Bizim Hikâyemiz
TEMMUZ Sayı: 9 - Nisan 2017

Duydun mu sen hiç

Barut kokan gözlerin hikâyesini

Gâvur çukurlarında dinledin mi

O derin çığlığını dilsizlerin

Çınladı mı kulaklarında

Kuş ağzından yemler gibi

Elleriyle yavrusuna

Şehadet getiren bir anne sesi.

Sen hiç ç/alındığını gördün mü şehirlerin

Tek tek, taş taş, yavaş yavaş

Bulut gözlü, buğday tenli çocukların elinden

Dökülürken toprağın hırıltısını

Duydun mu hiç yüreğinden kalkan

Sarı, solgun ve puslu gemilerini

İsimsiz şehirlerin.

Buralarda ölüm dediğin yakartop

Ömür üç, beş, belki sekiz

Kumarbazlar bizimle candan oynar

Biraz misket, biraz barut, biraz kan

Kadrajın kenarında oysa hep bir umut

Hiç çekilmemiş diyarlardan bir kare

Belki bir yeşil açar bir çocuğun içinde,

ha bugün ha yarın

Harabe k/aralığından bakar bir anne

Selam yurduna selam durur.

Dumanı da bırakın gidin, bu yıkıntı benim

Benim, yıkık minareleri bu şehrin

Okunmayan ezanların nefesi benim

Bu yarayı ben açtım, yine ben yakarım

Ağıdı annelerin, utancı benim…

Emre Miyasoğlu Arşivi