Başarı Kemalist sloganlarla paketlenirken ve başörtülü kadınlara saldırının malzemesi yapılırken susmak

Başarı Kemalist sloganlarla paketlenirken ve başörtülü kadınlara saldırının malzemesi yapılırken susmak

Başarı Kemalist sloganlarla paketlenirken, LGBT tartışmalarına çekilirken ve başörtülü kadınlara saldırının malzemesi yapılırken sustunuz. "Gerici" denilmesinden ve linç edilmekten ürküp dün haram saydığınız görünürlüğü bugün kupayla helalleştirdiniz. Çocuklarınıza adı İslâm, içi podyum olan başka bir din bıraktınız.

Taç, mayo, forma: İşgalin yüz yıllık gardırobu…
Mustafa Sabri Beşer / STAR

Tarih boyunca emperyalizm, işgal ettiği toplumların önce diline musallat oldu. Ardından dinini örseledi, hafızasını budadı ve nihayet bedenini kendi ölçülerine göre biçimlendirdi.

Müslüman coğrafyada ise sıra değişti.

Çünkü Müslüman kadının bedenini inancından ve mahremiyetinden koparmak, toplumun utanma eşiğini, aile tasavvurunu ve mukavemet damarını dönüştürmek anlamına geliyordu.

Nüfus, ekonomi, askerî kudret, enerji, diplomasi ve kültürel tesir bakımından İslâm dünyasının on ağır topu öne çıkıyor.

Türkiye, Suudi Arabistan, Endonezya, Pakistan, İran, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Malezya ve Nijerya.

Bu liste salt bir jeopolitik güç sıralaması değil. Aynı zamanda orta batının Müslüman zihnini ve ahlâkını dönüştürmek için ilmek ilmek dokuduğu kültürel işgal haritası.

Bu ülkelerin savaş uçaklarını, petrol kuyularını ve ordularını bir kenara bırakalım. Kadınların nasıl küresel pazarın vitrinine çıkarıldıklarına bakalım.

Çünkü bu yazı, kadını şahsiyet sahibi bir insan olmaktan çıkarıp laikliğin ispat vesikası, modernliğin giriş bileti ve piyasanın seyir malzemesi yapanlara karşı yazıldı.

Kavga isteyen buyursun gelsin...!

Kadının açılması eski toplumun yenilgi, yeni rejimin zafer belgesi olurken bu zihniyet yüz yıl boyunca kanundan taca, kupadan formaya farklı suretlerde karşımıza çıktı.

İlk büyük şantiye Osmanlı bakiyesi Türkiye'ydi.

Sancak burada indirilirse Kahire'ye, Tahran'a, Karaçi'ye, Cakarta'ya, Kuala Lumpur'a ve günün birinde peygamber diyarına gösterilecek bir emsal hazırlanacaktı.

Cumhuriyet Gazetesi marifetiyle Keriman Halis'in dünya güzeli seçilmesi, bir kadından ziyade yeni Türkiye'nin nasıl görünmesi gerektiğine dair ideolojik bir fotoğrafın sahneye çıkarılmasıydı.

İlk güzel Osmanlı'dan çıktı. Şey, pardon, Atatürk'ün kurduğu modern Türkiye'den...

Sırayla domino taşları devrildi.

Mısır 1950'lerde bu sahneye çıktı. Malezya ve Nijerya 1960'larda, Şah devrindeki İran ile Endonezya sonraki yıllarda aynı yolun yolcusu oldu. Pakistan 2023'te, BAE 2024'te küresel yarışmaların kapısını araladı. Suudi Arabistan bu pazarın eşiğinde. Katar sırasını bekliyor.

Lokomotifte bilim, fikir ve teknoloji olup olmadığı kimsenin umurunda değil. Treninin son vagonunda mutlaka bir mayo bulunuyor.

Devir değişince taktikler daha masum ve daha millî kılıflara büründü.

Podyumlar voleybol sahalarıyla yer değiştirdi.

Güzellik yarışmasıyla voleybol elbette aynı şey olamaz, mesele sporun emek ve kabiliyeti değil, sportif başarının kimlik siyasetine dönüştürülmesi.

Voleybol, forma, file, sıçrayış, kamera açısı ve "kızlarımız" söylemi üzerinden aynı anda milliyet, beden ve ideoloji üretmeye elverişli bir vasıta.

Her şampiyonluğun ardından aynı mizansen kuruluyor.

Galibiyetler LGBT sapkınlığının, Kemalist sloganların ve başörtülü kadına parmak sallayan çevrelerin propaganda malzemesine çevriliyor.

Sporcular ter döküyor, başkaları onların omuzlarında rejim nutku atıyor.

2025'te Riyad'da düzenlenen İslami Dayanışma Oyunları bu çelişkinin zirvesiydi. Haremeyn'in kalbinde, adına "İslami Dayanışma" denilen bir organizasyonda bir Müslüman devletin mahremiyet dünyası, başka bir Müslüman devletin "Atatürk'ün kızları" mottosuyla kuşatıldı.

Bir gün taç havaya kaldırılıp "Suudi kadınının zaferi" manşetleri atılırsa kimse şaşırmasın, Suud ailesinin bu furyada nereye varacağını kestirmek zor değil.

Asıl tuhaflık, Müslüman muhafazakârların bu gösterinin tezahüratçısına dönüşmesi.

Yıllarca mahremiyet, tesettür, aile ve medeniyet tasavvuru dediniz.

Sonra teslimiyetinizi "Spora siyaset karıştırmayalım" cümlesiyle örttünüz.

Başarı Kemalist sloganlarla paketlenirken, LGBT tartışmalarına çekilirken ve başörtülü kadınlara saldırının malzemesi yapılırken sustunuz.

"Gerici" denilmesinden ve linç edilmekten ürküp dün haram saydığınız görünürlüğü bugün kupayla helalleştirdiniz.

Çocuklarınıza adı İslâm, içi podyum olan başka bir din bıraktınız.

Dedeniz sancağı vermedi ama siz kızlarınızı verdiniz!

İğdiş edilmek tam olarak budur.

Bir asır önce taçla başlayan kültürel işgal, bugün Müslüman muhafazakârların alkışları arasında formayla devam ediyor.

Kadın sporcuyu hedef göstermiyoruz. Onun emeğini, kabiliyetini ve başarısını tebrik ediyoruz.

Sporcunun smaç vurmasına değil, o smacı başörtülü kadının başına indirmeye çalışanlara itiraz ediyoruz.

Kadının kamusal hayatta bulunmasına değil, görünür olabilmenin şartını kendi değerlerinden soyunmak olarak sunan zorbalığa başkaldırıyoruz.

Ve teşne olanlara sesleniyoruz.

Kadınlarımız kupa kazanabilir.

Dünyayı da yenebilir.

Fakat kadınımızın şahsiyetini, Müslümanın utanma eşiğini ve medeniyet tasavvurunu size teslim etmiyoruz.

Zira başkasının cetveliyle kendi gölgemizi ölçmeye başladığımız gün, güneşe hükmettiğimizi sanacak kadar karanlıkta kalacağımızı biliyoruz.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir