Ölü Düşler
TEMMUZ Sayı: 13 - Ağustos 2017

Ne çok ölü düşün var senin.

-Oruç Aruoba-

Ölü düşler biriktirdim yıllarca. Demirden ve sözden ağır, kışın tenimize bıraktığı tonlarca ayazdan daha soğuk düşler. Zamanı ve mekanı olmayan soluk mevsimlerle örtülmüş, hayatın yaşamları sızmış, sürgün saatlerde gün yüzüne çıkmış anlaşılmayan ölü düşler. Tarihi olmayan fakat her an gün yüzüne çıkacakmış gibi duran bir görünüp bir kaybolan, anı kırıntılarımız arasına gizlenmiş ve canımızı acıtan mevsimsiz ölü düşler. Yılların can çekişen saatleri arasında zamanı kemire kemire günümüze kadar gelen hayatın keşmekeşliğinden faydalanıp acılarımıza yön vermeye çalışan ölü düşler. Kaç düş gördük bilinmez, kaç rüya biriktirdik bilinçaltımızda hayalsiz. Fakat sessizliği acı çekmiş bir gün gibi kanatır kanatır ve karmakarışık hayatın ortasına bırakıverir düşler. Karanlığın bağrında kuluçkaya yatmış kelimeler, cümleleri tarumar etmek için bekleyen gerçek ile hayal arasında hayatımıza yön vermeye çalışan beynimizin en ücra köşelerine sızmaya çalışan egoist düşler. Tarif edemediğimiz fakat şehrin bütün aynalarında örgütlenen ve bilinçaltımıza sessizce yerleşen hayallerimizin içinden korku fırtınaları estiren düşler. Dünya düşler içinde kırık bir düş, hayat hayallerle boyanmış ölüm oyununun son provasını yapan tiyatro salonu. Dünya elle tutulmayan fakat gölge oyunlarının en dramatik sahnesini uygulayan ve bizlere düşler satan büyük arena. Öyküsüz vakitler içinde bir değirmen gibi dönen, kendi kendini yiyen ve bu âlemde bir an görünüp kaybolan düşler. Ki insan akşamı olmayan gün gibi biriktirdikçe biriktirir hayatın dramatik saatlerini ve biriktirir ömrü boyunca bir avuca sığmayan gölge yaşamları. Öyküsüz günlerini biriktirir insan, bir yanında duygularında gaybın ülkesinde birikmiş kelimeleri hisseder, bir yanında pamuk ipliği ile bağlandığı dünyayı. Ölü düşler kimisi hüzün gibi gelir oturur rüyaların en onulmaz yarasına, kimisi acısı olmayan zaman kadar sürükler uçurumun kenarına. Rüyaları bir güve gibi yiyen ölü düşler, aklın sancılı zamanlarında gelir yerleşir amellerin günaha çalan yüzüne. Hayat bir bocurgat gibi döner iç dünyanın derin dehlizlerinde. Hayaller devasa günlüklerin sabahında çekilir limana ve bir sözcük kalkar ruhun karanlık dünyasından. Yaşamlar dünyanın omurgasıdır her insanın öyküsü çekilir ölü düşler ülkesine ve geriye korkunç yalnızlıklar kalır. Düşüncelerimiz çekilir ölü düşlerden yapılmış giyotin altına ve ağzımızın bir kıvrımından ters döner kelimeler cümleler. Suskunluğunu anlayamadığımız duygular çekilir vakit hazan renginde çırpınırken, içimizde bir mahşer yeri oluşturur kıyısız gün batımı rengindeki hayaller, yerleşir ruhumuza hüzünlü bir hüznü öldüren ölü düşler. Kalbimizdeki acı ruhumuzun hüzün taraflarına ülkeler kurdurur. Yüzümüz asırlık cümlelerin hayalindeki şehirlerde bir görünür bir kaybolur, ölü düşlerden nehir akar sokaklara. Ne çok öldüremediğimiz ölü düşlerimiz var, ne kadarda hoyrat ve acımasız yaşamlar var dünya terazisinin kanla yıkamış gözünde. Ne kadar çok ölü düşler tarafından hapsedilmiş duygularımız var hayata karşı.

Mehmet Mortaş Arşivi
13 Sayı: 13 - Ağustos 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler