Ressam
TEMMUZ Sayı: 9 - Nisan 2017

Abdullah Harmancı’nın “Kilisenin Bahçesinde” adlı öyküsünden ilhamla-

Dünyanın başka bir yerinde bana benzemeyen biri var mıdır acaba? Bana hiç benzemeyen birinden bahsediyorum. Benim gibi düşünmeyen, dalgın olmayan, benim gibi bakmayan hayata.

Ben bir türlü ‘o resmi’ çizemezken her fırça darbesi ün yapan birinden bahsediyorum. Benim mecbur olduğum renkleri kullanmayan biri: aldanmışlığın grisini, mutsuzluğun karasını ya da yalnızlığın kahvesini…

Bana mümkün olduğunca hiç benzemeyen birinden bahsetmek istiyorum.

Ben kırmızı ışıkta bekleyip trafik kurallarına uymanın vatandaşlık görevi olduğundan dem vururken; o, bassın gaza gitsin.

Hayat dolu olsun, ölümü aklına getirmesin. Bir kere bile hastalanmasın. Mezarlığa bakarak değil de insanlara bakarak hiza versin kendine. Bana hiç benzemesin, ölümü ve sonrasını umursamasın. Milton okumasın, ‘Genesis’e kafa yormasın. “Bir kere geldik dünyaya boş ver be!” desin. Gününü gün etsin.

Paris’te yaşasın, Madrid’de. Son model arabası olsun. Senede bir araba değiştirsin yine de çok sıkılsın. Klasik otomobil koleksiyonu yapsın, hayatın sıkıcılığından şikayet etsin. Mallarme’nin kapalı yazdığını iddia etsin, Kavafis’i tarihe çok gömülmekle suçlasın. Resim galerilerini gezsin, ressamları eleştirsin, basit bir resme inanılmaz paralar ödesin.

Herkesin her şeyi yapabileceğinin farkında olsun. Kimse şaşırtamasın onu. Kapısının önünde kuyruklar oluşsun. Kimine para dağıtsın, kimine akıl, kimine merhamet… İstediğiyle konuşsun, istediğini sustursun.

Telefonları canı istediğinde açsın. Tüm planlarını kendi başına yapsın, kendi için uygulasın. İstediği an kapıyı çarpıp çıkabilsin, yalvarmalara kulağını tıkasın, affeden taraf olmasın ve bundan mutluluk duysun.

Hiç kimseyi ya da hiçbir şeyi beklemesin; herkes, her şey onu beklesin. Sosyal medyayı çok sevsin. İktidarını ilan etsin orda, sayısız takipçisi olsun. Mesela ‘a’ yazsın binlerce ‘like’ alsın, yine de az bulsun.

Pahalı restoranlara gitsin, şefin spesiyalitesini sipariş etsin ama ısrarla beğenmesin. Garsonlar etrafında pervane olurken, alaycı bakışlar göndersin diğerlerine. İnadına bir lokmayı yirmi kere çiğnesin. Hesabı o ödesin ama üst perdeden olsun. Garsona hesaptan çok bahşiş bıraksın.

Gitmek onun için bir özleme dönüşmesin. Gitmek istediği an gitsin; kimseye hesap vermek zorunda kalmasın. Hayatın her anından tat alsın. Canı istediğinde dünyayı gezsin. Özgürlük mavisi favorisi olsun bir de umursamazlık sarısı. Mesela saçını vurdumduymazlık moruna boyatsın. İşte hayat bu!, desin Tuna nehrine bakarken Peşte kıyısında veya Vlata nehrine bakarken, Prag kalesinin üzerinden.

Deliksiz uykuları olsun, saçma sapan rüyalar ya da kabus görmesin. Çocukluk ve gençlik resimlerine bakarken içi acımasın. Bir kere bile ‘hey gidi günler’ demesin. Yıpranmadığına şahit olsun; zamanın kendisi karşısındaki acziyetinin tadına varsın. Baksın. Baksın. Bir kere daha baksın.

Hayat dolu oluşuna insanlar hayret etsin, o da hayata hayret etsin; saçmalığına. Sonra kıs kıs gülsün, hayatı nasıl parmağında oynattığını herkese göstersin. Resimlerinde renkleri içinden geldiği gibi kullansın; gökyüzünü çivit mavisine değil siyaha boyasın. Bir köpek çizsin rengi kırmızı.

Ses getiren sergiler açsın, yoğun ilgiye rağmen illa da katılımcı sayısını az bulsun. İnsanların sanattan anlamadığından dem vursun. Kritik soruları o sorsun, cevapları beğenmesin, etrafındakilerin sözde zeka gösterilerini yutuyormuş gibi yapmasın, anında müdahale etsin.

Hayranlıkla onu dinleyen insanlara sorsun; “Hiç size benzemeyen birinin sizden uzak bir yerde yaşamakta olduğunu düşündünüz mü? Size hiç benzemeyen birinin”. Sonra kalabalıkta onu fark etsin; kendisine hiç benzemeyen ressamı; beni. Bir an gözlerimiz kilitlensin. Bir ürperme. Bir duygulanma. Ben yorgun o mağrur. Ama hepsi o kadar. Yıllarca bu anı beklememiş gibi sessizce ayrılsak mekandan, kendi yolumuza yürüsek.

Bana hiç benzemeyen birinden bahsediyorum. Bitişleri yeni başlangıçlara çeviren. Dünyaya tahammülü yüksek, hayal kırıklıklarına yenilmeyen; mesela şu yağlı urganı asla boynundan geçirmeyecek biri.

Selma Aksoy Türköz Arşivi