Selvigül Kandoğmuş Şahin
Demircili Beldesi, Reşadiye, Tokat doğumlu yazar ilköğrenimini Babaeski’de, liseyi ve üniversiteyi İstanbul’da tamamladı. Yazmaya lise yıllarında başladı. İlk öyküsü “Ellerinde Perçemler Ayaklarında İnciler” adıyla Yedi İklim Dergisi’nde yayınlandı.
İstanbul Üniversitesi’ndeki bir grup arkadaşıyla, ‘Üniversiteli’ dergisini çıkartarak yazı hayatına başladı. Bahçelievler ve Bağcılar Belediyeleri, Eğitim-Kültür Müdürlüklerinde bir süre çalıştı. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev aldı. İkbal Eğitim Kültür Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanlığında bulundu. Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesidir.
Yazıları ve öyküleri, Kitap Dergisi, Kafdağı, Yedi İklim, Hece Öykü, Bir Nokta, Mahalle Mektebi, Değirmen, Temmuz Edebiyat Dergisi, Özgün İrade, Diyanet Deri, Umran, Kuran-i Hayat gibi dergilerde yayınlandı. Edebistan Sitesinde söyleşi editörü olan yazar, Milat Gazetesi’nde köşe yazarlığını sürdürmektedir
Meryem Zehra’nın, Hacer’in, Mustafa’nın ve Hümeyra’nın annesi. İstanbul’da ikamet etmektedir.
Yayınlanmış Eserleri: Gülendamın Renkleri (Öykü, 2001, 2011, 2016), Hayırlı Haber (Öykü, 2002, 2011, 2016), Yusufhan (Gençlik Romanı, 2006, 4. baskı 2015), Eylül Sancısı (Toplu Öyküler, 2011), Söz Buğusu (Deneme, 2011), Hızırla Yolculuk (Deneme, 2011), Savrulan (Öykü, 2014, 2015), Kalemin Yazgısı (Deneme, 2014), Kırık Zamanlar( Öykü, 2015), Kalbin Duası (Deneme, 2017)
Röportaj: Banu Kaba
Hiç bağımlı bir karakterin hikâyesini yazdınız mı? Ya da yazmak isteseniz en çok hangi bağımlılığa yer vermek isterdiniz? (sigara, uyuşturucu, alkol, teknoloji vs)
Yazdığım öykülerde bağımlı bir kahramanım hiç olmadı. Bazen internet bağımlılığını, alkol ve uyuşturucu bağımlılığını konu alan öyküler yazmak istiyorum. Yalnız kahramanlarım sigara kullanabiliyor. Sigara daha yaygın bir bağımlılık ve yazdığım kahramanların zayıf yanlarını ifade etmek için kullandığımı söyleyebilirim.
Yusufhan gençlik romanımda, bataklıkta bulunan kahramanım uyuşturucu tacirleri ile adeta savaşıyor. Bu ağa düşen gençleri kurtarmaya çalışıyor. Böyle bir konu kalemime geldi. Ne yazık ki gençler arasında sigara, alkol kadar uyuşturucu ve hap bağımlılığı da yaygın.
Sosyal medya bağımlısı bir karakteri yazmayı çok istiyorum. Bir gün nasip olur inşallah.
Bildiğim kadarıyla 4 çocuk büyüttünüz hala da büyütüyorsunuz tabi :) Sizce bağımsız bir çocuk yetiştirmenin yolu/yöntemi var mıdır?
Çocuklarım bana Rabbimin emaneti, O’nun hediyesi. Bizler onları büyütmeye çalışıyoruz evet ama ne yazık çevre de çocuklarımızı büyütüyor. Bizler okula gidene kadar onların bütün sosyal ve manevi ihtiyaçlarını karşılıyor ve dar bir çevrede onlara hâkim olabiliyoruz. Ama çocuklarımız büyüdükçe başka başka dünyaların kapılarını çalabiliyor, bizlerin değerlerini beğenmeyebiliyor, farklı arayışlara doğru yol alabiliyorlar.
