yaşam ve ölüm
gölü saran toprak gibi iç içe
sular yavaş yavaş çekilince
o toprağın kılcallarına
yalnızlık en önemli
görgü tanığıdır bu oluşun
dilinde, unutmaktan yapılmış
nakaratlarla
tüm sözleri iptal
eden bir söz
yumruklar çözdüren
bir yumruk bağrımızda ve
ah ölüm, beyaz bir kelebek gibi
geçip gidiyor aramızdan
hayat, ışık çizgileri biçiminde
kazınmışken gözlerimin retinasına
Allahım diyorum
küçük bir sonsuzluk için
bir gün daha
ölüm sabahının narin kanatları
alıp götürüyor gece düşlerini
heybemde bir yığın ücrayla ben
o ayrılık anında kalırım hep
orada durup orada
olmamayı dileyerek
ve sen, bir sırsın ki
durursun büyük uykularda
o zamansızlıklar yurdunda
lakin bir gerçeklik olup
kaybolursun her uyanışta
seni bir portakal bahçesinde
görürüm bazen
gülümseyince, gümrah bir nehir
tutup kolundan kaldırıyor
kuruyan bir gölü
ve bir kız
bir çiçek sepeti takıyor koluna


