Yok olup gidecek bir dünya için ölüm ezgisidir söylediğimiz. Beş para etmez naipler karşısında. Kafalarına ayin başlığı geçirmiş düzenbazların karşısında. Çoğu olgunluğa erişmemiş kof bilginler karşısında. Biz münzevi ve meçhul insanlarız. Kendi kuşağımızın kahiniyiz o kadar. Sessizliğe hapsetmişler bizi. Ama sözümüz yarın insanlar tarafından koro halinde söylenecek. Çünkü silinmez sözleri biz söylüyoruz.
Felaketi es geçecek değiliz. Felaket bu dünyanın düzeninde ve biz onun suç ortaklarıyız. Dünyayı yeniden düşünmektense kendimizi feda etmeyi tercih ediyoruz. Bu bir felaket!
Önce geçlerimiz ölüyor. Ümüğünü sıkmak için faşizmin, ayaklandıklarında! Önce gençlerimiz ölüyor, ölüme armağan bırakarak yemyeşil dünyaları, sabahları, kahkahaları. Önce gençlerimiz ölüyor bir şarkıyla, bir şiirin kafiyeleriyle, bir fotoğrafın yırtılmış kenarlarıyla.
Tek tesellimiz de, beş para etmez naiplerin, kof bilim adamlarının, külahlı düzenbazların da ölecek olmaları. Köşeleri, bucakları, tahtları, kervanları onlara da kalmayacak. Ölüm misrasçı olacak onlara da!
İşlerimiz, güçlerimiz artık ölümün gölgesinde dinleniyor. Ölüm olgunlaştıkça toplayacak bizi. Dalından düşen yapraklar gibi. Küle dönmüş bir dünyada bir gül gibi düşüyor çocuklarımız.
Ölüme bizim şatafatımız miras kalacak. Kendini tanımayı reddeden insan kendisini yok etmeyi seçer. Kalabalık hayvan sürüleri gibi, fare orduları gibi, çekirge sürüleri gibi!
Yüzyıl ölümün yüzyılı! Ölüm bizzat bize dönük! İnsanları yüzlerce defa öldürerek yok edecek imkanlara sahip bir dünyada binalar yetmiyor, dağları oyan, uzaya karargahlar kuran bir azgınlık var. Dünya askeri bir cephanelik gibi! Ahlak çıkarın ittifakı karşısında ezilmiş durumda. Bu çıkar çarkına çomak sokmayı hayal bile edemiyoruz. Yaşanılacak bir dünya için duyulmaya değer bir söz söylemek gerek. Sesi kısılanın sesi olmak, gözü bağlanan için göz olmak gerek! Azap şeytanlarını korkutacak büyük bir söz büyütmek gerek.
Sözlerimizin başı ve sonu kendisine ait olan adına İlla Hu! İlla Hu!