Dört çocuğum var üç kız bir erkek. Hepsi hemen hemen ergenlik dönemlerini yaşıyor. Ve çok zorlu bir süreçten, tüm anne babalar gibi çetin imtihanlardan geçtiğimi düşünüyorum. Yaşadığımız dönemler zorlu dönemler. Yakın bir dönemde büyük bir kaos ortamı ve darbe girişimi yaşadık. Ben şunu anladım ki; çocuklarımıza vereceğimiz en büyük servet manevi duyarlılık, vatan sevgisi, erdemli ve onurluca yaşamaları, kimsenin hakkına müdahale etmemeleri, sevgi ve saygı çerçevesinde hak ve adaleti savunarak her daim çalışmaları ve çalıştıklarının karşılığını hak etmeleri. Öncelikle iyi insanlar olmaları gerekiyor. Evrensel değerlere bağlı ve yaşadıkları toplumun tüm manevi değerlerini sonuna kadar savunun bireyler olmaları gerekiyor. Ahlak çok önemli. Efendimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diye buyuruyor. Onlar iyi insanlar, erdemli insanlar olurlarsa iyi ve erdemli, onurlu vicdanlı Müslümanlar da olurlar. Öncelikle ahlaklı ve iyi insan olmaları gerekiyor çocuklarımızın.
Bağımlılığa yönelen çocuklar daha çok aile sevgisinden mahrum, huzursuz ortamda yaşayan, çıkmazlara giren ve sorunlarına çözüm bulamadığı için de bu yola başvuran çocuklar. İşte tam da burada özellikle annelere ve babalara büyük görevler düşüyor. Sevgi sarmalıyla çocuklarını kuşatmalı onların her halini kollamalı ama zaptu rapt altına almadan. Yumuşak ve sevecen bir korumacı yaklaşımla çocuklarına sonsuz güven, saygı ve koşulsuz sevgi sunmalı. Çocuklar sevgisiz kaldıklarında, ötelendiklerinde, ilgiden uzak yaşadıklarında zayıf düştükleri duygusal hallerden sonra alışkanlıklara yöneliyorlar. Yine de gördüğüm ve yaşadığım o ki; çok zor ahir zamanda evlat yetiştirmek. Ne kadar donanımlı, ne kadar iyi bir ebeveyn olsanız da bazen çaresiz kalabiliyorsunuz. O nedenle çocuklarımızın erdemlice ahlaklı ve tüm kötülüklerden korunmuş halde yetişkin olabilmeleri, hayırlı evlat olabilmeleri için çok dua etmemiz gerekiyor. Sanırım en önemlisi de önlerinde sağlam bir duruşla yürüyen, örnek anne babalar olmamız…
Elbette çocuk yetiştirmede anne babanın rolü çok büyük. Ancak burada ebeveynin kendisine dışarıdan bakıp anlayamadığı istek ve arzuları, çocuklarının ne istediğini anlayamaması onların herhangi bir maddeye ya da teknolojiye bağımlı olmalarını tetikliyor olabilir mi?
Hz. Ali’nin bir sözü vardır ve çoğunlukla paylaşılır: “Çocuklarınızı kendi yaşadığınız zamana göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin.” Bu söz her zamana ve zemine uygun bir duyarlılıkla hala kuşatıcılığını sürdürüyor. Ne yazık biz başkayız, bizim çocukluğumuz ve çocukluktaki arzularımız isteklerimiz başka, kendi çocuklarımızın istekleri bambaşka. Çünkü onlar kendi zamanlarını yaşıyorlar. Kendi zamanlarına doğdukları için arzuları ve istekleri de farklı. Ben bu çağın çocuğunun ve özellikle gencinin işinin kolay olmadığını düşünüyorum. Ve Rabbim de zaten onları şartlarına göre değerlendirecektir. Bu çağda çeldiriciler ayartıcılar çok fazla. Gençlerin dünyalarına çok fazla saldırı var. Onların fıtratlarına her an internetten ve ekranlardan saldırılar olmakta. Bu gerçekten çok zor bir durum. Her anlamda uyarılmaya çalışılan çocuklarımız ve gençlerimiz kendilerini nasıl koruyacaklar.
Televizyonlardaki dizi filmlere bir göz attığımızda içki, sigara, küfür her türlü kötülüğün özendirildiğini görmekteyiz. Boşlukta kalan gençler de bu özendirmeyi benimseyebiliyorlar. Mutlaka etkileniyorlar diye düşünüyorum. Maneviyatları çok güçlü olacak ki haramlardan uzak dursunlar, kötülükten kendilerini korusunlar. Gençlik, delikanlılık cağı, yanı kanının deli deli aktığı bir çağ. Bir de üstüne etraftan uyarıcılarla bu körüklenirse gençler kendilerini bu çılgınlıktan kendilerini nasıl koruyacaklar. Efendimiz; “Gençlik delilikten bir şubedir” diye buyuruyor. Ama peygamberliğinin ilk dönemlerinde Mekke de en büyük yardımı yine gençlerden alıyor.
İşte tam bu durumlarda aile çok önemli. Çocuğa gence onun dilinin anlayabileceği bir duyarlılıkla yaklaşmak gerekiyor. Paniğe kapılmadan, onlara sonsuz saygı duyarak ve onların diliyle onlara seslenişler göndermek gerekiyor. Bu çok sabır, büyük bir özveri ve çaba istiyor tabi. İleri görüşlülük, metanet, duyarlılık gerektiriyor. Hele ergenlik dönemleri büyük bir kavşak genç için. Ve onu bağımlılıklara yakalanmadan atlatmak ise çok büyük bir hayat deneyimidir diye düşünüyorum. Yine Rabbime O’nun merhametine sığınmamız gerekiyor. Çünkü her şeyin sahibi O. Ve bizleri de evlatlarımızla, acizliğimizle imtihan ediyor. Rabbim kaldıramayacağımız imtihanlar vermesin. Göz aydınlığı evlatlar versin duamız budur.
Ve Halil Cibran’nın o meşhur şiirinden alıntıyla bu soruyu hitama erdirelim:
“Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.”
Yakın zamanda çok zor günler yaşadık. Acılarımız çok taze. Bu bağlamda soracak olsam, aile kurallar bütünü olmak zorunda mıdır? Çocuklarına geleneklerini, ahlakı, ilkelerini, dini öğretmeden önce acaba hangi değerleri benimsetmeli ve öğretmeliyiz? Son yaşadığımız olaylar bağlamında neler söylersiniz?
İçerden vurulduğumuz acı günleri unutmayalım ki; yarınları emanet edeceğimiz çocuklarımız geliyor arkamızdan… Onlara nasıl bir din algısı bırakacağız? Onlara nasıl bir cemaat şuuru bırakacağız? Onlara evrensel duyarlılıkla bezenmiş, erdemli, onurlu bir yaşantıyı nasıl bırakacağız? İkiyüzlülükten, riyakârlıktan uzak, hamasetten arınmış insanlığın imreneceği sorumluluk bilincini nasıl vereceğiz? Müslüman ve mümin olmadan önce, insan olmanın erdemlerini nasıl vereceğiz çocuklarımıza? Acılarımız soğumadan bunları düşünelim.
Vicdanlı olmayı, hak yememeyi, harama bulaşmamayı, takvanın en güzelinin iyi insan olmak olduğunu, güvenilir ve sadık, muvahhit ve mütevekkil Müslümanlar olmanın yollarını arayalım, yaşayalım ve çocuklarımıza örnek olalım.
