Nureddin Zengi Romanından Yansıyanlar
TEMMUZ Sayı: 16 - Kasım 2017

Kitabın yazarı Ali Emre’yi daha çok şiir kitaplarıyla tanıyoruz. Edebi ve tarihi bir roman olan “Nureddin Zengi”, aynı zamanda yazarın yayınlanan ilk romanı olma özelliğine sahip. Yazarın ilk roman çalışması olmasına rağmen, “Nureddin Zengi (d.1118-ö.1174)” hakkında yirmi yıllık araştırma birikiminin ürünü olmasından dolayı çok başarılı bir çalışma olduğunu rahatlıkla söylemeliyim. Ayrıca Cemil Meriç’in fikir kitaplarında olan şiirsel üslup gibi, Ali Emre’nin romanına hâkim olan şiirsel üslup da dikkatlerden kaçmıyor. Bu da romanın okunmasını kolaylaştırıyor.

Kitapta dikkati çeken önemli hususların başında, kızların eğitimine çok ciddi önem verildiğini gösteren bölümlere sıkça rastlanması geliyor. Müslüman bir toplumda hanımlara ne kadar önem verildiğini bu romanda bir kez daha görüyoruz. Romanın başkarakterlerinden birisi olarak Selma’yı “Kadın Hoca”, yeğeni Leyla’yı da “Kadın Hoca” geleneğinin devam ettiricisi olarak belirlemiş yazar. Bu şekilde kadını ilmi açıdan tekrardan öne çıkarmaya çalışmış. Romanda, o dönemde İslam coğrafyasında genç kızlar için medreselerin kurulduğundan ve kadın bilginlerin ülkeye çağrılmasından bahsedilmektedir. Yazarın, eğitim konusunda kadınları ikinci plana atan yanlış zihniyeti, romana serpiştirdiği bu bölümler eşliğinde yıkmaya çalıştığını rahatlıkla görebiliyoruz.

Yazar, günümüz İslam coğrafyasının en temel problemlerinden birisi olan İslam medeniyetinin tekrardan nasıl ihya edileceğiyle ilgili çözüm önerilerini Nureddin Zengi’nin düşünceleri üzerinden ortaya koymaya çalışmış. “Çarşıları, meydanları, yolları hırsızlardan, haramilerden koruduğumuz gibi dini de ona aykırı düşen hususlardan, bidatlerden, fitnecilerden korumamız gerekmez mi?” cümlesinde olduğu gibi Nureddin Zengi’nin temel ihya felsefesini, roman içerisine çok dengeli bir şekilde yayma başarısı göstermiş. Özellikle romanın neredeyse tam ortasına denk gelecek yerinde on sayfaya yakın bir anlatımla Nureddin Zengi’nin fikir dünyasının okuyucuya yansıtıldığı görülmekte. Yazar, İslam dünyasının ihyası ile ilgili çözüm önerilerini kitap boyunca okuyucuya dikte etmeden vermeyi başarmış. İslam dünyasının yeniden ihyası ile ilgili düşüncelerin bir roman aracılığıyla bu kadar güzel verilmesi, son yıllarda görebildiğimiz en iyi fikir-kurgu birlikteliği olarak dikkat çekmektedir. Okuyucu, kitabı bitirdikten sonra adeta İslam medeniyetinin diriliş felsefesini iliklerine kadar hissetmenin huzurunu yaşıyor. Bir fikir kitabındaki metinlerin soğukluğu ve anlaşılırlığındaki zorluklara karşın, romanın sıcaklığı ve cümlelerin hemen her kesim tarafından rahatlıkla anlaşılabilir olması, bu edebi çabanın önemini bir kat daha artırmaktadır.

