Abdülselam Durmaz, 1974 yılında Batman'da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Batman'da ta mamladı. Üniversiteye hazırlanmak için İzmir'e taşınan Durmaz 28 Şubat post-modern darbe döneminde hâlâ doğruluğu kanıtlanamamış bir suçtan dolayı tutuklandı. Üniversiteyi de 24 yıl dır içeride bulunduğu cezaevinde okudu. Küçük ve kapalı bir alanda fantastik bir evren oluşturan Durmaz, sınırlar ve duvarlar üzerine okurunu dü şündürecek bir çalışma olan İLMA serisiyle yazın dünyasına girdi.
Röportaj: Bünyamin Sevim
- A.S.Durmaz gibi bir isimle kitap yazınca haliyle bir muamma, gizem oluştu yazar ile ilgili. Okuyucunun merakını gidermek adına bir de sizden dinleyelim, A.Selam Durmaz’ın kim olduğunu?
Adım, Abdülselam Durmaz. 1974 Batman doğumluyum. Liseyi Batman’da, üniversiteyi de 24.5 yıl içeride kaldığım cezaevinde okudum. 2002 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümünden, 2004 yılında da Tarım Fakültesinden mezun oldum.
- İLMA serisinin tanıtım spotlarında da belirtildiği gibi Türk edebiyatında pek de örneklerinin olmadığı, denenmemiş bir alanda eser verdiniz. Her ne kadar doğu edebiyatı ve kültüründe Şahmeran, tepegöz vb. “acâibü’l-mahlukat” imgesine rastlansa da kurgudaki tüm olguların (mekan, karakterler, olaylar, zaman, evren) fantastik nitelikte olduğu bir esere rastlanmamaktadır sanırım. Bu yönüyle İLMA gibi alanında ilk ürün olan bir eseri yazma fikri ve cesareti nereden geldi?
İLMA’yı yazma fikrini aklıma ilk düşüren, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde bir akşam arkadaşlarla izlediğimiz bir haber oldu. Haber, fantastik eser ve filmlerle ilgiliydi. Lakin haber fazla uzun ve abartılı olunca, tepki gösterdim. Bu tepkim üzerine bir anda fantastik eser ve filmler, sohbet konumuz oldu.
Fantastik edebiyata bu kadar elverişli ve bol materyale sahip zengin bir coğrafyada yaşamamıza rağmen neden bu türden yazılmış kayda değer eserimiz yok ile başlayan sohbetimiz giderek derinleşti ve beni bu konu üzerine düşünmeye, kafa yormaya itti. Kendi değerlerimizden neşet eden dünya çapında bir eser neden olmasındı? Zaten kendisi fantastik olan doğudan böyle güzel bir eser neden çıkmasındı?
Mit ve efsanelerimizden, ilahi kitaplarımıza, menkıbe ve öykülerimizden, dede ve ninelerimizin anlattığı masallara kadar neredeyse coğrafyamızdaki her sözlü anlatı ve yazılı eserde olağanüstü anlatım öğelerine rastlayabilirsiniz. Gılgamış Destanı, Şahmeran, ilahi kitabımız Kur’an’ı Kerim’deki kıssalar; özellikle de karıncaların konuştuğu, Hudhud’un casusluk yaptığı, Cinlerin emrinde çalıştığı Hz. Süleyman kıssası. Ya da kuşlarla, nehirlerle konuşan Feqe Teyran… Doğunun hemen hemen bütün ülkelerinde buna benzer olağanüstü edebi bir anlatımın bütün öğelerini taşıyan sözlü anlatı ve yazılı eserler görebilirsiniz. Böylesine edebi öğelerle dolu zengin bir coğrafyada yaşamamıza rağmen bu alanda kayda değer bir eser verememek son derece üzücü gelmişti bana. Bu hissiyatın da verdiği güçle İLMA’yı yazmaya başladım.
- İki bin sayfaya yakın 4 ciltlik, son derece kapsamlı ve dolu dolu fantastik bir eserden bahsediyoruz. Heyecan verici bir İLMA evreni var. Peki, bu evrende okuyucuyu neler bekliyor?
Bu evrende okuyucuyu tatmin edecek fantastik bir evren ve destansı bir mücadelenin beklediğini söyleyebilirim. Bugüne kadar adı duyulmamış denizaltıları, dağ içleri, yeraltı gibi büyülü mekânlarda yaşayan yirmiden fazla birbirinden ilginç ırklar, devler, binek hayvanı olarak kullanılan çekirge, yarasa gibi enteresan hayvanlar, bitkiler ve muhteşem vahşi bir doğa… Ve tamamen fantastik bir evrende geçen, çetin ve büyüleyici, destansı bir mücadele. İnsanoğlunun onlarca tehlikeli ve güçlü ırk karşısında var olma mücadelesi.
