Tekvîr
TEMMUZ Sayı: 1 Ağustos 2016

güneş katlanıp dürüldüğünde

hiçbir işe yaramayacak ne çok şey bilmem

senin ne çok şey bilmen, siyaset sanat edebiyat

bıçkın sesler, hamasi kelimeler, en çok da fiiller

yıldızlar kararıp döküldüğünde

bütün çekimleriyle ağzımızı kırıp gidecek..

çünkü biz

o koca adamlar sabrı yüzlerine yamarken de biliyorduk

lime lime edilmiş yüzlerine orda kaç kez daha sabrı

o koca adamlar

çorak avuçlarından allah’ı sorarken de sığınmak için

biz burada nüzul sırasını biliyorduk ayetlerin

günü gelip denizler ateşlendiğinde

bilmelerin hiç birisi hiçbir işe..

yazdıklarımız okunacak tek tek

kadınlar küs, klamlar küs, çığlıklar

bir kafede ben, erbane zilleriyle sarhoş

sen meydanlarda, seçimin ve bedeninle

sıyrılıp alındığında sema, perdeler kaldırıldığında

gelinler, üşüyen ayaklarını vurup uyandıracak toprağı

dul bakireler; kına değil topuklarında kan

ya sorulduğunda

yalnız o diri diri gömülen kıza değil

ölüme ebelenen oğlana da

dindirecek mi çatlayacak gibi olanın öfkesini

benim rengarenk duyarlı oyuncaklarım

bu her şeye geç kağıdımı kim imzalayacak

yetecek mi örtmeye, kopan kollarını bacaklarını onların

vicdan pansumanım benim

kışlık montlarım, ayakkaplarım

yürütüldüğünde dağlar

tıpkı bugün gibi

bu sokaklardan taşan yaralar gibi

bu döşekten kabuklarıyla yaralar

hani gidecek bir yerin yoksa

o her şeyin düzeleceğine inandığın

hani o her şeyle aranda yalnız yapayalnız hendeklerse

ne bir çukur, ne de bir tümsek; tıpkı bugün gibi

taş üstünde taş

omuz üstünde aşina bir baş dahi kalmamışsa

medet! diyebilecek

ey/vah!

artık ister yürümenle meşhur ol ister durmanla

kayboldular

kayboldum

kaybolduk çünkü

güneş katlanıp dürüldüğünde

hiçbir işe yaramayacak

bütün o yolları bilmek de

Dilek Kartal Arşivi