEMMUZ Sayı: 22 - Mayıs 2018

Şiirin varlığını insanın nefes almasıyla ilişkilendirir bir şair. İnsan için bütün sanat dalları bunu sağlar aslında. Sözü israf etmeden sağlayan tek sanat şiir olduğu için diğer sanatlardan ayrı bir yere koymak gerekir şiiri.

İnsanı sömüren her şeye bir başkaldırıdır şiir. Bu yüzden şiirle bağ kuran kişiler kendisine karşı saldırılara ve yaşam alanına müdahale eden her şeye bir kaldıraç yapar şiiri. Çünkü etkili ve derin olan bir şeydir, söz. Bu güç var oluşla ve var edenle ilgilidir. Allah insana sözle hitap eder. Anlaşılmasının ve yok sayılmasının nedeni olarak sözün aradan çıkartılmasını görür. Aradan çıkartılınca sözün kavimlerin başına neler geldiğini uzun uzun anlatır. Sözün gelip dayandığı bu kıvamı ta sagularda bile görmemiz mümkündür. İnsanın ben’ine yaptığı yolculuk ile dünyada yaşadığı süre olduğu gibi bütün mücadeleleriyle şiire yansır. Çağının söz keseni olur, geriye kalanların derleyicisi, toplayıcısı olur. Saf (öz) şiir denilince akla gelen şairlere baktığımızda sadece şiirin bile insanla ilgili, tabiatla ilgili, yaşamla ilgili ne kadar çarpıcı hakikatleri, küçük ama büyük var oluşların heyecanını dile getirdiğini görüyoruz.

İşte bütün olan bitene karşılık imgeci-romantik şiirlerle sessizce geldi Ahrep. Mehmet Okumuş dergilerde az göründü fakat kendi şiirini zor bela bize ulaştırdı. Yaşayıp da yazmak, kimseye abi demeden sevmek, şehrin demirden dağlarından kaçmak, Çorum’a sığınmak ve sadece şiir… Sadece şiir demek Mehmet Okumuş. Kitap iki bölüme ayrılmış. İkinci bölüm “hafi/f hafi/f kırkbir şiir”le başlıyor. Bütün şiirler aslında uzun metrajlı bir sanat filmi. Şiirden şiire ses çok değişmiyor. Anlam kendini sıkıştırmış durumda. Birçok genç şairin ilk kitabı gibi büyük şiir peşinde Okumuş. Sanki bütün kelimelerini kullanmış, kendini eylemin hareketsiz, en derin yerinde görüyor. Çorum ve çocukluk, yaşama mutlu bireyler gibi tutunamamak, İslamcı olmakla İslam tarihi çok karışmış şiirlerde ve bozkırın tozu kitabın her yerine sirayet etmiş. Doğulan toprakların acı terennümü Ahrep. O topraklarda boğulmanın da olduğunu haykırıyor. Hayatla var olmak arasında savaşan sessiz bir çağıltı da aslında.

Teslim olmaya yakın, modernizme sırtını dönmüş, melami kanatlarını açmış şiirler bize kendini açmaya başlıyor. Recmedilmiş kelimelerle konuşmaya başlıyor Okumuş, yüzümüze hangi niyetin izi düştü, diye devam eden şiirlerinde insan’ın bitmeyen hikâyelerini yazıyor ve çalılarla çevrilmiş bir mavi göğün altında büyüyen bir çocuğun yaşanmış hikayesini yavaş yavaş anlatıyor.

Şaire göre avuçların terinden başka içilecek su yok çünkü çığ erise demir, demir erise çığlık oluyor. Korku gittikçe artıyor. Kalbe sürülen merhem dört duvar arasında deriyi döküyor. Karanlığın kuzeyine doğru yürüyor, (burada ‘kuzey’ herkese göre değişen içsel bir yön adı olsa gerek) amel defterine eklenecek bir bedel ödemekten çekinmiyor, sabah ezanlarında göğüslerde sıkıntıları yavaş yavaş emiyor insan. Üstüne dolu yağan ağaçların acısı reçinelerinden belli oluyor. İnsan da yaşamı boyunca her mihnet karşısında acılarıyla ünlenecek ve sonuçta bunları affedilmesi için delil olarak sunacak.