İnsanoğlunun henüz anılmaya değer görülmediği bir zamandan ve o zamanın başat ırkları tarafından hor ve hakir görüldüğü bir konumdan, yeryüzü ve gökyüzü halifeliğine uzanmasının konu edildiği, köklü, gerçekçi, etkileyici ve temponun hiç eksilmediği sürükleyici fantastik bir serüven bekliyor okuyucuyu. Bu serüvende arkadaşlık, dostluk, aşk, sevgi, ihanet, hırs, tutku, korku, hayal kırıklığı gibi birçok duygunun dolu dolu yaşandığı bir yolculuk var.
Gerçek ailesinden habersiz büyüyen ve tarihin beklediği son nişanlı olmaya aday bir genci bekleyen, tehlikelerle dolu bir mücadele var.
Yeryüzü ve gökyüzünü bütün şerli ve lanetli ırklardan arındıracak evrenin kitabı İLMA’yı, yeryüzüne indirmek için gerekli olan üç yol işaretini yakmak için dostlarıyla birlikte hayatlarını ortaya koyan fedakâr bir topluluğun kimi zaman güldüren kimi zaman ağlatan kimi zaman da düşündüren muhteşem mücadelesi var.
- Yazın dilinizin ve kurgunuzun kurucu unsurlarına bakıldığında İslami literatürden yola çıkan bir kurgu fikri göze çarpmaktadır. Batılı fantastik ürünlerin Hıristiyan teolojisinden sıkça beslenmiş olmasına değinmiştiniz bir konuşmanızda. Böyle bir alanda yazmak söz konusu literatüre ve edebi tarza da hâkimiyet istemektedir şüphesiz. Ne dersiniz bu konuda?
Batılı fantastik eserlere baktığımızda gördüğümüz önemli hususlardan biri, bu eserlerin batının mit ve efsaneleriyle yoğrulmuş ve Hıristiyan teolojisiyle anlamlandırılmış olmasıdır. Bu durum her ne kadar hoşumuza gitmese de aslında son derece doğal bir neticedir. Zira her yazar ne kadar kendini soyutlamaya çalışsa da yaşadığı coğrafyanın bir parçasıdır aynı zamanda. Neticede oradan beslenmekte, oradan ilham almaktadır. Dolayısıyla eserlerine de bu rengin yansıması anlaşılırdır. Burada karşı çıktığımız, batının ıslah edici değil de yıkıcı kültürel hegemonyasıdır.
Batının bugünkü kültürel dünyasını şekillendiren modernizmin, Bauman’ın tespitiyle bir ahlakı olmadığı için ortaya koyduğu genel yaklaşım hep tahrip edici olmuştur maalesef. Ötekini sömürüye dayanan bu anlayış ve yaşam şeklinin, insanların ilgisini çeken edebi eser, film gibi sanatsal alanlarla çocuk ve gençlerimize taşınması ve dahası bunun önüne geçemeyecek bir iletişim çağında olmamız, durumun ciddiyetini ve aciliyetini gözler önüne sermektedir.
Burada bizim için yanlış ve tehlikeli olan, sahip oldukları güçlü iletişim araçlarıyla batının, bu durumu bize tatlı ve ilgi çekici bir şekilde gösterip, sinsice empoze ediyor olmasıdır. Durumun vahametini şuradan anlayabiliriz sanırım; bugün neredeyse çocuk ve gençlerimizin bütün kahramanları batılı; Süpermen, Örümcek Adam, Batman vs. Bu son derece vahim bir durum. Çocuk ve gençlerimiz bu batılı kahramanlarla büyüyor, üstelik keyif alarak. Bu ne demek? Batılı yaşam tarzını yansıtan bu kahramanların, gençlerimiz için bir rol modele dönüşmesi demek yani başka bir ifadeyle çocuk ve gençlerimizin bizden çalınması demek.
Bu hırsızlığı engellemenin, bu tehlikeyi bertaraf etmenin bugün tek yolu bu alanlarda güzel eserler verip, çocuklarımıza ve gençlerimize rol model olacak, bizden kahramanların ortaya çıkmasıdır. İşte tam da bu noktada, dört ciltten oluşan Evrenin Kitabı İLMA serisinin bu meyanda atılmış örnek bir adım olduğunu düşünüyorum. Zira tamamen bizden bir kitap… Bu sebepten bu coğrafyanın kadim bir değeri olan İslami literatürden etkilenmesi de son derece doğal. Nitekim İLMA, yaşadığımız coğrafyanın, kültürel miras ve değerlerimizin fantastik bir kurguyla meydana gelmiş modern bir yansımasıdır.
- Eseri salt mesajdan ibaret kılıp, okuru cezbedecek ve ürünü ‘edebi’ kılacak olan estetiği bir kenara itmek nasıl bir uçsa, amaçsızlığın koynunda büyütülen salt estetik kaygılı kurgular da ayrı bir uç. Kurgu dünyanıza bakıldığında şifrelediğiniz olaylar, kurguladığınız gizemli karakterler, sırlı gelişmelerin sembolize ettiği ‘değerleri’ ustalıkla verdiğiniz görülürken, tüm bunların mesaj-estetik dengesi kurularak inşa edildiği göze çarpmaktadır. Bu edebiyat çevrelerinde sıkça tartışılagelen bir konu. Bunu dengelemek bir mesele gerçekten… Bu zorluğu nasıl aştınız?
Nasıl ki esas olan, her şeyin kendi mecrasında usulca akmasıysa, fantastik bir roman da usulca kendi mecrasında akmalı. Onu mecrasından taşıracak bütün hamleler yanlış olur. Dediğiniz gibi salt mesaj kaygısıyla eseri edebi kılacak estetik yönden ve roman atmosferinden çıkarmak ne kadar yanlışsa salt estetik fakat içeriği boş; amaç ve hikmetten uzak kılmak da aynı derece yanlıştır. En güzeli bu iki hususu usulca harmanlayıp yaratılan kurgunun doğal bir parçası haline getirmektir.
İLMA serisinde yaptığım da budur. Anlatmak istediğim her şey oluşturduğum evrenin doğal bir parçası. Burada mesaj okuyucuya aşina gelebilir ama önemli olan bu mesajın romanın atmosferini bozacak bir tarzda olmamasıdır.
Başından itibaren gerek kullandığınız dil ve gerekse kurgu bu amaca hizmet etmeli. O vakit mesaj o evrenin doğal bir parçası olarak kabul edilir okur tarafından. Tabi bunun için mesajı faş etmeden, diyaloglara ve metne usulca yedirmek son derece önemli. Ki mesaj, okuyucuyu, kurulan evrenin, anlatılan hikâyenin büyüsünden uzaklaştırmasın. Kurulan fantastik dünyadan ve hikâyeden okuru koparacak her kelime, her anlatı ya da mesaj mecrasından taşmış demektir.
- Malum sanal çağdayız. Gerçekliğin yerini sanallığın aldığı, dijital dünyanın, sosyal medyanın, bilgisayar oyunlarının gizemli yaratıklardan oluşturulan dünyasında gezinen bir gençlikle karşı karşıyayız. Sanırım onların dünyasına girmeyi amaçladınız.
Doğrudur. Gençlere hitap etmek, edebilmek son derece önemli! Bu konuyu çok önemsiyorum. Zira geleceğimizi inşa edecek olanlar gençlerdir. Ama maalesef bu konuda son derece yetersiz ve hatta çaresiz bir durumdayız şu anda.
Yaşadığımız çağda karşılaştığımız en büyük problemlerden biri de bu maalesef. Gençlerimize hitap etme, onları kuşatma noktasında ciddi sorunlar yaşıyoruz. Gençlerin dikkatini çeken, onların ilgi alanlarına hitap eden, çağın batılı oyuncularına karşı çok savunmasız bir haldeyiz. Onların ürettikleri ilgi çekici eser ve ürünlerle yarışacak bizden olan alternatif eser ve ürünler noktasında çok yetersiziz.
Batı hem modern anlamda ürettiği edebi üretimle hem de sahip olduğu iletişim araçları sayesinde çocuk ve gençlerimizi bizden daha fazla etkileyen bir durumdadır. Bizim de bu meyanda çocuk ve gençlerimize hitap edecek, onları her alanda kuşatacak eser ve ürünlere şiddetle ihtiyacımız var. Zira ne yıllarca yapılan hamasi nutuklar ne de çağın hakikatinden uzak ret edişler pek bir anlam ifade etmiyor artık maalesef. Bu durumda hakikati görmekten, doğru okumaktan ve hikmetle davranmaktan başka bir çaremiz yok.
Hakikati ötelerseniz ötelenirsiniz er ya da geç...
Çocuklarımızı, gençlerimizi kuşatan, onları kendine çeken ilgi alanlarını kuşatamazsak (ki bunun da yolu bütün bu alanlarda var olmaktan geçer) bugünkünden çok daha ağır bedeller öderiz. Spordan tutun da müziğe, edebiyattan tutun da sinemaya kadar gençlerin bütün ilgi alanlarında olmalıyız, hem de en iyi en güzel şekilde. Ancak bu şekilde güzel alternatifler üreterek, çocuk ve gençlerimizi batının kültürel hegemonyasından kurtarabiliriz. Bütün bu alanlara rengimizi vermenin derdinde olmalıyız. İLMA da bu derdin bir neticesi.
- Bir röportajınızda İLMA’yı 13 yılda tamamladığınızı belirtmiştiniz. Buna bir de cezaevi koşullarını eklersek, büyük bir gayret ve sabır demek olmalı. Pel dili, Tar, Kâhin Şif, Kospar, Adonix gibi çok sayıda ilgi çekiçi karakter; Omelinler, Beşeçler, Kultan Pailer gibi birçok ırk ve daha nicesi… Tamamen hayal ürünü olan bu karakterlerin isimleri, olayların akıcı kurgusu şüphesiz ciddi bir emek ve yoğun bir zihinsel süreç istiyor. Bize biraz da bu 13 yıldan bahseder misiniz?
Çeyrek asra yakın yani yirmi dört buçuk sene gibi uzun bir süre cezaevinde kalmak, şüphesiz kolay bir şey değil. Malum, cezaevi her yönüyle yasak ve imkânsızlıklarla çevrili dar bir alan. Yazmak açısından da durum farklı değil. Dışarıya göre yazma imkânları çok kısıtlı. Bulunduğunuz odada daktilo, bilgisayar vb gibi yazı yazmayı kolaylaştıran teknolojik araçlar yasak. Bu da rahatlıkla bir senede bitirebileceğiniz bir çalışmanın iki, üç seneye kadar uzaması anlamına geliyor.
Ben, yazılarımı genelde ranzamda veya özel çalışma masam dediğim ufak bir taburede elle yazdım. Ortam dar ve kalabalık olunca tabure, dar alanda size hareket kabiliyeti sağlıyor. Neresi uygunsa oraya kurulabiliyorsunuz hemen. Lakin bütün bu zorluk ve sıkıntılar cezaevini bir medrese-i Yusufîye’ye çevirmeye mani değil eğer inançlı ve dertli biriyseniz. Müslüman olarak ben de bu bilinçle hareket ettim ve İLMA gibi 4 ciltlik fantastik bir eseri sabır ve azimle tam 13 yılda tamamladım. Bu süreçte şüphesiz cezaevinin olumsuz koşullarından kaynaklanan birçok zorlu badireye ve yazdığım edebi türe dönük önyargılardan kaynaklanan menfi yaklaşımlara karşın çok şükür hiçbir zaman yazmaktan vazgeçmedim.
Cezaevinde yazmak son derece önemli, zira yazı, cezaevinin olumsuz koşullarına karşı sizi besleyen, koruyan önemli bir işlev görüyor aynı zamanda. Maddi manevi anlamda sağladığı tatminle güzel bir terapi sağlıyor. İLMA da bu meyanda benim için bir terapiydi hakeza.
- Dijital çağın beyaz perdeye getirdiği olağanüstü imkânlar düşünüldüğünde İLMA gibi hayal dünyamızı zorlayan karakterlerin, olayların olduğu epik fantastik bir eserin usta ellerde sinemaya uyarlanması ses getirecek bir ilgiye taliptir kanımca. Ne dersiniz?
İLMA’yı yazarken ki hedeflerimden biri de sinemaydı. Zira fantastik türün sinemaya çok yakıştığını düşünüyorum. İLMA’yı da sinemalarda görmek en büyük arzularımdan biri. Önümüzdeki süreçte bu yönde de çabalarımızı arttıracağız inşallah. Görür müyüz görmez miyiz bilmiyorum ama İLMA’nın da bir gün beyazperdeye aktarılacağından şüphem yok.
- İLMA serisinin devamı gelecek mi veya planladığınız yeni çalışmalarınız, projeleriniz var mı?
İLMA serisinin devamı gelecek inşallah. Zira kurguladığımız İLMA evreni, gerek genişleyebilir yapısı ve gerekse derinliği itibariyle daha birçok kitaba aday bir durumda. Şu an tamamladığım 4 ciltlik seri, İLMA evreninde Son Nişan’lıyı anlatan bir seriydi. Şimdi ise İLMA evreninin en başına gidiyor ve İlk Nişanlı’yı kaleme alıyorum. Muhtemelen o da 3 kitaplık bir seri olacak. Bu yeni serinin ilk kitabını da yaklaşık 8 ay önce bitirdiğimi ve yayınevine yolladığımı da şimdiden İLMA severlere müjdeleyeyim.
- Bize değerli zamanınızı ayırdığınız için çok teşekkür ederim.
Bu güzel röportaj için ben teşekkür ediyorum.




