Sana Armağan Olsun Bütün Güzellikler
TEMMUZ Sayı: 1 Ağustos 2016

Ne sessiz bir uğultuyuz ne de zamansız, köklerine yabancı donuk bir ölüm. Bir yanılgı çağının tanıkları, öfke sağanağından merhamete sığınan mazlum bir coğrafyanın kavruk evlatları. Asırlık özlemlerimiz gönlümüzün pusulası, acılarımız da sevdalarımız gibi boynu bükük ve öksüz. Payımıza düşen sadece ölüm; hakkımız diye taksim edilen sömürü ve talandan başka bir şey değil. Nasır tutmuş tarih bizi böyle anlatır. Şiirler de öyküler de bize dokunmaz, itinayla gizlenmeye çalışılan bir halk ordusuyuz çünkü biz!

Biz sosyoloji tapınağının sakinleri nezdinde kendisinden bihaber iradesiz yığınlar diye burun kıvrılan görünmez milyonlarız. Tarihin pasif nesnesi, kendi konumunu bile inşaa edemeyen edilgen yığınlarız. Epik anlatılar bizi güdülmeye layık bir gelenek olarak tasvir eder. Yüksek seviyeli yazın gettosu bizi sayfaların kıyısında kalan bir kalabalık ve gürültü imgesi olarak resmeder. Babı ali sabah akşam göbeğimizi kaşıdığımızı düşünür. Sol için öteki, liberaller için çağın yabancıları, entelektüel dünya için gerici ve ilkel, ulusalcılar için bir hiç olmak dışında bize yakıştırılan sıfat bulunamadı. Hep görünmez ve sessiz, sinmiş ve pusmuş, ürkek ve tedirgin olmamız istendi; bize en çok yakıştırılan buydu.

Oysa bilmedikleri, anlamak istemedikleri bir şeyler vardı. Zamanın kabuğu çatırdadığında ve bir toplum hafızasıyla dirildiğinde, herkesin gönlünün bir inşirah dergâhı olacağını bilemezlerdi. Destanların eskilerin hikâyesi olduğuna inanan ahmaklar zümresi ne bilir destanları halkların soluğunun var ettiğini. Ne anlar sarhoş uykularla oyalananlar, öfke deryalarına karışan coşkun bir adalet ırmağı halkın kavgasını. Kâbus gibi geceleri, sokakları milyonlarla arşınlayarak ve defalarca defalarca ölerek, kadim bir özgürlük şafağına çeviren bu asalet herkesin payına düşmez.

Bir tarafta hayata tutkuyla bağlananlar, sanrılarıyla dünyayı süzenler diğer yanda söze eylemle tutarlılık katmak için canını ortaya koyanlar. Hayat bu ikilemi kaldıramaz. Hayat, kendisini anlamsızlaştıran korkak lafazanların, ruhları pas tutmuşların, bohem züppelerin, absürd sürüngenlerin gördüğü, görmek istediği bir serap değildir çünkü. Varsın çelişkiler yumağına dönsün dünya, yaralarımız çoğalsın, düşlerimizde acılarımız canlansın. Bizi biz yapan kavganın sancağı düşmedikçe elimizden, meydanları yüreğimizde taşımaya devam ettikçe umudun adı olmayı sürdüreceğiz. Biz sözünü henüz söylememiş suskunlar korosuyuz. Sesimiz tarihin kubbesinde yankılandığında, zulme karşı onurumuzu bir mavzer gibi kuşandığımızda ve kıyama durduğumuzda meleklerle birlikte mahzun yüreklere rahmet olur, dünyaya güzellik katarız.

Kulağımızda ezan sesleri, akın akın yürürüz zulmün üstüne. Ne tank paletleri kokutur bizi ne postal sesleri ne de yalanı din edinen şarlatanların tehditleri. Haki bir karanlığı boğmaya gidiyoruz. Dedelerimizden dinlediğimiz pişmanlıkları torunlarımıza miras bırakmamak için cuntaya hesap sormaya. Halkız biz ve sonuna kadar haklıyız! Yüzyıllardır darbelerle hafızası silinmeye çalışılan, sahip olduğu değerlere düşman kesilenlerin karşısında dimdik duran bir halk! Bir daha her şeyi gözlerimizin önünde yapmalarına müsaade etmemek, bir utancın daha varisi olmamak için ölüme armağan ediyoruz oğullarımızı, kızlarımızı. Meydanlar bizim, sokaklar bizim, bu hayat bizim, bu kavga bu sevda bizim, kesilecek hesap bizim; yarınımıza kastedenlere, irademizi darbeleyenlere kusacak bu öfke bizim. Direniriz, ölürüz! Ama asla pes etmeyiz! Bir daha asla teslim olmayız!

