sızlayan bin ses
tane tane biriken sağırlık
boş bir evin hüznüyle seslenir
dünyanın gözünün önünde duran bu yalnızlık.
dumana dil veren RABBİM!
vermez misin bu acıya bir dil
gönül yakınlığı sunulmuş taslardan içmek kana kana
zor mu insanım diyene
hızla geçip giden ah takılamadı parmaklara
hayatı soluyan kardeş ölü kollarında bir ablanın
kaydı gitti vicdanlardan
insanda insanı arayan merhamet
pazarlayamadı kendini
yavaşla ve sakin ol
başını kaldır göğe uzun bak
usulca bırak yere telaşı kımıldama orada kal
neredeysen orada
lıkelayıp geçtiğin kefeni geçir boynuna
an’da kal biraz az biraz
üzülmeyi düşün düşünmeden üzülmeyi
ruhunda gezdirdiğin insan olan bu ceset
her şeyi yutan bir tanrı
kendini kendinde tüketmiş
insandan insana tecelli bulmayan merhamet
doymadan kalktı sofrasından hevesin
yokluğun varlığa düşen izi
acımak.. kuru kupkuru bir nehir
ilişmek korkuya ve söylemek bir sözü
-korusun Allah (önce bizi sonra onları)
varsın geçsin “SON DAKİKA”lar
varmazken saatler dokunamazken yazgımıza
oysa herkes acısı kadar yaklaşır aynaya
hayat yine anlamadığım dilden konuştun

