Baba bugün dağlar yeşil boyandı.
Bu türkü böyle başlardı, bilirim.
Sehere yel, kapıma çocukluğum dayandı.
Sabah, gürzünü kerahatına vururken;
Babam, çimen dağında rızkını arardı
Tezek kokusu, çamurlu lastik, yamalı şal u şepik…
Babamın ele avuca sığmaz varıydı.
Karyolasının gıcırtısına gömerdi derdini.
Çıkarken abdestini alır, düz kayada namazını kılardı.
Yorgun bir türkü mırıldanırdı bulutlar,
Şilanların üstüne babamın duası yağardı.
Çayır uçları çiçek besler,
Değirmen taşları selam söylerdi.
Babam, çatal çeşmeden kasketine su dökerdi.
Perçeminden boncuk gibi emekleri akardı.
Beli ağrır, doğrulamaz ama dimdik bakardı.
Sofrasına kuru soğan, sac ekmeği,
Bazen de bereket sıkınca koyun memelerini
Anamın tülbendinden süzülen çökelek otururdu.
Yalnız yemeyi sevmezdi,
Ark boyunda dolanan çobanı da doyururdu.
Çoban değneğini alır eline, dağların sırma saçını tarardı
Sigara içmezdi fakat güzel tütün sarardı
Kuşağında otuz üçlü kehribarı,
Sabır tarlasına tane tane ekerdi.
Baba yadigârıydı.
Gelin olunca anam öz teyzesine,
Çıkarıp o günden bugüne,
Zor zamanda çekerdi.
Marttı, kursağı ekşi ölüm kokan bir gündü,
Babam, cehennem gibi yangını yüreğiyle söndürdü.
Geride murdar bir tırpan,
Ve bir güvercin yuvası,
Uçtu kavgaya karşı, uçtu firari anası.
Marttı, güneş tırmanmıştı tepeye,
Deli taylar gibi kalbi başladı teklemeye,
Babam etti ki gür sesin çıkarmaya,
Kızıl kerpiç kehribarı düştü kuru tarlaya.
Ekşi ölüm,
Martta geldi...
Şavkıyan hançer sanki vurdu gözün yaşına,
Hükmün yazmış Allah, babama ölüm düştü.
Firari ana güvercin kondu başın ucuna.
Hükmün yazmış Allah, anama zılgıt düştü.
Köylüler ter içinde tarlaya vardılar
Kurudu...
Sırma saç, zer tomurcuk,
Çatal çeşme kurudu.
Babamı kıl düğümlü bir beze sardılar.
Aldılar kehribarı da sandığına koydular
Kurudu çayır uçları, değirmen taşları,
Çimen dağı, şilanlar, sabır tarlası...
Velhasıl anacım,
Beş koyunun on memesi birden o dakika kurudu.
Baba bugün gece seni söyler bilirim
Ateş böcekleri yuvarlanır dağlardan
Heybesi nasırlı kır atın şaha durur
Haylazlık ağaç kovuğuna sığmaz bilirim
Karanlık, mahsus döşeğime sokulur
Sırtını çiğneyen küçük ayaklarımı
Yürek altında saklasam bile soğur.
Dağlar başı duman alır bu gece
Babam!
Güneş artık zor uyanır bilirim...

