Duydun mu sen hiç
Barut kokan gözlerin hikâyesini
Gâvur çukurlarında dinledin mi
O derin çığlığını dilsizlerin
Çınladı mı kulaklarında
Kuş ağzından yemler gibi
Elleriyle yavrusuna
Şehadet getiren bir anne sesi.
Sen hiç ç/alındığını gördün mü şehirlerin
Tek tek, taş taş, yavaş yavaş
Bulut gözlü, buğday tenli çocukların elinden
Dökülürken toprağın hırıltısını
Duydun mu hiç yüreğinden kalkan
Sarı, solgun ve puslu gemilerini
İsimsiz şehirlerin.
Buralarda ölüm dediğin yakartop
Ömür üç, beş, belki sekiz
Kumarbazlar bizimle candan oynar
Biraz misket, biraz barut, biraz kan
Kadrajın kenarında oysa hep bir umut
Hiç çekilmemiş diyarlardan bir kare
Belki bir yeşil açar bir çocuğun içinde,
ha bugün ha yarın
Harabe k/aralığından bakar bir anne
Selam yurduna selam durur.
Dumanı da bırakın gidin, bu yıkıntı benim
Benim, yıkık minareleri bu şehrin
Okunmayan ezanların nefesi benim
Bu yarayı ben açtım, yine ben yakarım
Ağıdı annelerin, utancı benim…