Günümüzde gençler tarafından okunan kitapların çoğunluğunu fantastik romanlar ve macera anlatıları oluşturmaktadır. Yazar, ele aldığı savaş sahnelerini kurgulayışından tutun düşünsel ağırlıklı hususların aktarımına kadar kitabın gençler tarafından da okunmasını sağlayacak şekilde, konuyu taşıyacak bir üslupla yola koyulmaktadır. Bu da eserin günümüz gençlerinin de rahatlıkla okuyabileceği bir roman olmasını sağlamaktadır. Romanın diğer önemli bir özelliği ise genç ve üstü her yaştan okuyucuya farklı katmanlarda hitap ediyor olmasıdır. Kitap farklı bilgi birikimine sahip her tür okuyucu için, farklı ve derin anlamlar verebilme niteliğine sahiptir. Mesela Oedipus kompleksi gibi modern bir kavramı, romanında o günün şartlarına göre başarılı bir şekilde işlemiş. Bunu ancak belli bir bilgi birikimine sahip okuyucu ayırt edebilmektedir. Bu küçük örnekte dahi görüldüğü gibi kitap çok katmanlı okuma özelliğine sahiptir.

Bu romanda sadece büyük bir komutan olarak Nureddin Zengi portresi yer almıyor. Aynı zamanda ilmin izzetini koruyan ve yücelten bir devlet adımıyla da karşılaşıyoruz. Nurettin Zengi; dindar, kanaatkâr, kitaba düşkün ve adaletli bir önder olarak tasvir edilmiş. Yazar dönemin şartlarını çok iyi tahlil ettiği gibi, o dönemin hemen hemen bütün büyük âlimlerini de bizlere tanıtmayı başarıyor. Bir yöneticinin, sadece kılıç kuşanmayı değil, ilim ve erdemle donanmayı da öncelik haline getirmesi gerektiği hatırlatılarak; imarcı ve ihyacı bir düşüncenin işlenmeye çalışıldığı görülüyor. Bir hükümdarın, kendi geçimi için yünden başlıklar örüp sade bir yaşantı sürebileceğini de bizlere öğretiyor. Tıpkı Hz. Davud (a.s)’un zırh örerek geçimini sağlaması gibi bir göndermeye gidilmiş.

Roman içinde bir başka göndermeye daha şahit oluyoruz. Medrese talebesi üç arkadaş, kadın hoca Selma, Selma hocanın babası ve Nureddin Zengi’nin ilme olan düşkünlüğünü ön plana koyarak adeta Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig” kitabında geçen “eline geçen zamanı israf etme, onu bilgi edinerek koru” sözüne gönderme yapılmıştır.

Prof. Dr. Besim F. Dellaloğlu’nun romanlarımız ile sosyoloji arasında kurduğu bağlantıyı; Ali Emre Nureddin Zengi kitabı ile İslam medeniyet düşüncesinin ihyası anlamında ortaya koymaya çalışmıştır. Dönemin tarihi bilgilerini de okuyucuyu romanın havasından çıkarmadan çok güzel bir şekilde vermeyi başarmıştır. Hıristiyanların da Frenk askerlerinden bıktığından bahsederek topyekûn bir Hıristiyan düşmanlığının da önüne geçilmesini sağlıyor. İnsanların duygularını okuyucuya verme konusunda ve yine okuyucuya konu hakkında farklı bakış açıları kazandırma anlamında çok başarılı örneklerle sıkça karşılaşıyoruz. Bir şehrin anlatılışı, evlerin tasviri, bitki örtüsünün güzelliği ve kişiler arasındaki diyaloglar okuyucuyu adeta o döneme götürürcesine başarıyla anlatılmış. Musul, Halep, Şam ve Kahire’nin ne kadar çok bizim şehirlerimize benzediği ve dolayısıyla aslında bizim oldukları yeniden hatırlatılıyor.

Nureddin Zengi ile Selahaddin Eyyübi arasına nifak sokmaya çalışanları önlemek için romanda ikisi arasında bütünleştirici diyaloglara yer verilmiş. Fitne ateşinin yükseldiği günümüzde yazar kitabında fitne ateşini söndürücü satırlara da yer vermeyi ihmal etmemiş. Mevki hırsıyla dolan Nureddin Zengi’nin kardeşi Mir Miran’ın düşmanla işbirliği yapmasını da bizler için alınacak bir ders olarak hatırlatıyor.

Kerem ile Selma’da Şark’ın aşkı ve vefasını da vermeyi unutmamış Ali Emre. Hastane ile şifahane farkını da bu roman içerisinde vererek adeta İslam Medeniyetine ait kavramları tekrardan bizlere hatırlatmaya çalışmış. Romanda geçen bir diğer önemli kavram ise cihad kavramı olarak dikkat çekiyor. Bizlere “cihad”ın anlamını ve önemini roman aracılığıyla tekrardan hatırlatıyor. Batılı yazarların ütopyasına karşı, bizim bir nevi Medine’miz olacak bir kitap.

