az yapraklı çorak topraklı pek korunaklı bir bahçe üzerindeyiz
kibar konuşarak temizliyoruz kafası karışık yurdumuzu
yanlış yerde yatan kılavuzumuzu öperek uyandırıyoruz
altımız oynak bir kadırga muhakkak, etrafımız leb-i deniz
biz ne kallavi çatışmalar gördük asla ortasında kalmadık
safi cephedeydik dillerimizde metalik mermilerle
tuvale ateş ettim ben bir kere ressam ağlıyordu son kertede
son kertede ne kertilmiş beşikler ne bebeler kimi ırgalar
sen kimsin bana ne düşmanımın yanağına düşen damladan
sıcak akan kan ilgilendirir beni düşmanlarım tortop ecnebi
bir hobi olarak düşmanlarım var fobi olarak düşmanlarım
üzgünüm simon ben bir hümanist değilim hiç olmadım
ve eminim düğününe cin gibi bir bombayla geleceğim
süpüreceğim ne kadar pislik varsa gazeteyle örteceğim
bir gazete ne işe yarar konuşkan bir ölüyü saklamayacaksa
kanıma gazeteler doğrayarak reklamlara yumruk atarak
ben bu dünyanın ölülüğünü yere göğe işaret edeceğim
şehrin bir yerinde durmuş geçmişin sarsak sesini dinliyorum
gece zeybek yokuşuydu gündüz silme eyüp sultan çarşısı
ibrani düşlerden bunalınca dedem ibrahim’i özlüyorum
bir acılar okyanusu geçmişim bir kurşunun sırtı kadar kara
ekmeğini yere düşürmüş, dili devrilmiş bir müslümanım
göğsümde seriye bağlamış fötr şapkalı bir karabasan hâlâ
dur durak bilmeyen sert bir batı müziği çalıyor radyoda
