​​​​​​​Ay Işığı Sancısı
TEMMUZ Sayı: 9 - Nisan 2017

Karanlığın hüzün vakitlerinde alnımızda kırağı çalan damlalar tespih gibi dizilirken, şafak vakti olmazken deruni gecelerimizde, gözler bahar çalgını mevsimi yaşayamadığı vakitler ay ışığı sancısı çekiyor ruhum. Bütün şehirlerin hayatın yaralarından mahmur düşmüş ışıklarını önüme koysan, acıları toplasan saatlerin tiktaklarının çıldırdığı zamanlarda yaksan yaralarımın üstünde yine de hiçbir faydası olmuyor içimdeki devasa soğuk mekânlara. Yürüdüm yürüdüm fakat ruhumun geceye bulaşmış hazan mevsimi yaşayan tarafları yorgun ve bitkin değil kırık dökük. Ay ışığı sancısı çeken yanlarıma güneş yanıkları sürüyor ahali yedi renge bürünüyorum fakat yine de onulmaz bir yara oluyorum elle tutulmayan, gözle görülmeyen insanların yüreğinde durmadan büyüyen bir yara, insanların dertlerinden kederlerinden birikmiş sessizliğin içine bırakılmış bir yara. Yürüdüm yürüdüm gecenin alacakaranlığında üstümde gökyüzünden yapılmış muhteşem tavan, çantamda hayatın keşmekeşliği, önümde geleceğin ölüm kokusu, arkamda geçmişin acılarının üzerine tortu bağlamış ayaz renginde suskunluklar. Gecenin bağrını delip geçen yıldızların ışığı çare olmuyor ruhumun dehşedengiz anlaşılmaz karanlığına. Kuzey rüzgârının üstünde dans eden yıldızın ışığına takılıyorum delip geçerek gecenin karanlığını, yol gösteriyor çağlara uzayıp giden tarihin ırmaklarına sadece ruhumu okşuyor dans ediyor alaycı kuşlar gibi yaralarımın üzerinde. Çılgınca göz kırpıyor simsiyah göğün alnına konmuş koştukça kaçıyor sızlıyor yaprakların rüzgârda nazlı nazlı dalgalanması. Karanlığın suskun taraflarında çocuk oyunları satıyorum hiçbir çocuk talip olmuyor tahterevalli vakitlere, hiç bir çocuk dönüpte bakmıyor ay ışığı bulaşmamış oyunlara. Sırtını ay ışığına dönmüş evler akşam şehrin ışıklarını yavaş yavaş bağrına basarken, bir türkü tutturmuş içimizdeki hüzün demir gibi ağır. Sırtına ay ışığı vururken mevsimsiz ağaçlara söyleyecek ne bir türküleri nede sessizce ayakta ölmenin künhüne varabildiler. Kuşlar ay ışığının üzerine konuyor mesnetsiz bir zamana kanat çırparak, gök masmavi rengini saklıyor utangaç eda takınarak gecenin dehşetengiz soğuğunda bembeyaz olmuş yanaklarımıza. Ay ne zaman doğacak diye bekliyor yüzyıllık zaman, yıldızların alaycı göz kırpmalarına tahammül edemiyor karanlığa boyanmış saatler. Hüzün ay ışığı vakitlerinde boyanıyor, acının her tonu düşüyor tuvalin üzerine. Mevsimsiz bir zamana giriyor acı ve hüzün karışımı saatler fakat yinede zamanın alnına yüzyıllık kar yağıyor “Kar içinde yanan karı anlayacaksın”. Kalbimiz bir damlanın etrafında okyanus arıyor, derin sessizlikler bulaşıyor gece yarısı konuşmalarına ve ağaran sabaha karşı direniyor ay ışığı düşünceler. Ve ağaran kar tanesinin rengi parlıyor ayı ışığı düşlerimin içinde, iç karanlığımın kendini ele vermez şehrine yağıyor ay ışığında yıkanan kar taneleri, ipekten bir şehir örüyor kalbimin düşünceden metruk olmuş sokaklarına “Beyaz, ipek gibi yağdı kar”. Uzun yolculukların acısıydım her gece rüyalarıma taklar kuran sahili olmayan hüznümün dalgalarıydım. Ömür bir yıldızın titremesinden ürken gölgeden tiyatrolarla geçiyor, bir adım ileri iki adım geri tangoları bir daire çiziyor amellerimin çiğ sözcüklerine değer verdiğim ne varsa “elde var hüzün”. Yürüdüm yürüdüm karanlığın bağrındaki kendini bir ipek böceği gibi ören sancıya, kendimi ele verecek bir tarih dahi yok geceye, yok ve şehrin aynalarına sığınan zulüm kusan mısralarda anlamıyor beni. Anlamıyor tarihin üstünde labirent kuran bilmeceler, ruhuma bir nebze olsun mevsim düşleri çalan şiirlerde yok, ay ışığı sancısı çekiyor ruhum aklımın anlamadığı akıl oyunlarımın üstünde kurduğu şehirde. “Mantığım mantığın üstünde yeni”. Bir kelimeden kelimeye hicret ettim ay ışığı saatlerinde, kor gibi yanıyordu batmakta olan akşamın kızıllığı, yeryüzü sessizliğin üzerinde dönüyor insanlar hayatım üzerinde zar atıyorlardı “tabutumun üstünde zar atıyorlar”. Ay ışığı saatlerinden geçtim selam vermedim ölümün rengine, karanlık pıhtılaşıyordu gecenin en koyu vaktinde ve karanlık hüzünden kanıyordu bir nehir gibi akıyordu acılarımın üstüne. Ay ışığı zamanlardan geçtim ve pıhtılaşan üzerimde karanlık değildi kendini yiyip bitiren üstü örtülmemiş zamandı. Ve zaman gergin bir ipti kalbimle aklım arasında, koptu kopacak amellerimin bıraktığı izler, ateşten düşler ile ısıtıp ellerimi fakat dünya yinede avuçlarıma sığmadı ve çözüldü dilimin pası ay ışığı vurdukça yüreğime.

Mehmet Mortaş Arşivi