Edward Said; Sartre, de Beauvoir ve Foucault ile olan can sıkıcı karşılaşmasını hatırlar
TEMMUZ Sayı: 1 - Ağustos 2016

“1979 senesi, başta İran devrimi olmak üzere pek çok sarsıcı gelişmeye sahne olmuştu. Aynı zamanda yüzyılın ilk yarısında başlayan Filistin'in işgal trajedisi devam ediyor, Ortadoğu'nun pek çok yerinde huzursuzluk devam ediyordu. Edward Said, iste böyle bir dönemde, Batı'nın önemli entelektüelleri tarafından bir davet aldı. Sartre, Foucault ve Beauvoir, onu Paris'te yapılacak Ortadoğu Barışı konulu bir konferansa çağırıyorlardı. O vakitler henüz 40'lı yaşların başında olan Edward Said, heyecanla kabul etmişti daveti. Gerek Sartre, gerekse Foucault ve Beauvoir idolleriydi onun.

Bu makalede, Said'in Paris'e gittikten sonra yaşadığı hayal kırıklığını okuyacaksınız. Cezayir direnişinin ateşli savunucusu J.P. Sartre'ın Filistin’e olan duyarsızlığı sadece Said’in ya da kendi yasadığı toplumun değil, pek çok Müslüman’ın da dikkatini nasıl cezbettiğini, İran devrimi destekçisi M.Foucault'ın Filistin davasına bakışını göreceksiniz.”

Benim şimdiye kadar, hala hayatta olan, hiçbir entelektüel ya da edebiyatçı kahramanımla karşılaşma fırsatım olmamıştı. Ve pek çoklarına göre, bunlar en iyileriydi. Ancak akıl hocalarımızdan ve arkadaşlarımdan, sarhoş tanıklıklarına, kaba saba edepsizliklere, unutulmaz sözlere, kibir, alçalma, huysuzluk ve şaşırtıcı pek çok başka davranışa dair hikayelerini dinlemiştim. İdeolojilerimizin de hepsi sonuçta birer insandı.

Filistin asıllı Amerikalı akademisyen ve yazar Edward Said de, 1979 yılında Paris’te Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir ve Michelle Foucault ile olan karşılaşmasında böyle bir hayal kırıklığı yaşıyor. Mısır ve İsrail arasındaki savaşın sona ermesinin ardından, Sartre ve Beauvoir tarafından Ortadoğu Barışı konulu bir konferans için davet edilmişti. Said, telgrafın gerçek olup olmadığından emin olmadan, önüne gelen bu fırsata çok sevindi. 2000 yılında London Review of Books’ta “İlk başta telgrafın bir şaka olduğunu düşündüm” diye yazmıştı. Bu Cosimo ve Richard Wagner’a Beyrut’a gelmesi için ya da T.S.Elliot ile Virginia Wolf’tan maden ofisinde bir öğleden sonra geçirmesi için yapılan davete benziyordu.

Ancak davet gerçektir ve Edward Said birkaç hafta sonra Paris’e gider. Buraya vardığı zaman konferansın ‘güvenlik gerekçesiyle’ Foucault’nun yaşadığı daireye alındığını öğrenir. Oracıkta tanıştığı, Beauvoir üzerinde hiç olumlu bir etki bırakma ve çok geçmeden ortalıktan kaybolur.

“Beauvoir ünlü türbanıyla çıktığı konferansta, herkese feminist Kate Millet ile Tahran’a yapacaüı seyahati anlatmaya koyulur. Kadın haklarının yılmaz savunucusu olarak nam salmış ikili İran’da çarşaf karşıtı gösteri yapmaya hazırlandıklarını söylerler. Bu düşünce bana aptalca ve küstah bir tavır olarak geldi, her ne kadar Simon de Beauvoir’ın diyeceklerine kulak vermek istediysem de konuşmasını boş lakırdılarla doldurduğunu fark ettim. Zaten bir saat kadar sonra salonu terk etti ve bir daha etrafta gözükmedi.” –Said-

Aradan çok geçmeden, Foucault, Said’in yanına gelir ve günlük araştırma için Bibliothèque Nationale’de (Kütüphanede) araştırma yapacağını, bu nedenle ayrılacağını söyler. Said, ‘yalnız filozof’ olarak nitelediği Foucault’nun titiz bir düşünür olduğunu belirtir, ancak ‘bana Ortadoğu konusunda hiçbir şey söylemedi’ diye ekler. Bunun tek istisnası İran Devrimiydi ki, Foucault da devrimi çıkardığı gazeteci kartıyla içeriden yakinen takip etmişti. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa bana Tahran’da tanınmamak için peruk taktığını söylemişti. ‘Kısa bir süre sonra İran ile ilgili her şeye mesafe koydu. Said bu uzaklaşmanın, Foucault’nun İsrail’i desteklemekten kaynaklandığı kuşkusu nedeniyle olduğunu dile getirir.

Said’ın notlarından konferansta asıl ilgi odağının Sartre olduğunu anlıyoruz. Yürümekte dahi zorluk çeken Satre’ın etrafında bir ilgi halesi olduğunu kaydeden Said, Sarte’ı ‘yaşlı ve çelimsiz’ olarak niteliyor. (Nitekim Sartre sadece bir yıl sonra hayatını kaybetmişti.) Öğle yemeğinde Sartre’ın düşünsel yetilerinin feci şekilde zayıfladığını farkeder ve Simon de Beauvoir’in erkence sırra kadem basmasının hayal kırıklığını üzerinden atamadığını yazar.

“Sartre inanılmaz derecede pasifti ve etkileyici bir intiba bırakmaktan uzaktı. Yemekte bir saat boyunca ağzını açıp tek kelime etmedi. Tam karşıma oturdu, acı çekiyor gibi bir hali vardı ve zerre iletişimi yoktu. Yüzü gözü yemeğe çalıştığı yumurta ve mayoneze bulanmıştı. Konuşmaya çalışsam da başaramadım. Belki sağırdı, emin değilim. Eski Sartre gitmiş yerine adeta, sadece piposu ve üzerine sakil duran giysilerini boş bir sahneye bırakmış bir hayalet gelmişti.” –Said-

Said, Sartre’ın “Ortadoğu konferansında akla hayale gelebilecek en basmakalıp bir dille önceden daktilo edilmiş metni Reuters haber ajansında okur gibi ‘ruhsuz’ bir eda ile” konuşmasını yaptığını söylüyor. Ardından, yeniden sessizliğe gömüldü Sartre ve konferans rutin akışına döndü. Konferansta siyasal hava bayağı gergin, karmaşık ve hassastı. Mesela Foucault ile Gilles Delueuze arasında İsrail ve Filistin konusundaki ihtilaf patlak vermişti.

Sartre’ın daha önce somürge karşıtı, savaş karşıtı, Cezayir’in bağımsızlığı yanlısı tavrını takınarak, Filistin davasına dair de bir duygudaşlık umduğunu dile getirir, Edward Said. Nafile. Yanılır. Sartre’ın yaşlı bir çınar gibi muhayyilesinde devrilişini Said şu ifadelerle anlatır:

“Yaşlı kimselerin daha genç insanların cazibesiyle ya da inatla tutundukları siyasal görüşlerinin kaskatı kesilmesinden ötürü yitip gittiklerini anlamamız gerekiyor sanırım. Cezayir dışında, Arap sorunu Sartre’da bir etki uyandırmamaktaydı. Ya bütün neden İsrail idi ya da kültürel ve dinsel nedenlerden dolayı düpedüz hoşlanmıyorlardı (Filistin sorunundan), işte. Kesin bir söylemek imkansız.”

Bütün bu hoşnutsuzluğa karşın Said’in Sartre’a sevgisi bitmez. ‘Oryantalizm’ ve ‘Filistin Sorunu’ kitabının yazarı Said, daha sonraki yazılarında ilk intibaının tersine övgüyle anarken, Paris’te yaşadığı kısa hayal kırıklığından kısa bir süre sonra Sartre ölür. Said, Sartre’ın hatırasına saygı duyarak ‘Ölümüne ne kadar üzüldüğümü anlatamam’ diye yazacaktır.

Türkçesi: Peren Birsaygılı / Philosophy, Politics, January 16th, 2015

Josh Jones Arşivi
1 Sayı: 1 - Ağustos 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler