Ey kuşatma altında kızıllaşan yara, ey ateş kesilmiş tarla
Bir işaret kızıştırıyor alnımızda köpüren öfke ırmaklarını
Nelerden konuşalım şimdi yakut işlemeli sözlerden uzakta
Revaklardan, menekşelerden ve santurlardan uzakta
Meryem’in elleri hurmalıktır kirpikleri rüzgârdan bir gül
Eteklerinde toplanır ceylanlar gamzeler dağıtmak için halka
Yüreği çoğaldıkça kanayan hasretlerden kurulu sümbül
Meryem bütün anasız çocuklara elleriyle süt veriyor
Sahipsiz bir şehre adını veriyor eskimiş kelimelerde
Çocuklar mevzilerden koşan bir aşk ordusu oluyor
Meryem’in mahşerler tutuşturan göz bebeklerinde
Meryem’in ocağı acının kıyısında kurulur hasretin yamacında
El değmemiş pencerelerden bakar Meryem ilahilerden
Göğsünde dolunaylar büyütür uzun bir hicret kıskacında
Ey kuşatma altında kızıllaşan yara, ey kendini tefsir eden rüya
Batan bir güneşin kızıllığıyla vuruyor süvarilerimiz geceye
Kanatları uzayan bir umut ağacı büyüyor Meryem’in evinde
Uzak alınlı çocuklarımızın avazıyla doğruluyor dünya

