Necatigil’in Zonguldak Yılları: Şehir, Şiir ve Aşk
TEMMUZ Sayı: 3 - Ekim 2016

Kültür sanat alanında eskiden beri en canlı ve etkili şehrimiz şüphesiz İstanbul’dur. İzmir ve Bursa gibi büyük şehirlerimiz İstanbul kadar olmasa da edebî ve sanatsal anlamda kısmî bir etkiye sahip olmuşlardır. Cumhuriyet’in ilanından sonra bu merkezlere Ankara da eklenmiştir. Aydınlarımızın küçük Anadolu şehirleri ile münasebetleri ise genellikle memuriyet gibi mecburi bir sebebe bağlı olarak gelişmiştir. Anadolu’nun çeşitli küçük şehirlerine yolu düşen aydınlarımız o şehirlerde edebî muhitlerin teşekkül etmesini sağladıkları gibi mevcut faaliyetlere de destek vererek bunların belli bir yön kazanmasını, güçlenmesini, en azından yeni yeteneklerin keşfini sağlamışlardır. Bu anlamda Behçet Necatigil’in Zonguldak yılları ve Zonguldak’taki edebî faaliyetleri oldukça dikkat çekicidir. Bu yazımızda Necatigil’in Zonguldak yıllarını konu edineceğiz.

Şairin Şehirle İmtihanı…

Erkekler evlere çekildi çoktan,

Katran gibi camlara yapıştı perde.

Göreyim sıkıntıyı sav başından,

Gel de dolaşma caddelerde.

….

Behçet Necatigil

Behçet Necatigil, 1940’ta Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra aynı yıl Kars Lisesi’ne öğretmen olarak atanır. Göreve başladıktan iki gün sonra (28.12.1940) Tahir Alangu’ya yazdığı mektuptan anladığımız kadarıyla Necatigil bu şehrin soğuğundan hiç de memnun değildir. “Tahir’e, buz dağları ortasından” hitabıyla başlayan mektubunda Alangu’ya biraz da mizahi biçimde Kars’a gelirken çift örgülü yün atkılar almasını aksi takdirde bıyığının donabileceğini söyler.1

Kars’ın soğuğu, bünye olarak epeyce zayıf olan Necatigil’i hasta eder. Bu hastalık sebebiyle Necatigil öğretmenlikteki ikinci durağı olan Zonguldak’taki Çelikel Lisesi’ne nakledilir. 10 Ekim 1941’den 1 Mart 1943’e kadar devam eden Zonguldak yılları, edebî faaliyetler bakımından Kars günlerinden daha verimli olmakla birlikte bu şehrin havası, rutubeti, kasveti Kars’a rahmet okutacak cinstendir. Maaşını almakta yaşadığı aksaklıklar ve asalet tasdikinin gecikmesi de çektiği sıkıntıların cabasıdır. Alangu’ya yazdığı 08.12.1941 tarihli mektupta Zonguldak’tan şöyle söz eder:

"Bu şehir,-bu rutubetli, berbat, pis havalı karanlık, kasvetli, soğuğu iliklere işler şehir- beni hasta etti. Geceleri, pek mahdut saatleri dolduran tedirgin ve fare hücumlarıyla bölük pörçük uykularımda hep Kars'taki huzur ve âsudeliğimi sayıklıyorum. Orada hem odam hem sobam hem de rahatım vardı. Bu berbat soğukların elinde bu nahif bünyeyi, bir otel köşesinde nasıl idare edebilirsin? Gel de cevap ver. Vallah müspet cevap vereceklerini bilsem Kars'a, tekrar Kars'a naklimi isteyesim geliyor. (…) Vekâlet kânunevvel (aralık) maaşımın verilmemesini emretmiş. Beş parasızım. Tasdik edilmeyen raporun seyyiesi. Bir işimizden atmadıkları kaldı. (…)Bizim şu meşhur nakil işinden henüz bir ses seda çıkmadığını arz ederim. Esasen, mesela acaba Ankara'ya hakikaten aksedebilmiş midir? Hadisenin aktüalite olmaktan çıkıp çıkmadığını, inhitat veya inkişaf kaydedip etmediğini bana bildir. Ümit namına elimizde bir bu kaldı. Zonguldak'ın, bana Kars'ı bile arattığını söylersem kâfidir sanırım. Zonguldak beni memnun etmedi azizim, zerre kadar."2

