Bakışlarının çitinden vuruşkan bir küheylanla geçeceğim.
Köklerine su yürüyünce bire bin veren başaklar gibi
Mübarek ve müsellah çocuklar birikecek terkimde.
Toprağa hiç değmeyen kaftanlı sözler
Yanaşmalara ısmarlanmış iki büklüm kasideler
Nicedir başını döndürüyor, evini zehirliyor senin.
Duha suresinden, uyumayan güvercinden, seherden
Okçular tepesinden, eliflerden, ayın onbeşinden
Bir müfrezeyle gireceğim o kirli, o kibirli köşküne.
Tuz ırmağına dönüp kavursa da tüm kesiklerimi
Zülfikâr’ın çeliğine merhem olsun diye yaratılan terim.
Ey her sözüme mim koyan, kaş çatan, adam tutan fettan
Aylak ve kelepir ordularını boşuna sürme üstüme.
Sarayının gündelik öğünlerinden olan fesat
Bükemez, huşu gazasında ve dert dersinde dökülen
Tertemiz yaşlarla abdest almış bileğimi.
İşte senin haşhaş yutmuş neferlerin yılışık nedimelerin
İşte ardımda benim çakmak çakmak şavkıyan gürzler.
Ne bir siper ararım oklarından korunmak için
Ne öfkemin soğuyacağı tenha bir kıyı dilerim.
Atlarımı bağladım toprak orucu tutan gemilere
Karalar giymiş o ulu kapıda kaç kere yaktım kendimi.
Ey sözlüğü murdar sanatı hunhar münkire dildar hükümdar
Ya şimdi bir şehid selası okunur burçlarının önünde
Ya cemaatsiz bir iftitah tekbiri gibi hep kıyamda beklerim.
