‘İki Cami Arasında Beynamaz’ Bir Gezgin; Eleştiri/men
TEMMUZ Sayı: 1 - Ağustos 2016

ugün edebiyat eleştirisi yazmaya başlarken kişinin kendisini bir geleneğe dâhil görmesi eskisi kadar caiz değildir. Fakat bu, her eleştirmenin bugün kanonu yıkan ve yerine kendi kanonunu koymaya çalışan bir devrimci olduğu anlamına gelmez. Malzeme bulmak için sürekli bir yerden bir yere giden, ama esasen iki cami arasında beynamaz bir gezgin imgesi daha münasiptir.

Edward Said/ Başlangıçlar Niyet ve Yöntem

Eleştiriyi endişe ile işleyen; yazmak, hâlihazırda kendine düşmanlık etmek manasında olmasına rağmen kendi öyküsünü yazan; iki diyar sürgünü, amatör, dünyevi ve anti-emperyalist Said’in türküsüdür bu. Her yazar yazacağı şey açısından başlangıç tercihinin kritik olduğunu bilir, diyor Başlangıçlar’da. Said’in edebiyat eleştirisi üzerine konuşmaya başlarken de, bahsettiği hassasiyetle ördük ilk cümleyi.

Said’in eleştirmen kimliğinde temayüz etmiş hususları; eleştirinin entelektüel uzmanlaşmanın sınırlamalarından dışarıda olması gerektiğini ifade eden seküler(dünyevi) eleştiri anlayışı, profesyonel uzmanlık çerçevesine hapsolmayı önleyen amatörlük vurgusu, entelektüelin gerçek veya mecazî anlamda sürgün edilmiş olması gerekliliği düşüncesi ve entelektüel çalışmaların gerçekleştirildikleri toplumun siyasi/düşünsel gerçekleriyle ilişkilerini yeniden kurması gerektiğine olan yakinî imanı olarak sıralayabiliriz. Dünyevilik, Said’in metodolojisi açısından hayati önemi haizdir.

Çağdaş edebiyat teorisinin 50’ler ve 60’larda geçirdiği yapısalcı ve post-yapısalcı devrimi incelemeden dünyevilik kavramını anlamamız olanaksız görünüyor. Nesnenin yapısına yönelmek anlamını içkin yapısalcılık, Saussure’ün kurduğu yapısal dilbilim kuramına verilen ad. Gerçeklikle dil arasında doğal bir bağıntı değil de keyfi bir bağıntı olduğunu öne süren yapısalcılık, dili bilimsel bir şekilde incelemek için onu dış dünyadan kopararak, bağımsız, kapalı bir göstergeler sistemi olarak incelemek gerektiğini vurguluyor1. Basit gibi görünen bu önerme daha sonra dilbilimin sınırlarını aşarak diğer beşeri ilimlerde de uygulanma fırsatı buluyor ve edebiyat da bundan vareste değil. Edebiyatta yapısalcı isimler, ne yazarla, ne tarihle, ne de metin dışı gerçek dünya ile edebiyat yapıtı arasında bir bağ kurmak gereğini görmüyorlar. Edebiyat eleştirisinin çoğu, belli açılardan metni bir nesneye indirgiyor ve böyle yaparak hem metnin hem de eleştirmenin iktidarla gerçek ilişkisini muğlaklaştırmış oluyor.

Said ise metni dizisel bir yapı olarak görmenin, bir kültürel üretim ve eylem olan metni, içerisinde üretilmiş olduğu dünyadan, iktidar ilişkilerinden koparmak olduğunu söylüyor.2 Ezcümle metni topluma, yazara ve kültüre bağlayan halatları yeniden görünür kılıyor, metne dünyalık ruhu yeniden üflüyor. Metnin maddiyatına yönelik bu ilgi, Said’in İngiliz edebiyatı metinlerinin emperyalizmin geniş siyasi projesiyle ne ölçüde ilişkilendiklerini görmesini de sağlıyor bir anlamda.