Necatigil, ikinci mektubunda adenitinin bir gece birden delindiğini bol gıda ile bünyeyi takviye etmesi gerektiğini ancak lokantalarda yemeklerin gün geçtikçe azalması ve pahalanması sebebiyle bunun mümkün olmadığını yazar. Kömür tozları dolayısıyla nefes almakta iyiden iyiye zorlanan Necatigil, geceleri tıkanırcasına öksürmeye başlar. Mektebin yokuşlarını çıkarken eskisi gibi hızlı ve sabırsız değildir artık.3 İkinci mektuptan sonra şehirden sızlanmalar kısmen azalmış şairin dikkati başka konulara kaymışsa da bedbinlik devam etmektedir. Kör otel lambaları altında ayaküstü yazılı kâğıdı okumak, yakasını bırakmayan hastalıklar, mektup defterlerinin sürekli pahalanması Necatigil’in şikâyet ettiği diğer konulardır.

Çelikel Lisesi, Öğretmenlik ve Unutulmuş Bir Aşk Hikâyesi

….

Siyah akar Zonguldak’ın deresi

Yüz karası değil, kömür karası

Böyle kazanılır ekmek parası?

Orhan Veli Kanık

Necatigil’in yaklaşık iki yıl görev yaptığı Çelikel Lisesi’nin Zonguldak’ın eğitim tarihinde önemli bir yeri vardır. Ekim 1938’de eğitim-öğretim faaliyetlerine başlayan okul, 1960’lı yıllara kadar Zonguldak, Çaycuma, Devrek, Ereğli ve Bartın civarındaki tek lise olarak hizmet vermiştir.

Dönemin gazetelerinden öğrendiğimize göre şehre gelen devlet erkânı bu liseyi mutlaka ziyaret etmekte ve eğitim öğretim faaliyetleri hakkında bilgi almaktadır. Okulun kuruluş yıldönümü “Kültür Bayramı” adı altında çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Bu merasimlere şehrin ileri gelen devlet adamları iştirak etmektedir.

Zonguldak gazetesinin 22 Haziran 1942 tarihli 657. nüshasında yine Çelikel Lisesi’yle ilgili bir haber yer almaktadır. “Lisede Nurlu Bir Gün” başlığı ile takdim edilen haberde, 20 Haziran Cumartesi saat 17’de lisenin 1941-1942 mezunları tarafından bir çay şöleni verildiği; törende vali, komutanlar, öğretmenler ve mezunların hazır bulunduğu belirtilmiştir. Aynı haberde bu toplantıda lisenin müdürü Ömer Faruk Verimer ve lisenin kurucusu Mehmet Çelikel’in davetlilere “yürekleri coşturan” konuşmalar yaptığı ifade edilir.

Haberin bizce en mühim olan tarafı, bu toplantıda lisenin edebiyat öğretmeni Behçet Gönül’ün* “davetlileri öğretmen ve öğrencileri ayrı ayrı zarif nüktelerle okşayan ve şurup lezzetiyle gönüllere akan” bir kaside okumasıdır. Bu kaside yer darlığı gerekçesiyle duyurunun yapıldığı sayıya konmamış fakat bir hafta sonra çıkan 30 Haziran 1942 tarihli 658. nüshada kasidenin davetlilerle ilgili olan kısmı kısa bir notla yayımlanmıştır. Bahsi geçen şiir ve not aşağıdaki gibidir:

Çelikel Lisesi’nin “Çıkanlar Günü” çay şöleninde edebiyat öğretmeni Behçet Gönül tarafından inşad edilen kasidenin çağrılılara ait olan kısmını bu sayımıza geçiriyoruz.

KASİDE-İ ÇAİYE (Çay Kasidesi)

