Dile Gel Şehir
TEMMUZ Sayı: 1 Ağustos 2016

Dile gel ey şehir

Dile gel ve virane olmuş halini görünce; "Allah böyle ölü bir haldeyken burada hayatı nasıl canlandıracak?"(Bakara/259) diye soranlara, tarih boyunca kaç kere yakılıp yıkıldın ve daha sonra kaç kere tekrar dirildin, anlat hadi.

Cezayir’in meydanlarına kurulan o idam sehpaları dile gelsin…Ve beyaz adamlar sokaklarında vahşice avlanırken, uykularından uyandırılan çocukların yarım kalmış rüyalarını anlatsın bize…Kurşuna dizilen, boyunlarına yağlı urgan geçirilen isyancıların kalbinden, dilinden yükselen son duaları fısıldasın kulağımıza. Altı tane işgalci Fransız subayını tek başına hakladıktan sonra, başı dik giyotine giden Fatma Nur Sümer’den bahsetsin… Cezayir’in kuzeyindeki Tizi Ouzou vilayetinin bir köyünde dünyaya gelen o cesur kızdan. Direnişin efsane ismi Emir Abdülkadir’in ordusuna bağlı bir birliğin köylerine gelmesiyle, hayatının nasıl değiştiğini anlatsın. 20 yaşına geldiğinde komutanlığa yükselen, 33 yaşında ise şehit olan Fatma’nın hikayesi ile titretsin kalplerimizi.

Trablusgarp’ın üzerinde dolaşan ölüm bulutları dile gelsin ve acımasız çizmelerin ezdiği o canım toprakların üzerinde hürriyetsiz geçen günlerin kahrolası sızısından bahsetsinler bize. Ömer Muhtar’ı anlatsınlar. “Beni kimse imanım, davam ve cihadımdan alıkoyamayacaktır. Allah onların iştahlarını kursaklarında bırakacaktır.” diye haykıran çöl aslanını... Ve Senusileri anlatsınlar. Libya’nın o kahraman evlatlarını…Anlatsınlar ki, her birinin hikayesi amentü gibi yerleşsin kalplerimize.

Bosna’nın yıkılan minareleri dile gelsin. Travnik’teki bir caminin bahçesinde yatmakta olan Selami Yurdan’dan bahsetsinler. Kansız kalmış birer köpekbalığını andıran Sırp askerlerinin bedeninde açtığı kurşun yaralarını göstersinler. Ağrı’dan Bosna’ya uzanan hikayesini anlatsınlar bize.

Gazze’nin, Kabil’in cemaatsiz kalan camileri, Bağdat’ın insansız kalan mahalleleri Beyrut’un toprağa küsen çiçekleri dile gelsin…

Rabia-tül Adevviye Meydanı dile gelsin. Esma’yı anlatsınlar bize. Ah Esma! Babasının yazdığı mektubu okusunlar; “Başı dik tuğyana isyan ederek yaşadın. Tüm engelleri reddederek hürriyete sınırsızca aşık oldun. Bu ümmet, uygarlıkta hak ettiği yeri alabilsin diye onu yeniden diriltmek ve inşa etmek için sessizce yeni ufuklar arıyordun.” Her satırını gözyaşları içerisinde okuduğumuz bu mektup, Esma’dan geride kalanlarla beraber, düşsün yüreğimizin orta yerine ateş olup.

Dile gel ey Şam, ey Halep, ey Humus…

Birbirinden farklı milyonlarca mezar taşı dile gelsin… İçlerinde hayatın söndüğü -tüm evler ve yakılmış onca kitap dile gelsin, alevler arasında kalmış o hayatları, o satırları fısıldasınlar kulağımıza…Cevapsız kalan, sahibine ulaşmayan tüm mektuplar, yıkılan tüm telgraf direkleri dile gelsin.

Dile gel ey İstanbul, Ankara…

O Temmuz akşamını tekrar anlat bizlere. İslam coğrafyasının yaşadığı tüm o acıları yürekten hisseden ve haysiyetlerine sahip çıkabilmek için tankların önüne atılan insanlardan bahset. “Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.” diyordu ya hani Akif. İşte böyle sarsılmaz bir inançla meydanlara inen insanları anlat. Bedenini kurşunlara siper eden insanları. Şehitlerimizi…Genç, ihtiyar, kadın, erkek adeta bayram eder gibi ölüme giden o aziz insanları anlat. Anlat ki, asla silinmesin zihinlerimizden. Geçmesin yüreğimizdeki öfke, içimizdeki ateş.

Tarihleri boyunca batılı sömürgecilerin ve onların yerli işbirlikçilerinin katliamlarına maruz kalan İslam yurtları ile ortak yazgımızı fısılda kulağımıza. Ve de ki; La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah. Allahtan başka ilah yoktur ve Muhammed O’nun Resülüdür.

Peren Birsaygılı Arşivi