Yoksa beyinleri uyuşmuş masum Anadolu insanından çalınmış, gasbedilmiş katil sürüleri halini alan ve eviçlerimize kadar giren bu evlatlar başka ülkelerden gelmedi. Onlar da bu topraklardan çıktı.
O nedenle evrensel değerlere bağlı, okumayı ve eleştirel düşünmeyi önceleyen, dünyanın dertleriyle dertlenirken kendi dünyasını onurluca inşa eden, Müslüman olmadan önce iyi insanlar, vicdanlı bireyler olmayı önceleyen evlatlarımız olmalı.
Hak ve özgürlüklere adaletlice yürüyen, kimsenin malında gözü olmayan, tamahkârlıktan ve hamasetten uzak, vicdanlıca onurluca yaşayan evlatlarımız olmalı.
İnsan emek vermediğine yeterince kıymet de vermiyor, bu yargıyı hepimiz çoğu kez tecrübe etmişizdir. Buradan yola çıkarak günümüz toplumunda uzun saatler yoğun bir tempoyla çalışan anne-babaların, evlatlarına yeterince vakit ayıramaması, gereğince ilgi gösterememesi ve uzak kalmaları sonucu gençlerin bağımlılıklara yöneldiğini söyleyebilir miyiz?
Tüketim toplumunda yaşıyoruz. Modern yaşama alışmaya çalışırken ve benimsemişken post modern bir yaşam hemen kapımızı çalıyor. Ve tüm bunlarla birlikte büyük bir travmanın ve dağılmanın eşiğinde olduğumuzu neden sonra anlıyoruz.
Ne yazık ki bu travmayı, kimliksizlik şeklinde beliren ne yaptığını bilmeyen, her yöne savrulan değerleri tarumar olmuş gençlerimiz yaşıyor ve etkileniyorlar.
Büyük bir dağılmanın içinde yaşarken aynı zamanda bir doyumsuzluk ve tatminsizlik de sözkonusu. Hiçbir şeyden memnun olmayan, kanaat etmeyen, eşya ile arasında sağlıklı bir ilişki olmayan ve eşyaya bakışında, eşya ve dünya ile olan muhataplığında büyük problemler yaşayan bir gençlikle karşı karşıyayız. Aslında bu dağılmayı yaşayan çocuklarımız ve gençlerimiz içinde yaşadıkları modern toplumun nice hendikapından sonra bu hallere maruz kalıyorlar. Şimdi çalışan anne gerçeği var, babalar tükenmek bilmeyen ihtiyaçları karşılamak için çok çok çalışıyorlar.Hatta akşam yemeğini bile çocukları ailesi ile haftada ancak bir iki defa yiyebiliyor. Sonra kadınların sosyal hayata katılmaları, çalışmaları çok güzel ama ne yazık roller arasında denge bozuluyor ve aile içi iletişimsizlik sonucu bir çok aile dağılıyor. Boşanmalar artıyor ve en büyük vurgunu da çocuklar yiyor. Bu sefer de bağımlılıklarla rahatlamaya çalışıyorlar.
Ne yazık ki geleneksellikten modernliğe doğru açılım yapmaya çalışan bir toplum olarak ezilen taraflar var. Ben çalışan kadınların bu anlamda eşi tarafından çevresi tarafından anlaşılmadığını düşünüyorum. Çocuklarını daha fazla kuşatması, aile ilişkilerini sağlıklı yürütmesi için kadınların fıtri yapılarına uygun çalışma saatleriyle iş yerlerinde bulunmalarını hep söylemeye çalışıyorum. Bu part time olabilir. Günün belli saatlerinde olabilir. Nihayetinde Avrupa ülkelerinde bu uygulamalar bulunmaktadır. Gelir dağılımının da dengesizliği, bir tarafta sınırsız harcayan bireylerin varlığı bir tarafta da ihtiyaçlarını bile karşılayamayanların var olması toplumu travmatik sancılara sürükleyebiliyor.
Son olarak, refaha kavuşan, steril ortamlarda, steril sitelerde yaşayan, gelir düzeyleri oldukça yüksek olan bir toplum olma yolunda olsak da ne yazık çocuklarımız değerlerini kaybetme eşiğinde.
Ama en son gerçekleşen kahramanca, yiğitçe başkaldırı beni umutlandırdı doğrusu. Yine de karamsar olmamamız gerekiyor. Gençlerimizin çoğu şehit düştü bu da vatan sevgisiyle millet sevgisiyle bütünleşen bir gençliği müjdeliyor hamdolsun.
Bağımlılıktan özellikle gençleri korumak için sivil toplumcu olarak çevre bilinci ile verebileceğiniz önerileriniz nelerdir?
Gençlerin işi gerçekten zor. Okulla birlikte kendilerine bir gelecek kurmaya çalışıyorlar. Ve büyük bir baskı var üzerlerinde. Hem aile hem de çevre baskısı. Yine ileride kendilerine ait yaşamın duvarlarını yavaş yavaş örüyorlar, eş arayışları, yuva arayışları var. Bunlar kolay şeyler değil.
İçinde yaşadıkları muhitlerde onları rahatlatan, spora yaklaştıran, entelektüel çabalarla sarmalanmış okumaya meylettiren, sağlıklı sosyal ortamlar olmalı tabi. Bizler ne yazık bu ortamları pek oluşturamadık. Ve gençler de duman altı kafelerde nargile üfleyerek vakit geçirmeye ve pek çok zarar veren ve bağımlılığa sürükleyen mekânlar da vakit harcıyorlar.
Gençlik Merkezleri var ama ben verimli ve eğlenceli bir halde olmadığı için gençlerin yeterince faydalandığını düşünmüyorum.
Mekanlar önemli, o nedenle gerçekten kafa yorarak yeni steril her anlamda gençleri kuşatan, doğal, sıcak ama her türlü bağımlılıktan arınmış mekanlar tasarlamalıyız.
Sporla birlikte kafe ortamının, sohbet ve kitap okuma ortamının olduğu arkadaşlarıyla buluşacakları mekânlar olabilir.
Çeşitli sanatsal faaliyetleri yürütebilecekleri, kitap kıraathaneleri şeklinde ama gayet onların rahatına ve dinamik yapılarına uygun mekânlar olabilir.
Yine sinema, tiyatro ve mini konserlerin olabileceği küçük ama nezih mekânlar olabilir.
Kendilerini yetiştirecek atölyeler olabilir. Bunlar dil atölyesi, sanat atölyesi, yemek atölyesi, dikiş nakış ve marangozluk atölyesi olabilir. Gençlerimiz ne yazık her anlamda yetersizler. Yetişkin olduklarında hiçbir şey beceremeyen bireyler oluyorlar. Çünkü sadece okumaya odaklılar. Elleri çalışmıyor. Hele şimdilerde cep telefonları hepten onları işlevsiz hale getirdi. Hâlbuki üretseler çok daha verimli bireyler olacaklar. Şimdilik bunlar aklıma geldi. Ama bu konuda çok kafa yormak, belediyelerin çalışmalar yapması, devletin projeler üretmesi gerekiyor. Özellikle izcilik kamları bu anlamda güzel faaliyetler olarak görüyorum. Bir de gençlerin çalışmaları gerekiyor bence, sorumluluk almaları gerekiyor. Yaz tatillerinde, hafta sonları, part time işlerde çalışarak kendi ihtiyaçlarını karşıladıklarında hayata daha sağlam adımlarla yürüyeceklerdir.
Sizi en çok korkutan bağımlılık tipi nedir, neden?
Beni en çok korkutan bağımlılık, uyuşturucu. Çünkü sigara, alkol ve diğer bağımlılıklar zamanla bırakılabiliyor ama uyuşturucunun tedavisi oldukça zor. Ve çoğu gencimizi de ne yazık kaybediyoruz.
Teknoloji bağımlılığı ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Gözlemleriniz nelerdir? Hangi yaş grubu sizce gerçek tehdit altındadır?
Teknoloji bağımlılığı daha çok internetin hayatımıza girmesiyle daha bir yoğun yaşanmaya başlandı. Cep telefonları, bilgisayar oyunları, sosyal medya bunların hepsi hayatımızın şu an merkezinde. Kendim de dahil olmak üzere sosyal medyayı kullanıyoruz. Artık hayatımızın bir parçası oldu. Ama şunu bilmemiz gerekiyor ki göstermenin, ifşanın hudut tanımadığı bu çağda, tüm mahremiyetlerin yerle bir olduğu bir dönem yaşıyoruz. Tabi sosyal medyanın bu anlamda etkisi büyük. Nitelikli ve faydalı bir şekilde kullanabiliriz. Çok verimli şekilde bilgisayarı kullanabiliriz. Çünkü aynı zamanda bilgi çağında yaşıyoruz
Yazan ve yazıyla yüreklere dokunmayı düşünen birisi olarak sosyal medya paylaşımlarım bu minval üzeredir. Yine de büyük bir çaba ile hayra döndürmeye çalışsam da bir çemberin içinde olduğumu hissediyor ve kendimi her zaman frenlemeye çalışıyorum. Ne yazık herkes aynı duyarlılığa ve bilince sahip değil sosyal medya ortamında.
Çağımızda vazgeçilmez bir halde bireyleri kuşatan, dünyamızda artık vazgeçilmez olan bu alanı nasıl hayra ve doğruluğa, erdeme, soylu duyuşlara taşıyabiliriz. Bunun derdine düşmemiz gerekiyor. Rabbimizle muhataplığımızdaki samimiyetimizi, tuşlara, ekranlara, tüm görsellere ve kuşatma altındaki tüm duyularımıza etki edecektir. Bu samimi yakinen korku ve ümit arasındaki duyuşla bilinçli bir şekilde sosyal medyaya ve tüm görsel iletişim kanallarına, sinema dünyasına temkinli yaklaşacağız. Bu olabilir, bu mümkündür diye düşünüyorum. Rabbimizin bize şahdamarımızdan daha yakın olduğunu düşünerek, O’nun bizi her an izleyip her an sağımızda ve solumuzda mevcut olan melekleriyle her halimizi kayda geçtiğini düşünerek bu duyarlılığı derinleştirip sorumluluk bilinciyle davranabiliriz.
Bu alanı reddetmek, yok saymak, ekranları kapatmak çözüm değil diye düşünüyorum. Televizyon artık evimizin bir penceresi gibi adeta. Gençlerimize, çocuklarımıza bilinçli medya okuryazarlığı, bilinçli izleyici ve takipçi olma noktasında eğitimler vermemiz gerektiği kanaatindeyim. Şeytanın silahıyla silahlanıp bu çağın gereklerine uyarak kendi dünyamızın kodlarını sanatımızla, medyamızla, sosyal medyamızla göstermek zorundayız. Kuşatmak ve gençliğimizin dilini yakalamak zorundayız. Yoksa kaybolan nesiller birer birer avuçlarımızı yakarak kayıp gidecekler.
Son olarak dünyaya evrensel seslenişi olan, her anlamda kendini donatmış, çağın kuşatmasına karşı kendini karşı kuşatmaya almış, en az iki üç yabancı dil bilen, iletişim noktasında en ileri teknolojileri kullanabilen, sanatsal bir duyuşla dünyaya bakabilen Dünya Müslümanı olan, ahlaklı, erdemli, soylu duruşlara sahip, yoksullara hami olan gençlerimizin yetişmesi gerektiğine inanıyorum…
Söyleşi için şükranlarımı sunuyorum…
Asıl ben teşekkür ediyorum böylesine anlamlı ve önemli bir konuda konuşma fırsatı verdiğiniz için…
