​​​​​​​Bekir Meselesi
TEMMUZ Sayı: 13 - Ağustos 2017

Bizim Bekir çok katlı apartman gibidir. Tütün içer. Bileği bükülmez. İri damarlı elleri, kalın bilekleri, geniş omuzları, pos bıyığıyla küçük ve neşeli dev… Gözleri çekirdek çekirdek bakar. Çok konuşur. Şen. Yüzünden hiç tebessüm eksik olmazdı. Gözleri seğiriyorsa Bekir’in, aklının bulandığı bir mesele var demekti. Onun meselesi genelde el âlemdi. Çehresinde yar u ağyarı gezdirirdi her dem. Eşraftan Bekir’e işi düşüp de müşkülde kalan olmamıştır misal. Bir keresinde komşunun ahşap evi tutuşmuş ev halkı don gömlek kendini dışarı atınca, bir buçuk yaşında sabiyi içerde unutmuşlar. Bekir üzerine yarım kova suyu döküp daldığı gibi içeri, çıkarmış yavrucağı o cehennemden. Yangın yerinden çıkarken bile hanenin hanımına “Hay Allah senden razı olsun abla kaç gündür heyecan aranır dururduk mahallede, sayenizde şenlik çıktı” türünden sululuklarla herkesi, bu hengamda kahkaha boğmuştu. Haki kumaş pantolon, kollar sıvalı atlas gömlek, bazen fermene… Yaz kış hep aynı giyinirdi. Zemheride mintan yelek, bağrı açık gezerdi. Ulan Bekir şu soğuğa bu ne kılık diyene bıyık altından güler:

- Soğuksa sen düşün bana nesi, derdi.

Gürcü Müslüman bir dedenin oğluydu. Babanın diyemem zira Bekir dünya gözüyle ana baba görmüş değildi. Hak nasip etmemiş Bekir de peşine düşmüş değil. Onun bütün eli akrabası Molla Seyfi ve Maden’di. Ege taraflarında maden ocağının birinde çalıştığı günlerin yadigârıydı Maden ona. İsmi oradan sebep Maden’di zaten. Ecnebilerin Golden ismini verdiği bu hayvan sahibine itaatiyle meşhurdu. Bekir Maden’in bu özelliğini sonraları herkesin sözüne itibar edip, kafalı adam diye takdir ettiği hoca İsmail’den öğrenmişti. Bir zemheri günü İsmail:

- Bekir abi bu hayvana şu diz boyu karda beni bekle desen üç gün ev yol bilmez bildin mi? demiş.

Bekir sakalını karıştırıp:

- Vay anasını! Gördün mü Maden’i sen? Maden’in kafasını iki elinin arasına alıp gözlerini hayvanın gözlerine dikerek, Rabbımıza, senin kuluna kul olduğun kadar kul olamadık! diye hayret etmişti. Bekir’in i’leri bazen ı olurdu. Gözleri de dünya arada… Bir de arada böyle tekerleme gibi konuşurdu. Yârim yare düşmüş yârim yar imiş bana.

Molla Seyfi, Bekir’e Mushaf’ı ilk mektep talebesiyken belletmişti daha. Bir tek Allah’tan korkmaklığı ondan sebepti. Hamd kelimesi dillense evliya ve meşayihten sonra en çok onu şahit tutardı kendine. Bekir şu dünyada Molla Seyfi’yi bir gün olsun incitmiş değildi. Hak hakkı için lakin son zaman aklını, aşağıdan yukarı bulandıran bir mevzu vardı. Bekir’in içine bir çerağ gibi Haleb’e gitme sevdası düşmüştü. Nereye gitse, ne tarafa dönse dünyaya sığamaz olmuştu. Akraba hısım kimseye muradını açamadı. Sokağa eve eskisi gibi neşeli girip çıkamadı da. Özellikle Halepli çocukların karaya vuran cesetlerini görünce gazetede… Düşündü doluya koydu olmadı boşa koydu dolmadı. Kendi kendine konuşur durur oldu. Molla Seyfi, torununun halinin hal olmadığını anladı anlamasına lakin o da ses etmedi uzun zaman.

Bir sabah Bekir gitti dediler mahalleden. Nerdedir, iz adres yok. Ulan Bekir bir not adres bıraksaydın. Yok. Çok sürmedi Molla Seyfi döşeğe düştü. Kötüledi. Maden huy değiştirdi. Gece gündüz demez havlar ulur. Mahalleli merakta. Sordular soruşturdular. Bilen eden hak getire. Molla Seyfi rahmet-i rahmana kavuştu. Maden sırra kadem bastı. Mahalleli hayrette tabi! Ulan Bekir edilir mi bu? Kaç zaman kimsenin ağzını bıçak açmadı, kimsenin dili hayra da şerre de dönmedi. Mahellenin neşesi gitmişti. Eski tadı kalmamıştı. Ölü toprağı atılmıştı mahalleye sanki. Hani bir ses bir haber gelseydi diye çıra gibi yanıp tutuştu herkes fakat ne bir ses duyuldu ne bir haber uçuran oldu. Çok sonraları bir pusula geldi Molla Seyfi’ye. Muhtara teslim edildi. Kara yağız postacı bir oğlan getirdi. Bekir’den… Selam kelam, hal hatırdan sonra Halep’te olduğu yazılı! Bir bir içindeki yangıyı sayıp dökmüş. Atlamadan eksiltmeden bütün herkesten helallik dilemiş. İzin istesem vermezdin gitmeğe dedem demiş Bekir. Bu dünya it soyuna kalıcı değil diye de sözü tamam etmiş. Üç kere okudu pusulayı muhtar. Sesi titredi.

Haber alınamadı Bekir’den bir daha. Maden’den de. İstasyonda Maden’le yürürken arkadan görülmüş diyen de oldu, gittiği cehennemde kolunu bırakmış çarşı pazarda mezata düşmüş eskiyi toparlayıp satma işini tutar oldu diyen de, hiç dönmez gittiği yerde toprağa düştü diyen de.

Abdullah Yıldırım Arşivi