Yersiz yurtsuz bir diliniz var, yersiz yurtsuz bu çağda! Yollardan geçiyorsunuz, yollardan geçeceksiniz, yıllardan! Kolektif bir kaos çağında, siyasal bir imge olarak yürüyeceksiniz, trajik ve olumsuz! Hiç kimsenin ustası olmadığı bir uğraşın çıraklarısınız. Ustalarınızı arayacaksınız!
Sürgün kamplarından geçecek satırlarınız. Mülteci bir mısra olarak vuracaksınız denizlerden şafağın alnına! Bir yanınız Afrika, bir yanınız Amerika! Bir yanınızda kan denizi, bir yanınız coşkun bir ırmak! Kirlenmiş sulardan geçeceksiniz, kurumuş vahalardan! Yıkılmış evler göreceksiniz, harap olmuş şehirler! Ne yedikleriniz yenilir yutulur olacak ne içtikleriniz içilir!
Bir şiir yazacaksınız utançla lekelenecek, aşk ve nefret ilanlarıyla kırışacak tıpkı Neruda’nın dediği gibi! İçinden hayvanlar geçecek; kehanetler, manifestolar, yadsımalar, kuşkular, yergiler, zaferler, belalar doluşacak şiirlerinize. Sözcükler bir müfreze gibi dizilip önce sizi vuracak cepheden ve sonra meydan okuyacak bir Don Kişot gibi! Terle ve savaşla yoğrulmuş bir şiir arayacaksınız. İnce ve dokunaklı bir ses veren viyola ya da keman olsun isteyeceksiniz satırlarınız. Bir Stradivarius viyolası mesela!
Bir şiir yazacaksınız, buğday tarlaları gibi olsun isteyeceksiniz. Bir çiçek gibi, solmayan bir çiçek gibi olsun isteyeceksiniz. Nadide bir gül gibi savaşçıların yakasına konsun isteyeceksiniz. Dillerde dolaşsın diyeceksiniz. Mahrumların, ezilmişlerin, yoksulların duası olsun isteyeceksiniz. Siz istedikçe şiirinize benzeyeceksiniz. Şiiriniz sizi ele verecek. Siz dünyayı yele vereceksiniz. Bunlarla geçeceksiniz yollardan, yıllardan!
Bir öykü yazacaksınız, acılara öykünecek kelimeleriniz. Kelimeler çünkü yazdığına benzer sonunda. Bir yoksulun, bir yetimin, bir annenin, bir yurtsuzun, bir yabancının, bir yalnızın, bir terk edilmişin, Ninovalı Yunus’un, Mısırlı Züleyha’nın, Amasyalı Ferhat’ın, bir yerlinin, bir gurbetçinin, bir otel odasının, bir mülteci kampının, bir yorgun savaşçının, bir zafer sancağının, bir dulun, bir babasızın, süt veren bir kuzunun, yük taşıyan bir tayın, vurulmuş bir ceylanın, yaralı bir aslanın öyküsünü yazacaksınız. Kelimeleriniz acıya benzeyecek; hasrete, sürgüne, öfkeye, umuda, zafere! Bir öykünün kalemini kıracaksınız, bir öykünün kahramanı olmaya kalkacaksınız, bir öyküye zafer biçeceksiniz, bir öyküye gurbet! Bir öykünüze Medine koşacak, bir öykünüzde Taif saklanacak. Siz bir öykü seveceksiniz, kelimeleriniz öyküye benzeyecek, siz öyküye benzeyeceksiniz. Bunlarla geçeceksiniz yollardan, yıllardan!
Boyunuzdan büyük işleri seveceksiniz! Büyük işlere benzeyeceksiniz. Çocuklara dokunacaksınız, süt emen kuzulara. Dokundukça güzelleşen kelimelerle çoğalacaksınız. Görkemli bir gök açılacak, görkemli bir yer sofrası kurulacak! Zeytini, inciri, narı ve bal gibi tatlı pınarları bütün yorgunlarla paylaşan bir sofraya kurulacaksınız. Sözleriniz sofraya benzeyecek, sözlerinizden bir Maide kurulacak! İbrahim’in sofrasına, İsa’nın sofrasına benzeyecek! Şuayb’ın kuzuları meleyecek avlularınızda, sokaklarınızda. Nuh’un sabrı kesecek sokak başlarını. Yusuf’lar kuyulardan çıkarak, divanlardan geçerek oturacak sofranıza. Sizin yüzünüz gök gibi onurlanacak, elleriniz daha çok benzeyecek bereket sofralarına. Çünkü siz ekmeğinizi paylaşacaksınız, sözünüzü armağan edeceksiniz, tebessümünüzü kanatlandıracaksınız. Irmaklara coşkunluk, yağmura bereket katacaksınız, şehre soluk vereceksiniz, ovaya bereket, kırlara yaylım bir ses gelecek sizin sözlerinizle.
Siz çizeceksiniz imanın haritasını, siz bulacaksınız güneş yüzlü çocukların içtiği ırmağı, siz düşeceksiniz toprağına kimsesizlerin, siz olacaksınız çığlığı Şam-ı Şerif’in, Hartumlu yetimin, Bengalli Muhammed’in, Malili Necip’in, Mağripli Amine’nin. Halep’in, Bağdat’ın, Kahire’nin, Garbi Trablus’un, Timbuktu’nun şarkılarını siz söyleyeceksiniz. İbn-i Haldun’un, Mesudi’nin, İbn Batuta’nın, Cemaleddin-i Afgan’ın, Hasan el-Benna’nın, Esma’nın, Rabia’nın, Gazi Battal’ın, Zengi Nureddin’in sözleri sizde yeşerecek, sizde doğrulacak zamanın yaman atlası.
Kül denizinden geçerek güller arayacaksınız. Kan kusan adamları bulacaksınız. Kan kusan silahları susturacaksınız. Sizin kelimelerinizle yeşerecek vadiler, sizin sesinizle ağaracak gök. Yersiz yurtsuz bir dille konuşacaksınız, yerli ve yurtlu bir medeniyet için onur kavgasına duracaksınız. Bir haysiyet meşalesi yakacaksınız, bir savm u salat kandili! Bir kelam atlası kuracaksınız, bir muştu imparatorluğu, mecazlardan, istiarelerden, kafiyelerden, eğretilemelerden, teşbihlerden, tekbirlerden, salat u selamlardan bir hakikat mektebi olacak. Siz bu mektebe benzeyeceksiniz.
Maden ocaklarından, işportadan, savaş meydanlarından, caddelerden, uzun gecelerden, yağız oruçlardan, namazdan, hac denilen o büyük provadan geçecek sözleriniz! Uçan kuştan, koşan çocuktan, ağlayan anadan, titreyen bastondan, yivlenen silahtan, akan kurnadan, yanan ormandan, doğandan ve batandan, okuyan ve yazandan, iyiden ve kötüden, yalandan ve yamandan, sudan ve topraktan, candan ve canandan, uzaktan ve yakından, ölenden ve doğandan gelecek, sökün edecek, bir kar fırtınası gibi, bir güz hortumu gibi, bir bahar güneşi gibi aşkla ve ateşle, fayrap ve zakkum gibi gelecek sözleriniz. Siz sözlerinize benzeyerek geçeceksiniz yollardan, yıllardan.
Pusuya yatmış günlerden geçerek varacaksınız zafer meydanlarına. Bir güle eğilmesini de bileceksiniz bir zulme direnmesini de. Kalbiniz bir Üsküdar diyecek bir Üsküp. Bir Başçarşı bir Gazze! Bir Kandahar bir Konya! Bir Diyarbekir olacak kelimeleriniz bir Semerkant. Şiiriniz bin katmanlı gök kuracak tabiatta. Öykülerinize kuşlar doluşacak. Aklınızda yemenileriyle dolaşan mahalle mektebinin elifbalı kuzuları olacak. Siz söyleyeceksiniz unutulmuş türkülerimizi, yollardan geçecek bozlaklarla marşlar kol kola. Bir şehidi sevecek şiir okunan akşamların raksı. Siz yollardan geçerek dolaşacaksınız dünyayı.
Yollar ve yıllarla gezerek dünyanın bütün sokaklarını; destanlar, sergüzeştler, sümbüllü kasideler, hicivler, bozlaklar, hoyratlar, kürdiler, hicazlar söyleyeceksiniz. Siz bir göğün ayetlerini, bir dünyanın kaderini, bir varoluşun bestesini söyleyeceksiniz.
Yollardan ordular geçecek! Bembeyaz kefenli bir redif ordusu, kıpkızıl bir gülşen! Eli sancaklı beyitler mahşeri! Bütün yoksulların ve bütün aşkların kelimeleriyle marşlar söylenecek. Siz bu marşlara benzeyeceksiniz.
Yollardan geçeceksiniz, yıllardan. Yersiz yurtsuz bir dille geçeceksiniz.
Soluk bir cübbe gibi sükunetle geçeceksiniz. Sözleriniz tevazua benzeyecek.
Ayın on dördünde parlayan bir meneviş gibi geçeceksiniz. Sözleriniz zafere benzeyecek.
Yüzü yerde dervişler gibi geçeceksiniz. Sözleriniz bağışlanmaya benzeyecek.
Yollardan yıllardan geçeceksiniz. Ey inanmışlar ordusu! Ey merhamet geleneği! Ey söz sultanları!