Kafile sâlâr-i Zonguldak4 olur serdarımız5

Davete eyler icabet vali-i zişan6 gelür

Hâmi-i feyyaz-ı mektuban-ı devlettir7 Uluğ

Nadiren ezman-ı dehre8 böyle bir sultan gelür

Oldu azim9 halkevinden partiden Ahmet Gürel

Sahib-i feyz ü hamiyyet10 sa’y-i bîpâyan11 gelür

Caddeler tozdan geçilmez çeşmeler mahrum sudan

Böyle yerlerden geçip de Faik Ertaman gelür

Ol direktörlükten aya nice etmem ihtiraz12

Tayin ü terfi13 ü azlim14 Hamdi Arda’dan gelür

Ol cenab-ı feyz-i Muhyiddin serair15 aşına

Sahib-i Hurrem muîn-i Hüsniye unvan gelür

Muhterem Mehmet Çelikel tavvelellah ömrehu16

Hangi vakt teşrîf etse dertlere derman gelür

Sedd-i bab-ı matbaa14 etmekte muztar18 kalsa da

Doğu’ya eyler akın bir tair-i perran19 gelür

İçimizden birkaçı ancak tanır imzasını

Gaztede temcit pilavı neşrine Umran gelür20

Şiirde adı geçen kişiler şunlardır: Birinci beyitte konu olan kişi dönemin Zonguldak valisi Halid Aksoy’dur. Halid Aksoy, aynı zamanda Oktay Rıfat’ın kayınpederidir. Oktay Rıfat’ın “Anış”, “Türkan İçin” gibi meşhur şiirleri Halid Aksoy’un kızı için yazılmıştır. İkinci beyitte soyadı (Uluğ) verilen kişi, Zonguldak tarihinin önemli simalarından Hilmi Uluğ’dur. Mahallî tarih çalışmalarıyla Zonguldak’ın kültür hayatına önemli katkılar yapan Uluğ; Sinop, Urfa Elazığ ve Zonguldak’ta mektupçuluk yapmıştır. Mektupçuluk mesleğinin bugünkü karşılığı, Valilik yazı işleri müdürlüğü gibi düşünülebilir. Üçüncü beyitte ismi geçen Ahmet Gürel şiirin yazıldığı tarihlerde CHP il başkanlığı ve Halkevi başkanlığı görevindedir. 1943 seçimlerinde Zonguldak milletvekili olarak parlamentoya girer. Dördüncü beyitte ismi geçen kişi dönemin Zonguldak belediye başkanı Faik Ertaman’dır. Necatigil’in bu şahsa şaka yollu da olsa bir gönderme yapması Zonguldak’ın havasını sevmediği gibi imarını da beğenmediğini düşündürmektedir. Beşinci beyitte ismi geçen kişi dönemin Zonguldak Maarif müdürü Hamdi Arda’dır. Milliyet gazetesinin 19.03.1969 tarihli nüshasındaki bir ölüm ilanından21 anladığımız kadarıyla altıncı beyitte geçen Muhyiddin, Maarif müfettişi Muhyiddin Barım; Hurrem, Muhyiddin Barım’ın oğlu, Hüsniye ise 1938-1942 yılları arasında Çelikel Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yapmış gelinidir.22 Yedinci beyitte geçen kişi ise malum olduğu üzere lisenin kurucusu Mehmet Çelikel’dir. Sekizinci beyitte isim verilmeden işaret edilen kişi Zonguldak gazetesi sahibi Tahir Akın Karauğuz’dur. Beyitte geçen “Doğu” kelimesiyle Tahir Akın Karauğuz’un Doğu Büyük Ülkü gazetesine işaret edilmiştir. Son beyitte ancak birkaç kişinin tanıdığı belirtilen şahsın “Umran” kelimesinin delaletiyle Umran Nazif Yiğiter olduğunu düşünüyoruz.

Mektuplarından anlaşıldığı kadarıyla Necatigil’in şehre intibak edemeyişi, yaptığı iş konusunda da bir ümitsizlik oluşturmuştur. “Burada bari talebelerimin istifadesine yarasam. Bunda müteredditim ve bu tereddüt beni büsbütün bedbin yaptı.23 şeklindeki birtakım ifadeler ümitsizliğinin en belirgin işaretleridir. Fakat bu ümitsizlik şair Muzaffer Tayyip Uslu’yu keşfettiğinde kısmen son bulur. Çelikel Lisesi’nden öğrencisi olan Muzaffer’in şiir defterini inceleyen Necatigil, gördüğü şu dizeler karşısında büyük bir heyecan duyar:

Diyecekler ki arkamdan

Ben öldükten sonra

O, yalnız şiir yazardı

Ve yağmurlu gecelerde

Elleri cebinde gezerdi

Yazık diyecek

Hatıra defterimi okuyan

Ne talihsiz adammış

İmanı gevremiş parasızlıktan

Sonradan Muzaffer’in şair arkadaşı Rüştü Onur ve Kemal Uluser ile de tanışan Necatigil’in Zonguldak’a bu saatten sonra ısındığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Necatigil’in genç yaşta kaybettiğimiz bu üç şairle duygu bağı oldukça kuvvetlidir: Muzaffer’in ölümü üzerine Türk’ün Sesi gazetesinde yazdığı 27 Temmuz 1946 tarihli yazıdaki şu satırlar ilişkinin boyutunu göstermesi bakımından önemlidir: “Zonguldak deyince Rüştü Onur’dan, Kemal Uluser’den, Muzaffer Tayyip Uslu’dan başka neyi düşünebilirim? Dostumdular. Çelikel Lisesi’nin duvarları içinde, o küçük edebiyat şubesinde, Tayyip’e hocalık bile yaptırmıştı bana tesadüf.”24

Ben ölsem be anacığım

Nem var ki sana kalacak.

