Aliya İzzetbegoviç’e dair bir değini, iki hususu dikkate almak zorundadır. Bunlardan ilki, İzzetbegoviç düşüncesinin yoğun karşılıklara sahip bulunması bakımından bir çerçeve içine alınmasının güçlüğü; diğeri ise bu tarz değerlendirmelerin nihaî olarak Aliya düşüncesine ve mirasına yeni bir katkı sunup sunmayacağı gerçeğidir.
Birinci hususun Aliya okumalarını güçleştirecek bir kanaat oluşturmaması gerekir. Çünkü birçok konuda dile getirmiş olduğu fikirlerine temel teşkil eden ana unsur İslam/üçüncü yol’dur ve bu özcü yaklaşım onun düşüncelerinin toparlanabilmesi için bir bakıma kolaylık sağlamaktadır. İkinci husus ise Asım Öz’ün işaret ettiği şekilde ona dair yazılıp çizilenlerin “hürmetkâr yazılar” vasfını aşıp analitik değerlendirmelere dönüşememesiyle ilgilidir. Aslında bu durumun sadece Aliya için geçerli olduğunu söyleyemeyiz. Beğenilen ve sevilen şahsiyetlere yönelik genel anlamda eleştiriden uzak, yüceltici bir tavır sergilendiği bilinmektedir. Fakat tıpkı önyargıda olduğu gibi sevmenin ve benimsemenin de kimi açılardan bir körlük oluşturabileceği unutulmamalıdır. Bu bakımdan Aliya, hayatı yanında düşünsel perspektifi ile konuşulurken mitolojik etkiden uzak, gerçek bir düzlemde ele alınmalıdır. Çağdaş İslam düşüncesinin bir rengi olarak değil, bireysel ve toplumsal iyileşmeyi sağlayacak potansiyeli ile metinlerinin işaret ettiği teorik ve pratik yönleriyle irdelenmelidir. Bu, onun bıraktığı eleştirel ve kurucu iradeye daha çok yakışmaktadır. Dolayısıyla Aliya okumalarında bizler için bireysel ve toplumsal anlamda hem kazanımlar hem de geride bırakılması gerekenler vardır. Kendisi de yapmış olduğu okumalar sonucunda, İslam’ı sadece atalarından devraldığı bir din değil, yeni baştan edinilmiş bir inanç olarak gördüğünü belirtir. Bu nedenle Aliya değerlendirmelerinde güzellemelerden gücenmelere doğru bir eğilimin olması ve okuma eyleminin aslî unsuru olan kendimizle yüzleşmenin gerçekleşmesinde yarar vardır.
Aliya okumalarında çocukluğu, gençlik yıllarındaki mücadelesi, hapishane yılları, Bosna tecrübesi, entelektüel çeşitlilik ve çağdaş İslam düşüncesine dair birçok konuya ve değerlendirmeye denk gelinir. Bunları, onu besleyen kaynaklar olarak da görmek mümkündür. Özellikle çocuk duyarlılığı içinde zihninde kalıcı iz bırakan unsurlar, kendisi tarafından okşayıcı bir dil ile anlatılır. Annesinin dindarlığı, onu sabah namazına kaldırışı, taze bahar sabahındaki cami ve imamı, her sabah namazında okunan Rahman suresinin uzun yıllar öncesinin sisleri arasında en güzel görüntüleri oluşturduğunu söyler. Belki de Aliya’nın din ve estetik kavramlarını birbiriyle güçlü bir ilişki içerisinde görmesinin ilk adımlarını burada aramak gerekir. Gençlik yılları da onda teorik ve pratik sahanın gelişimi için dolu dolu geçer. Yaptığı Batılı ve İslami okumalar; Doğu-Batı coğrafyasının kesiştiği bir coğrafyada doğmak, yaşamak ve orada cereyan eden farklı etnik, dinî ve ideolojik yapıları ve yönelimleri tecrübe edebilmek; kısa sürdüğünü ifade ettiği ama İslam’ı tercih edişinde güçlü bir etki oluşturan fikrî çalkantılar; önemsediği organizasyon fikrinin temellerini oluşturduğu Genç Müslümanlar Teşkilatı üyeliği ve faaliyetleri, hapishane yılları, hukukçuluğu, sanata duyduğu ilgi, liderliği, aile reisliği ve acı bir tecrübe olarak Bosna savaşı Aliya’yı var eden önemli hususlar olarak karşımıza çıkar.
