Fazla iyimser olma kardeşim bir bak
Benden çok şey bekleme ayaklarım bir bak
Dünya atlasında Afrika olan bir yüz yılın
Bir tapınağın beyaz ve siyah kapıları
Durmadan açılıp kapanır bende bir bak
Beyazın çelik sesinden geçen
Sıkıntılı şefleri tüccarların sabahları
Şeytanın bir öfkesine tutulmuş da kopmayan
Yüzümde oynayan bir ben var
Beydeba’nın kuşları
Yollardan sulardan geçerek kendinde gezen
Bir siroko serinliğiyle hep uzak Akdeniz’e
Uzun, batık hayallere hazır seraplardan geçen
Bu pıtraklı bu eğri büğrü yerde
Bu kenarları bükük kıvrılan yeryüzünde zayıf örtünün
Bu dünyada kalacağımız gün sayısı
Sıcak kumdan güzel gözlerine kanıp
Sıradan bir ömre denk gelmese
Kötülerin pikelerde kalan ağrısı
Bir kan lekesine dönüşür yine de
Dağ başında kulağımı sağır eden
Hatıralar sessize alınır elbette
Bir testere sızar talaşlardan kaçıp Afrika saçlarına
Maun ağaçlarına, bütün damarlarına
Gabon’da bir şehir nasıl özgür olur
Nasıl bir isim yalan söyler kuyudaki sulara
O mahzun bakışlar o yanmış ruhlar
Beni buradan götürün, diyen çocuklara
Keskin bir baltayla konuşur çölde
Yemyeşil ormanlarda Geronimolar
Daha güneye indikçe hep Afrika
Hep kurban olmayan etlerimi
Dilim dilim etmek için aslanlar
Kendime düşen pay bu kadar bir asoto
Kulaklarımdan geçen büyük dağ azizalar
Ayasofya caddesinde açık alanda ben
Neden bir haritada ayaklarıma dolanıp
Kara büyüler yapıyor ölü ruhlar adına
Bilemedim elbette bir şey var
Demir ve savaş tanrılarının bilmediği
Bir çiçeğin ömrü kadar rüzgar
Her şey kafamdan o kadar hızlı geçiyor
Bir İstanbul metrosu, boğazın suları
Bataklık ve pınar cinleri diyor
Bütün yeraltıların kapısı açılacak ineceksin
İneceksin bütün yüzlere perde inmiş
Hazır sulardan, arsenik kokan yıllardan
Yazısız bırakılan pullardan çıkacak
İçimizi dışımıza çıkaran kızıl göklerden
Güneşten akacak gözlerimize Afrika
