Beyaz at bizden uzaklaştı
Kaybolup gitti gecenin koynunda
Geceyse hiçbir şey olmamış gibi
Sanki almamış gibi beyaz atı bizden
Çıkarak karanlıklar denizinden
Simsiyah ve kocaman gövdesiyle
Bir heyula gibi gelip çöktü
Bağrımızın tam orta yerine!
Şimdi ne varsa çoğalan kapımızda
Ruhumuzda coşkuyla dolaşan ne varsa
Evimizin buğusu, aynaların tozu
Anne kokusu, baba suskunluğu
Biliyorum işte onlar da
Çekip gidecekler biraz sonra
Ey, köşe bucak her yerde
Beyaz atı arayan kardeşler!
Haydi dönün çocukluğunuza!
Ne varsa çünkü orada var;
Renk renk atlar, atlıkarıncalar
Devler, develer, çizmeli kediler
Yoksullara kucak açmış erenler.
(Erenler, ey erenler!
Yemeyip yedirenler
Giymeyip giydirenler
Diyar diyar dolaşıp
Yoksulları gözetenler..)
Ben bu şiiri işte böyle
Yazıyorum beyaz atın ardından
Tutuşan yelesini yazıyorum alevler içinde
Köpüren nefesini rüzgârlarda
Dilimde gümleyen sözcüklerle
Kalbimde çoğalan hüznile
Deli divane bir hâl ile
Yazıyorum kimselere görünmeden;
Beyaz at gitti gideli
Ne aşk kaldı bizde ne ışık
Kırıldı kapımız ve kilidimiz
Yıkıldı bin yıllık direğimiz…
(Ey erenler, erenler!
Yolu şehrimizden geçenler
Şehri içimizden geçirenler
Çirkinliği güzel eyleyüp
Kaybolan atımızı getirenler…)