Ceketimi kasap alacak,

Pardösümü bakkal

Borcuma mahsuben...

Ya aşklarım

Ya şiirlerim n’olacak

Ya sen ele güne karşı

Nasıl bakacaksın insan yüzüne.

Hülasa anacığım

Ne ambarda darım

Ne evde karım var.

Çıplak doğurdun beni

Çıplak gideceğim...

Rüştü Onur

Necatigil, bu yıllarda Zonguldak’tan duyduğu ıstırabı edebî faaliyetlerle teskin etmektedir. Necatigil’in etrafında genç şairlerden Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Kemal Uluser’den başka o yıllarda Zonguldak’ta askerlik yapan Oktay Rifat, öğretmen olarak görev yapan İlhan Berk, Necati Cumalı, Halim Yağcıoğlu, hikâyeci Umran Nazif Yiğiter gibi isimlerin dâhil olduğu zengin bir edebî çevre vardır. Karaelmas Halkevi dergisi, Zonguldak, Yeni Zonguldak, Doğu Büyük Ülkü gibi gazeteler dönemin Zonguldak’taki önemli yayın organları olarak dikkat çekmektedir. Bu gazetelerde bahsi geçen isimlere ait yazı ve şiirlere rastlamak mümkündür.

Necatigil’in biyografisini yazan çoğu kişinin dikkat çekmediği bir de aşk hikâyesi vardır bu yıllara ait. Mehmet Çelikel Lisesi Edebiyat şubesi 2/B sınıfından Nadide isimli şiire meraklı bir öğrenci, hocaya sürekli şiirlerini gösterir ve hocanın yorumlarını almak ister. Şiir üzerine başlayan muhabbetler, gidip gelmeler ikili arasında zamanla bir yakınlık oluşturur. Behçet Hoca, bir fırsatını bulup Nadide’ye açılır. Nadide liseden mezun olduğu yıl (Çay Kasidesi’nin okunduğu 1942 yılı) babasının tayini İstanbul’a çıkar. Behçet Hoca, olay karşısında büyük şok yaşar. Fakat çaresiz biçimde durumu kabullenir. Doğu Karaoğuz’un aktardığına göre Nadide ve ailesi Zonguldak’tan Etrüsk vapuru ile ayrılırken limanda onları uğurlayanlar arasında Behçet Hoca da vardır. Fakat bu ayrılık uzun sürmez. Yaklaşık bir yıl sonra Hoca’nın tayini İstanbul’a çıkar ve Nadide ile tekrar görüşmeye başlar. Ailelerin uygun görmesi ile kısa zaman sonra nişanlanmışlar fakat bilinmeyen bir sebeple ayrılmışlardır.25 Necatigil’in 1942 tarihli iki şiiri bu aşk hikâyesinin bir hatırası gibi durmaktadır. “Soru” isimli şiirin yazıldığı zamanda Nadide’nin henüz Zonguldak’ta olduğu, ikinci şiirin yazılışında ise İstanbul’a gittiği anlaşılmaktadır.

SORU

Bu diyardan gidemez,

Sen varsın.

Bu deveyi güdemez,

Sen olsan ne yaparsın,

Güzel kız?26

HEP BÖYLE

Hep böyle:

Kömür aldı, mendiller sallandı;

Tirenler gitti ona doğru,

İstasyonda deliler gibi bunaldım.

Hep böyle:

Demir aldı, sular çalkandı;

Gemiler gitti ona doğru,

Gözümden bir daha düştü rıhtım.

Hep böyle:

Emir aldı, günün birinde yollandı;

Eller gitti ona doğru,

Yine ben telaş içinde kaldım.27


1- Behçet Necatigil, Mektuplar (Haz. Ali Tanyeri- Hilmi Yavuz), YKY Yay., İst. 2001, s. 38.

2- Behçet Necatigil, a.g.e., s. 40-41.

3- Behçet Necatigil, a.g.e., s. 42-43.

*- “Behçet Necatigil'in biyografisiyle ile ilgili tartışma konularından birisi, onun soyadını nasıl aldığıdır. Onun ilk soyadı "Gönül"dür. Babasının adı olan "Necati" soyadını soyadı kanunundan hemen sonra kullanmış ve yayımlanan ilk şiirlerinin altında da "Behçet Necati" imzası görülmüştür. Sonraları “Necati” soyadına bir “gil” ekleyip “Necatigil” olmuştur. 10.11.1955 tarihli Horst Wilfrid Brands'a yazdığı bir mektupta soyadı değişikliği ile ilgili şunları söyler: “Nüfus kütüğümdeki ‘Gönül’ soyadını resmen sildirip yerine ‘Necatigil’ soyadını aldım, bundan sonra bana göndereceklerinizi bu isme gönderiniz.” Nurullah Çetin, Behçet Necatigil Hayatı, Sanatı ve Eserleri, Kültür Bakanlığı Yay., Ank. 1997, s. 38.

4- sâlâr-i Zonguldak: Zonguldak’ın reisi

5- serdar: başkan

6- vali-i zişan: şanlı vali

7- hami-i feyyaz-ı mektuban-ı devlet: devlet mektuplarının cömert koruyucusu

8- ezman-ı dehr: dünyanın zamanları

9- azim: yola çıkmak

10- sahib-i feyz ü hamiyyet: feyiz ve iyilik sahibi

11- sa’y-i bîpâyan: sonsuz gayret sahibi

12- ihtiraz: çekinme

13- terfi: yükselme

14- azl: görevden alma

15- serair: sırlar

16- tavvelellah ömrehu: Allah uzun ömür versin

17- sedd-i bab-ı matbaa (et-): matbaa kapısını kapamak

18- muztar: çaresiz

19- tair-i perran: uçan kuş

20- Behçet Gönül, Kaside-i Çaiye, Zonguldak Gazetesi, 30 Haziran 1942, S. 658, s. 3.

21- Vefat -Süleyman Sami (Barım) Selimoğulları-, Milliyet, 19.03.1969, S.7655, s. 8.

22- Nüfus idaresinden aldığımız bilgiler de bu ölüm ilanından çıkardığımız sonucun doğruluğunu teyit etmiştir.

23- Behçet Necatigil, a.g.e., s. 45.

24- Doğu Karaoğuz, Rüzgârın Getirdiği, PMO Yay., Ank. 2015, s. 162.

25- Bu bilgiler Zonguldak ve Doğu Büyük Ülkü gazetelerinin sahibi Tahir Akın Karauğuz’un oğlu Doğu Karaoğuz tarafından aktarılmıştır. Doğu Karaoğuz, bu bilgileri Nadide’nin sınıf arkadaşı Vecahet Simberk’ten dinlediğini, Nadide’yi de şahsen tanıdığını ifade etmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Doğu Karaoğuz, Rüzgârın Getirdiği, PMO Yay., Ank. 2015, s. 130-132.

26- Behçet Necatigil, Şiirler, (Haz. Ali Tanyeri- Hilmi Yavuz), YKY Yay., İst. 2009., s. 21.

27- Behçet Necatigil, a.g.e., s. 20.


Kaynakça

Behçet Gönül, Kaside-i Çaiye, Zonguldak gazetesi, 30 Haziran 1942, S. 658, s. 3.

Behçet Necatigil, Mektuplar (Haz. Ali Tanyeri- Hilmi Yavuz), YKY Yay., İst. 2001.

Behçet Necatigil, Şiirler, (Haz. Ali Tanyeri- Hilmi Yavuz), YKY Yay., İst. 2009.

“Lisede Nurlu Bir Gün”, Zonguldak gazetesi, 22 Haziran 1942, S. 657, s. 1.

Doğu Karaoğuz, Rüzgârın Getirdiği, PMO Yay., Ank. 2015.

Nurullah Çetin, Behçet Necatigil Hayatı, Sanatı ve Eserleri, Kültür Bakanlığı Yay., Ank. 1997.

Vefat -Süleyman Sami (Barım) Selimoğulları-, Milliyet, 19.03.1969, S.7655, s. 8.

İsmail Alper Kumsar Arşivi
3 Sayı: 3 - Ekim 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler