gecenin yüreğimi uyutan ayazında
yaşamak gürültüsü sağır ediyor
inzivanın kutsal yalnızlığında
dağlara çarpıp geri dönmüyor sesim
sömürge uysallığıyla geçiyor gece
platonik korkularım eksiliyor
aşkın ipiyle indiğim kuyuda
gölgesini arıyor gök gürültüsü
deli bir ırmağın kolları başımın altında
her ölümlüye adil davranıyor hayat
kan sıcaklığında uçurumlara akıyor
canımın yırtık yerindeki kalabalık gözlerin
güneşle geri dönüyor üçe kadar sayılan müsaadeyle
elimde kurşun yumuşaklığında yalnızlık kalıyor
gölgesiz dağların yalnızlığına sığınıyor
kutsal iklimde kaçıp kuru kalabalıklardan
kentin is kokusuyla eksiliyor korkularım