**

Ölümü destansı bir zafere çeviren sevgili halkım; bu pervasız kıyamın mübarek olsun! Seni hor görenlere verdiğin dersi, nesillere anlatmak namus borcudur. Tekbirlerle çağıldayan bu kutlu serüven bir daha son bulmayacak ve kuşaklar boyu hatırlanacak. Cennetin düşüyle toprağa düşen yiğitlerin yaktığı iman ateşi yolumuzu aydınlatacak.

Devrimin öğretmeni kahraman halkım, iradene ve varlığına kast edenleri unutmayacağın gibi, şanlı direnişine kara çalanları da yaz bir kenara. Unutma sakın, yiğitliğini ve cesaretini kirli ağızlarıyla küçümseyenleri. Aldığın her darbeyle sevinen karanlığın müdavimlerine karşı hıncını bile, diri tut. Yılgınlık, yenilginin bir öncesidir; yılmanı bekleyen kalleşlere inat şehitlerin hatırasıyla yaşat direnişi.

Doğusu ve batısı ile özgürlüğü için kenetlenen cesur halkım, seninle birlikte karanlığın üstüne yürümek, hep birlikte tarih yazmak ne büyük lütuf. Hamdolsun âlemlerin rabbine! Minarelerden yükselen ezanları pusula kılan bu mübarek seferi, zafere erdiren rabbimize hamdolsun! Bu cesaret sana çok yakışıyor, yitirme vakarını korkusuz halkım. Sen ki karanlığa teslim olup marketlere doluşan gaflet uykusundakilere aldırmadan tekbirlere dost oldun, başını dik tut!

Yüzyıllık öfkesini merhametle terbiye eden güzel halkım, çığlığın mahrumların ümidi oldu. Şam ve Halep seninle birlikteydi o gece, Tahrir ve Rabia tekbirlerine ses verdi, gözyaşlarına yaren oldu, Bağdat’ın kalbi senin için atıyordu. Tüm ümmet ayaktaydı, kıyamını selamlıyordu. Gazze’nin gözleri ne güzel parlıyordu bir bilsen sen direnirken. Senin kaybetmen, ümmetin yenilmesi demekti. Şimdi sevinme zamanıdır, çünkü zaferin ümmetin zaferidir. Kahrettiğin ise zalimlerdir.

Bir muştunun adısın sen artık, düşmana direnirken sabrı kuşanan ve yalpalamayan. Gururlan, çünkü düşmanına benzemeden kazandın. Talanı ve yağmayı direniş sananlara edep nedir bir kez daha öğrettin. Şimdi artık dinginliğin ve zarafetin, mütevekkil olarak şükretmenin vaktidir. Zaferi bahşedene yönelmenin vaktidir.

Direniş canlı bir anlatıdır, koygun bir silkiniş halidir. Sahip olduklarımızı feda etmek erdemi, köklerimizle aramızdaki bağın güçlü doğasından ileri gelir. Kanlarımız özgürlüğümüz ile karıldıkça ne karşımızda karanlık bir dehliz ne de ruhumuzu kasıp kavuran bir cendere hükmedebilir bize. Belki canımız yanacak, yüreğimiz isyanlara gark olacak. Belki bir fırtınadan ötekine savrulup duracağız. Ama tarihe hükmedebileceğimizi, zamanın sıkılı avuçlarımızda sükûnet bulacağını gösterdik, başımızı eğmedik ya; varsın alabora vakitlerin uğultusu ile meşgul olsun kulaklarımız. Varsın alın aydınlığımız, halkımız, ölüm kortejleri halinde selamlasın yarını. Ama olsun, inandık; gün muhakkak ağaracaktır. Gökkubede yankılanan kutsallarımız meydanlara can verecektir.

Murat Koç Arşivi