Aliya yönelik bazı olumsuz eleştiriler de yapılmaktadır. Elbette bunları, farklı değerlendirmelerle ayrıntılı bir şekilde ele almak mümkündür. Fakat genel olarak eserlerinde demokrasi, liberalizm gibi kimi kavramlara rastlanılması, geleneksel İslamî anlayış ve yapılara eleştirel yaklaşması, Bosna Savaşı’nda yaptığı düşünülen siyasi hatalar özetle eleştirilen hususlardır.
Aliya okumalarında bütün bunların göz önünde bulundurulması gerekir. Onu anlamak için hayatına, mücadelesine, ilkeli duruşuna elbette bakmak gerekir. Hatta Aliya’da bunlar, onu kitap kapağı arasından çıkaran ve yaşamsal kılan gerçeklerdir. Ama bu sıralananların arkasında itici güç olan “Üçüncü Yol: İslam”a odaklanmadan Aliya okuması tamamlanmış olmaz. Çünkü Aliya dillendirildiğinde söz konusu olan her şey netice itibariyle bir tezahür, “Üçüncü Yol: İslam” ise ana belirleyen konumundadır. “İslam benim için güzel ve ulvi olan her şeyin diğer adıdır.” sözünde de bunun işaretini görmek mümkündür. İzzetbegoviç düşüncesinin temel kaynağı niteliğinde olan Doğu ve Batı Arasında İslam kitabı, bu tezi ortaya koymaktadır. Bunu yoklamaya çalışırken “düalizm” fikrini ileri süren Aliya, daha çok yöntemsel bir tutum sergilemekte ve asıl olan “iki kutuplu birlik: İslam”a varmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla yöntem ve esasa ilişkin yaklaşımını “İslam, dünyanın esas özelliği olan düalizmi evvela anlamak ve kabul etmek, ondan sonra da onu yenmek yoludur.” sözünden de anlayabiliriz.
Aliya’nın odak noktasına almış olduğu İslam/üçüncü yol etrafında çoğulcu bir yaklaşım benimsediği görülür. Bu tezinde Kur’an’da geçen “her şeyin çift yaratıldığı” bilgisinden hareket eden Aliya, iki kutbu oluşturan unsurların tek başına hakikati temsil etmesinin mümkün olmadığı; ancak birlikte bir anlam kazandığı düşüncesi yer alır. Derinleştikçe bu ikili okuma biçimi yüzeye yayılır ve zıt unsurların barındırdığı kısmî gerçekliği bir merkeze toplar. Teori ve pratik, reel ve ideal bu noktada birleşir. Doğu ve Batı Arasında İslam kitabının başında yer verdiği Zıddiyetler Cetveli’nde bunu görebiliriz. Sunduğu “madde” ve “ruh” sütunlarında sıraladığı örnek unsurlar, yaşamsal bir gerçekliğe sahip olsa da asıl meşruiyeti ancak ve ancak üçüncü sütun olan “İslam”, yani madde ve ruhun bileşimini temsil eden asıl yolla kazanma durumundadırlar. Bu taslağın özet ve bir hayli katı olduğunun farkında olan Aliya, bunun kaçınılmaz olduğunu söyler. Aliya’nın bu konuda bilgiye, detayların ve farklı unsurların uç noktalarından değil, aksine unsurları temerküz edecek bir yaklaşım sergilenmesiyle gidilebileceğini ortaya koyduğu söylenebilir. Bu da, İslam’ı coğrafî ve kültürel bir sınırlılıkla değil, tevhidî eksende geniş ve kuşatıcı bir planda anladığını gösterir.
Alev Erkilet, Aliya İslamcılığının uçlara kaymak ya da çekilmek yerine, “hayatın gerçeğine” nüfuz etmeye çalıştığı ve bu özelliğiyle çağdaşı pek çok İslamcının sahip olmadığı bir derinlik, doğallık ve hakikilik barındırdığı düşüncesindedir. Aliya’nın İslam/üçüncü yol tezine Alev Erkilet’in önemle sıraladığı “gerçeklik, derinlik, doğallık ve hakikilik” vasıfları dışında, bir de işlevsel açıdan söz konusu edilebilecek “düzenleyicilik”, “denetleyicilik” ve “kuruculuk” rolleriyle yaklaşılması gerekir. Çünkü Aliya, kadim zamanlardan 20. yy.a dek uzanan farklı disiplinlere ilişkin birçok önemli kavramı, üç sütuna ayırarak bir düzenleme yapmaktadır. Bunlardan sadece İslam sütununa meşruiyet atfetmesiyle diğer iki sütundan bu sütuna girecek kavramları zıddıyla oluşturacağı senteze göre kabul etmekte ve böylece denetleyici bir tutum sergilemektedir. Bu şekilde ana sütun olan İslam/üçüncü yoldan hareketle yeni kavram ve bilgiyi dönüştürecek dinamizm ve kuruculuk rolünü elde etmektedir.
Şüphesiz Aliya sözlüğü, geniş kavramsal bir yapıya sahiptir. Eserlerinde “dram ve ütopya, kültür ve uygarlık, yaratma ve tekâmül, sanat fenomeni, özgürlük” gibi ağır meseleleri söz konusu edilen bakış açısıyla ele alır. Derinlere inildikçe kararlı ve tutarlı bir okuma sürecinin ardından inşa edilmiş metinlerle karşılaşılır. Bütün eserlerini farklı açılardan okumak mümkünse de bir manifesto niteliğinde olan İslam Deklarasyonu, düşüncesinin asli boyutunu oluşturan Doğu ve Batı Arasında İslam ve ona daha sonraki yıllarda düştüğü Haşiye oldukça önemlidir. Bunun dışında Bosna ve kendi kişisel tarihinden bahsettiği, savaşın günlüğü konumunda olan Tarihe Tanıklığım; benzer bir çerçevede çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalardan oluşan Konuşmalar; İslam Deklarasyonu mantığıyla 60’lı 70’li yılların İslamî bilincinin ve mücadelesinin yer aldığı makalelerden oluşan İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları eserleri bulunmaktadır. Hapis yıllarında gizlice yazdığı on üç defterlik notlardan oluşan Özgürlüğe Kaçışım/Zindandan Notlar da önemle üzerinde durulması gereken bir başka eserdir. Gerçek Aliya’nın bu kitapta olduğunu belirten Akif Emre, şu hususun altını çizer: “Gerçek Aliya İzzetbegoviç, insan olarak, duygusu, düşüncesi, hissiyatı, hepsi o kitaba yansıyor. Çok basit, yalın ifadelerle aforizmalar vardır orada. O anlamda entelektüel kapasitesini de orada test edebiliyorsunuz. Hiçbir imkân olmadığı ortamda ne üretiyor. Bütün hayatının birikimini aslında oraya vermiştir.” Özellikle bu notlar arasında yer alan bir duasının hem dokunaklı hem de ufuk açıcı olduğu görülmektedir:
“İzin ver keremli ellerime
Yarattığın şeyler dokunsun
Sesini duymam için kulaklarımı keskinleştir
Kavrayabilmem için hikmet ver bana
Her yaprağa her taşa gizemli bir şekilde yerleştirdiğin öğretini
Kuvvet istiyorum, fakat kardeşlerimi ezmek için değil
Sadece en kötü düşmanımı -kendimi- yenmek için
Tanrım, değiştiremeyeceğim şeyler için bana güç ver
Değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için de cesaret
Bir de ikisini tefrik etmek için hikmet”
Aliya’nın bir lider olarak Bosna savaşı yıllarında göstermiş olduğu kararlılık ve eylem biçimi takdire şayandır. Örnek liderliği, bilge kişiliği, mütevazı yapısıyla Bosna Müslümanlarıyla kucaklaşmış, ötekini her türlü sınır tanımazlığa rağmen İslamî, evrensel ilkeler çerçevesinde adlandırmış bir şahsiyettir. Dinî, etnik, mezhepsel her türlü ayrıştırıcı unsuru reel planda değerlendirmiş fakat hukukî ve İslamî ideallerden ödün vermemeye çalışmıştır. Bu yönüyle kitap dışında yaşamın ve davranışların da okunabileceğini göstermiş ender şahsiyetlerdendir. Ayşenur Bulut’un Ayvakti dergisinde yaptığı değerlendirme bu açıdan önemlidir: “Medeniyetleri çatıştıran tez’e karşılık medeniyetleri kucaklaştıran Aliya, sahip olduğu kültürel ve tarihi miras ile emperyalizme karşı yegâne güç olan İslamiyet yolunu bir kez daha gösterenlerden oldu.” Hece dergisinin Aliya üzerine yaptığı özel dosyada Mustafa Orçan’ın yaklaşımı da dikkate değerdir. Orçan, Aliya’nın dört iradeye karşı ortaya koyduğu mücadeleyi söz konusu ederek bunları “bireysel, toplumsal, yerel ve küresel iradeler” olarak sıralar. Belirtilen bu dört irade, Ali Şeriati’nin dört zindanını akla getirmektedir. Bütün bu iradeleri aşmaya çalışan Aliya’nın aslında bağlandığı ve teslim olduğu tek irade vardır. O da, Mutlak irade olan Allah’tır. Nitekim Doğu ve Batı Arasında İslam’ın son sözü “Ey teslimiyet senin adın İslam’dır” şeklindedir.