Şiirlerde insanın yolculuğu Allah yolunda, ipek yumuşaklığıyla ve niteliğiyle devam eder. İnsan hayata annesinin katkılarıyla-bu bir alıştırmadır-hazırlanacak, ismini tuza alışır gibi yaslanacak kaderine hazırlayacak onu. Bir meleğe çok yakındır bebek çünkü kaderini alnına yazarken, kulağına fısıldarken ilk sözcükler ona aittir. Hikâyesi de burada başlar. Bir evi olacak sonra kerpiçten ve küçük elleriyle hayretler çoğaltacak. Gece aynada suretine bakmayacak çürümesin diye erkenden kalbi, gözlere bakılabilir, aynadan çok daha ötesidir o. Şairin harflere mana vermesi eski bir adettir. Nasıl olmasın harflerin manası? Onlardan oluşan kelimelerin anlamları varken. Allah’ın ayetleri eşlik ederken, aynı zamanda canlı birer ayet olan kendi cisminden ürettiği kültürün nağmeleri olan türküler yolculukta bırakmaz onu. Bu yolda birçok engellerle karşılaşacağı kesindir ve önemli olan ona hazırlanmak, şaşırmadan, bağışıklık kazanmış bir bünyeye dönüşerek mücadeleyle aşmaktır.

İnsan, kendini tanıdıktan sonra-ilk şoktan sonra da diyebiliriz-gerisi bilinen bir izi takip etmekten ibarettir. Daha baştan verilmiş olan günah işleme potansiyeli ara sıra kendini gösterecek ve kişi onunla mücadele ettikçe kazanacak, bunun için de kendisi kelimelerden inşa ettiği korunaklarda atalarından devraldığı nefesle bünyesinin ele geçirilmemesi için savaşacak. Ara sıra delirecek gibi olacak hakikatin perdelerini araladıkça, hakikat kendini diriltmemiş bir ruha ağır gelecek tabi. Ağır geleceği için de pusatları fikir ve sevgi ikilisinin daima saldırılara karşı koyabilecek seviyede olması gerekiyor çünkü.

Tezat sanatından oldukça fazla yararlanan Okumuş, varlık ve yokluk, yaratılan ve yaratıcı, yaşamak ve ölüm gerçekliğinde bakar insana. Kendi kurduğu şehrin, atlasın yırtık sayfasında olduğunu, çilesiz bir şehir kurmanın hayal edilmediği tasavvuru bu dünyada yer alan bir haritada gösterilemez. Ütopik de olmayan bu hayal, inançla mündemiçtir. Hayatın acımasız olduğu kesindir ve bir gün bize dişlerini geçirecek ve sonlandıracak yaşamı. Şair buna “in/faz”diyor. Çünkü ona göre yaşıyor olmanın özünde bir tükenmenin hızı başımızı döndürüyor. Bu kadar sarsıcı bir gerçek, düşünen, akleden bir canlı için delirmek anlamına gelir. Sonra deliliğin kuyusundan bizi çekip çıkaran Tanrı’dır. Bunun için vefa gerekir. Bütün nimetlere açgözlü gibi abanmak bizim işimiz değildir. Bizim işimiz yağmurda susamak, bir rençberin hiç yorulmayan rüyasında anlamlar aramaktır. Hüzün elbette zarar verir bize. Çocukları hüzünle büyütemezsiniz. İsrafil insanın suratına üfürürken biz Allah’ın varlığıyla sabah akşam saadet içindeyiz.

Mehmet Okumuş şiirinde, kelimeler sadece anlamlarıyla değil, temsil ettikleri varlıklarla değil, yazılışlarıyla, dizelerdeki bir araya gelişleriyle hurufi bir terbiye içindedirler. Şiirin anlam ve ses bütünlüğü noktalama işaretleriyle, eğik çizgiyle çoğalmalarıyla, yay ayraç içinde açıklamalarla örülü, dilin imkânlarından yararlanmanın birer örneğidir. Bütün bunları aynı zamanda metaforlarla bir araya getirmektir onun şiiri.

“insanın

sur(atına)una üfürür israfil

ben tanrıya doğruyumdur

akşamdan sonra

infaz!”-------

“Gecenin tırnakları ta yalnızlığına/kadar geçer insanın/heceler dökülür kelimelerinden/yalın haldedir her şey/eksiz/köksüz kor/gece/sin harfinin dişlerinde/yaman sızı ve çığlık/gerçek tende çatılmış küçük ölümün/mezar taşıdır sunağında/kördüğüm tırnakları gecenin/derisine değer değmez/sökülür insanın (hiç-kırık)

Ahrep, Mehmet Okumuş, Ankara Okulu Yayınları, Mart 2016

Adem Yazıcı Arşivi
22 Sayı: 22 - Mayıs 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler