Ebediyet Arzusu ve Sanat
TEMMUZ Sayı: 10 - Mayıs 2017

Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?"
Taha-120

Ruhumuzun derinliklerindeki en baskın duygu “ebedi olma” duygusudur. Hayatımız boyunca yapıp etmelerimizin, uğraşılarımızın hepsinin kökeninde bu duyguyu aramak, bulmak mümkündür. Makam, mevki, para gibi bayağı tutkularımızdan, sanat, spor, bilim ve din uğraşılarımızda, tapınmalarımızda bu duygunun hakimiyetini görebiliriz. Bunu bilinçli bir amaç doğrultusunda yapmasak da davranışlarımıza yön veren ve davranışlarımızı dinamikleştiren bu duygudur. Ebediyet duygusu hem bir var olma çabasıdır hem de hiçlikten kaçıştır. Bu yüzden ruhumuzdaki en güçlü itkidir.

Kur’an, daha ilk insandan söz ederken, insanın şeytan tarafından aldatılmasını “ebediyet arzusuna” bağlar. İnsan ebedi olamayacağım korkusuyla şeytana kanmış ve cennetten kovulmuştur. Şeytanın insanı, bizim göremeyeceğimiz yerden gördüğü ve en az Freud kadar insan psikolojisine hakim olduğu varsayılırsa, insanın zaafını çok iyi bildiğini ve bunu da kullandığını görebiliriz. Fakat bu duygu her zaman bu kadar çıplak bir şekilde karşımıza çıkmaz. Üzerine sürekli yeni elbiseler örter. Oysaki, kimi zaman çok alakasız gördüğümüz davranışlarımızı dahi açıklama vesilesidir. Mesela “sürekli mal biriktiren insan için, ebedi olmak arzusunda, ölüp yok olmaktan korkuyor?” yorumunu yapabilir miyiz bir çırpıda? Ancak Hümeze Süresini okumuş isek, mal biriktiren insan için “Malının kendisini ebedi yaşatacağını sanır” ayetiyle açıklayabiliriz bu durumu. Bununla birlikte elbette ebedilik arzusu zaaf olduğu gibi aynı zamanda insanoğlunun vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu yüzden, Allah da insana “cennette ebedi olarak kalma” sözü vermiştir.

Kendini güvende hissetmek kadar mükemmelliyet duygusunun da kökeninde ebediyet arzusu vardır. Mükemmellik özellikle kendisini sanatta gösterir. Sanatın gerek kalıcı olma kaygısı gerekse güzeli arama çabası mükemmellikten doğar. Olanı değil olması gerekeni arayan sanatçı, kimi zaman elindeki kalemle şiir yazarken, kimi zaman fırçasıyla tuvali renklendirirken ya da anı durdurmak istercesine deklanşöre basarken en güzelini, en mükemmelini yakalamaya çalışırken aslında ebediyet arzusunu da doyurmak istemektedir. Hiç kuşkusuz, “söz uçar yazı kalır” deyişinden de anlaşılacağı üzere kalıcı olmak isteyen sanatçı, arkasında elle tutulur bir şeyler bırakmak istemektedir. İşte bu defa biriktirdiği sanattır. Fakat bu defa, kendisi için biriktirilen maldan farklı olarak en mükemmel biçimde “yarattığını” tüm insanlıkla paylaşarak, bencil bir ebedilikten kurtulmaktadır.

Ebedilik, içinde sürekliliği ve zamanı barındırmaktadır. Geleceğe ilişkin bir endişedir ebedilik. Zamanın bitip, tükeneceğine dair bir kaygıdır. Kendi varlığı fiziken yok olsa dahi ruhun yaşayacağına ilişkin fikir, insanı sanata sevk etmektedir. Bu yüzden anlam ve hayal dünyasında, en güzeli, en mükemmeli ve farklı olanı arayan sanatçı, “varlığını bilmesini istediği tüm varlıklara” ispatlama çabası ile uğraşmaktadır. Böylece “hiç” olmaktan kurtulup “var” olduğunu kanıtlayacaktır. Hiçlik duygusu, ebedilik arzusunun karşıtı olarak insanı sürekli kamçılamakta, onu ileriye taşıyacak adımlar atması için motor gücü oluşturmaktadır. Zira hiçlik duygusu insan ruhuna Stefan Zweig’in da dediği gibi baskı yapmaktadır.

Allah bu mücadeleyi yaratılış kodlarımıza nakşetmiştir. O halde ebedilik arzusunun tatmini ve insanın bir hiç olmadığının, varlığına ve değerini ispatının bir yolu da sanattır. Sanat bu yönüyle, Müslüman bir bireyin küçümseyemeyeceği, aksine uğraş alanlarından biri haline getirmesi gereken ve fıtratımızın gereği olan bir etkinliktir. Dini terminolojiyle söyleyecek olursak sanat; ebedilik arzusunun Allah’ın gösterdiği istikamette olumlu bir şekilde kullanıldığı ibadettir.

Serkan Akın Arşivi