Hayat ve ölüm hakkında okuyucuyu ciddi sorgulamalara iterek kendi iç muhasebemizi yapmamızı da istiyor söz konusu eser. İhlâs, Asr ve Fatiha sureleri; imanın kalpten hayata ineceğini söyler. Nureddin Zengi’ye “buyruğuma istişarenin, kılıcıma da kalem ve kitabın düzen vermesidir muradım” sözünü söyleterek yeni bir haçlı seferine karşı galip gelmedeki yolları bizlere gösterir. Roman adeta bir Siyasetname, bir Kutadgu Bilig gibi nasihat ve yol gösterici sözlerle bezenmiş. Bizce, bir roman nasıl yazılır, onu en iyi şekilde okuyucuya göstermiş.

Bunca zamandır unutulmuş olsa da İslam dünyası için önemini ve güncelliğini hâlâ koruyan bir şahsiyetin hayatı ancak bu kadar akıcı bir şekilde verilebilir, okuyanı sıkmadan herkesin anlayacağı bir dille ancak bu şekilde yazılabilirdi. Özellikle de bunun roman aracılığıyla verilmesi kitabı çok daha değerli kılıyor. Yazarın bütün düşünce dünyası adeta bu kitabın içine gizlenmiş. Kitapta yer alan metinleri didik didik ettiğimizde yazarın düşünce dünyasını görebiliyoruz. Mesela bir Mısır benzetmesi ile adeta bir strateji uzmanından daha iyi analizler yaptığına da kitap içinde şahit oluyoruz.

Kitapta çok sayıda kişinin ismi geçiyor. Birçok kişi arasında çok zengin diyaloglarla karşılaşıyoruz. Bu kadar farklı kişi arasında, bu kadar çok diyalogu bir arada vermeyi başarmasının çok önemli bir meziyet olduğunu da söylemeliyim. Zaten ilerleyen yıllarda D. Mehmet Doğan’ın “Neden Klasiklerimiz Yok?” kitabının yeni basımlarında yer alacak klasiklerimiz listesinde, Ali Emre’nin bu romanının da olacağından hiç kuşkum yok.

Yeri gelmişken bir öneride bulunalım biz de: Kitap, roman türünde yazılmış olsa da yazar bu kadar çok mekân ve kişiye yer verdiği için, kitabın sonunda olayların geçtiği bölgelerin o döneme ait haritalarını koyarak okuyucunun olayların bütünlüğünü çok daha iyi anlamasını sağlayabilir. Ortaokullarda Sosyal Bilgiler dersinde, liselerde ise Tarih derslerinde özellikle Haçlı Seferleri’nin İslam coğrafyası üzerindeki etkisini içeren konu başlıklarında öğrencilerin bu romandan istifadesi sağlanabilir. Milli Eğitim Bakanlığının, öğretmenlerin mesleki gelişim çalışmaları örnek kitap listesine (bu yıl 38 kitap yer almıştı) “Nureddin Zengi” romanının da dâhil etmesi çok yararlı olacaktır kanaatindeyim.

Nureddin Zengi gibi İslam’ın sancaktarlığını yapmış büyük şahsiyetlerimizin aziz hatırası, bu ve bunun gibi romanlar sayesinde başta Müslümanlar olmak üzere bütün insanlığa bir kez daha hatırlatılmış olacaktır. Ali Emre’nin bir sonraki romanının Selahaddin Eyyübi ve Sultan Baybars hakkında olduğunu öğrenmem de ayrıca mutluk vericiydi. Böyle güzel çalışmalarla birlikte, kıymetli şahsiyetlerimiz hep hatırlanacaktır. Sayın Ali Emre’nin böyle güzel romanlar yazmaya devam etmesini diliyorum.

--------------------

Ali Emre, Nureddin Zengi, Temmuz Kitap, İstanbul 2017, 3. Baskı, 432 s.

İlker Yıldız Arşivi
16 Sayı: 16 - Kasım 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler