Müfredat Neydi?
TEMMUZ Sayı: 16 - Kasım 2017

debelenip duruyorum kendi çamurumda

katmanlara ayırdığım ruhumun dip köşesini temizlemeye niyetlendiğim

ve üşendiğim günlerden biri

kendimin bitmeyen iflah olmama sorunsalında duruyorum

oltanın ucunda solucan solucanın ucunda ben

duruyorum

kaybettiğim öz toprağım

her su katıldığında kaybettiğim yoğunluğum

anlamsız akışkanlığımın ihtimali kılçıklarıma kadar sızmış

oltanın ucunda, ben

ışığımın karanlığındayım

çer çöp topladığım dünyam,

yüzü sıcak, sevimli, davetkar! baş belası

varlığımın celladıyım

göle atılmış bir taş gibi önce çoğalıyorum helezonumda bölünmeden

bölünüp eksiliyorum tek halkaya dönüşüyorum sonra

dipteyim miyim?

say ki öyleyim

de ki öleyim

desende demesen de…

ayrışmayı beklerken homojenize oluyorum

neden?

Yaşamak için her zaman iyi bahanelerimiz vardı hâlbuki.

Kaynamakta olan suya bir avuç çay atmak için. Ölmemek için hazırdı bahanelerimiz.

Kızarmış ekmeğe bir parça reçel yahut bir kibrit kutusu büyüklüğünde kaliteli peynir koymak için hazırdı bahaneler.

Minibüse binmek için, AVM’ye gitmek için, sosyal ağlar/d/a dolaşmak için vs... Bitmemiş işlerimiz vardı her zaman. Derin düşünmemizin önünde itinayla hazırlanmış engeller.

Bir ölünün dediği “mezarlıklar işleri bitmeyenlerle doludur” sözü deyimsel bir ahenk dışında sarsıcı bir güce sahip değildi.

Hâlbuki yalan söylemez ölüler.

Konumuz ağaç dikmek yeşili sevmek kadar basit değil!

Konumuz sayıları kara köklerine bölmek, H2O’nun bileşenlerini çözmek. Konumuz su olmalıyken temiz. Gezegenin çölleşmesi de değil konu. Olamaz da.

Ekmek hiç değil konu, helal olanı ise girmedi müfredata henüz.

Çok ayaklı köprülerden geçerken gözümüz hedefe kilitleyip, yıkıp attıklarımız olamazdı konu. Bizi arkamıza bakmaktan alıkoyan hiçbir uyarı hedefimizden önemli olmazdı.

2012 Ahmet çarpım tablosunu bilmediği için çarpıldı şeytan tarafından.

2222 Pelin Mercidabık savaşını ezberlemediği için tekerrür etti tarih! Yönetenlerin olağanüstü kararlarında bir yamuk olamazdı.

Önder olmak, hal ile örnek olmak değildi konu. Önderleri her halükarda ritmik bir tempoda alkışlamayı öğretmeliydi çocuklara uygulamalı olarak.

Konumuz bedenleri ve beyinleri iğfal edilmiş çocuklar değildi olamazdı

Kadınların öldürülmesi de değildi konu. Zaten çoktu memelilerin sayısı.

Mesele, kendimizi lezzetin akışına bırakacağımız sofralar donatmaktı. Sunum masalarında ki mezeler kadar renkli ve ışıl ışıl şehevi gülümsemelerdi konu. Sadelik müfredata hiç girmedi.

Konu: Etli sütlü tıkınıp etliyle sütlüyü karıştırmamaktı. İyi marka duş jelleriyle arınmak, suya sabuna dokunmayan ruhlarımızı esanslara boğmaktı konu.

Temiz olduğu hissiyle avundu insanlık. Konu hakikat değildi. Bu konu da müfredata giremedi.

Babalar rehavette. Anneler çıldırdı. Çocuklar delirdi. İnsanlık öldü.

Ütopik bir mevsimden geçerken, hırkalarını hayatın renklerine uydurmakla meşguldü zamanın azizleri, erenleri, dervişleri!

Bir hırka ( Pierre Cardin)

Bir lokma ( Kaz Ciğeri)

“Konumuz bunlar değil! Otur 0! Dilek Erdem”

M. Dilek Erdem Arşivi