Tam anlamıyla dünyada olan metni kritik edenin de dünyada olması gerekiyor, Said’ce. Çünkü mezkûr çağdaş teori, uzmanlaşmış okur haricindeki okurlarla eleştirmenin bağını gitgide keserek eleştirmenin etkinliğini dünya dışına itiyor. Bu fildişi uzmanlaşması da Said’in şiddetle reddettiği hususlardan. Geniş bir ilgi alanını kapsayan ve amatör yaklaşım dediği metodu, bahsettiğimiz anlayışın yerine ikame ediyor ve entelektüelin, içerisinde ortaya çıktığı toplumdan uzaklaşmasının önünü kesiyor. Dünya, Metin ve Eleştirmeni yeniden konumlandıran Said’in teorisini; eleştirinin, varoluş sebebi olan toplumun koşullarına, özlemlerine, endişelerine sırtını dönme eğilimini ters yüz etme çabası olarak anlıyoruz.

“Eleştiri, kendisini hayatı zenginleştiren ve her türlü zorbalığa, nüfuza ve istismara temelden karşı duran bir yapı olarak görmelidir; eleştirinin toplumsal hedefi, insan özgürlüğü yararına üretilen ve baskıcı olmayan bilgidir.” Kültür ve Emperyalizm’de sarf ettiği bu vurucu cümle Said’in eleştiri anlayışını da, entelektüele biçtiği rolü de sarahaten gözler önüne seriyor. Yer yer edebiyat eleştirisi bağlamından kopuk gibi görünen Said’in siyasal, sosyal ve kültürel eleştiri anlayışı veya entelektüel hakkındaki fikirleri üzerine yazdıklarımız, aslında bizatihi edebiyat eleştiri teorisini de anlamamızı sağlıyor. Filistin hakkında yazdıklarını ‘mesai sonrası’ gazetecilik olarak görmek de; teorisini, Filistinli bir aktivistin mesleki hayatına dair çalışması olarak görmek de Said hakkında son derece yanlış bir kanı olur. Şaşırtıcı şekilde bir yeknesaklık mevcut Said’in el attığı meselelere yaklaşımında.

Uzmanlaşma mitinin çizdiği çoğu muhayyel sınırları ihlal eder ve ayakları yere basan, hayata bütüncül bakan bir eleştiri yaratma çabası içerisinde olur. İaşesini akademiden sağlayan ama klasik müzik hakkında kulak verilebilecek söz söyleyen, hepsinin üstünde Filistin meselesini dünyanın vicdanına sunmaya azmetmiş, kültür ve emperyalizmin görünmez ilişkisini izhar eden bir Said.

“Yurdunu beğenen kişi, duyarlı bir ruha sahip acemidir hâlâ; her toprağı kendi öz yurdu benimseyen kişi güçlüdür artık; mükemmelliğe ulaşmış olan ise tüm dünyayı yabancı bir diyar gibi görendir. Duyarlı ruh, sevgisini dünyadaki tek bir noktaya sabitler; güçlü insan, sevgisini tüm dünyaya yayar; mükemmel insan ise, sevgisini söndürmüş olandır.” Victorlu Sakson keşiş Hugo’dan defaatle alıntılayan Said’in sürgün düşüncesini anlatmak için daha anlamlı bir pasaj zor bulunurdu. Her ne kadar paradoksal bir görünüm arz etse de sürgün fikri, Said nazarında entelektüele çok şey katar. Çoğul olabilmesine olanak tanır ve mülk edinilmesini muhal kılar. Kış Ruhu’nda öyle içe dokunur işler ki sürgün fikrini, yurduna yurdunda özlem duyar da insan, öbür yandan göç isteği içten içe kemirir benliğini. Bu sürgün fikridir entelektüele “iktidara hakikati söyleme” olanağı sağlayan.

Ezcümle, Said’in bir eleştiri geleneğini takip ettiği veya karşı bir eleştiri geleneği oluşturduğu tartışılabilir olsa da tartışmasız bir husus, Said’in iki cami arasında bir beynamaz olmadığıdır. Yazarken, konuşurken ve hatta düşünürken rehavete kapılmayı imkânsız kılan bir varlığı ve ağırlığı var edebiyat eleştirisi alanında. O’nun edebiyat eleştirisi hakkında yazarken dahi buldozere taş attığı sahnenin göz önüne gelmesi -bu yalnız Said’e nasip olmuştur- garipsenecek bir şey değil. Bu cümle nazardan Said, iflah olmaz bir put kırıcıdır diyebiliriz herhâlde.

Dipnot:

1 Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, 2014, s.186

2 Bill Ashcroft & Pal Ahluwalia, Edward Said, Elips Kitap, 2010, s.29

Ümit Kudbay Arşivi
1 Sayı: 1 - Ağustos 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler