Kanyon’da
TEMMUZ Sayı: 6 - Ocak 2017

Eylül güneşi nerdeyse her yanı sarıya boyamıştı. Sıcaktı. Hemen BMW 1.16’sına bindi. Çalıştırdı. Klimayı açtı. Yüzünü görebilmek için dikiz aynasına uzandı. Makyajı yerindeydi. Parmağıyla kaşlarını düzeltti, saçlarını havalandırdı. Geçen hafta sonu Dubai’den aldığı İphone 7 Plusla selfie çekti. “Kanyon’a doğru…” başlığıyla İnstagram’a attı.

Telefonu göğüse koydu. Klima etkisini göstermeye başladı. Eğilip koltukaltlarına kokladı. Sorun yoktu. Parfümü arabanın içini kaplamıştı.

İlk trafik ışıklarında telefonuna baktı. Daha öğle olmasına rağmen otuzüç like vardı. Gülümsedi.

Çalan şarkıya eşlik etmesini videoya aldı. Yükledi. Levent’te hep sıkışan trafiği çekti. “İstanbul biz seni böyle de seviyoruz” başlığıyla yükledi.

Arabayı otoparka çekmek yerine Kanyon’un önüne yanaştı. Hemen camlara dadanan çocuklardan içi bişey, ürperme mi, tiksinç bişey mi oldu. “Burada da mı” dedi valeye arabayı teslim ederken. “Başa çıka…” valenin sesi uzaklarda kalmıştı bile. Valenin verdiği kartı çantaya attı. Telefonunu açtı. Yüzü güldü. Cansu’dan gelen yorumu, “buyuurr canm, birr khve içrz. Ama ben önce alşvrş ypcm” diye yanıtla.

Kapıdan döne döne uça uça bambaşka bir dünyaya girdi. Burada çok mutlu oluyordu. Akasya da güzelmiş, ama karşıya geçmeye vakti olmuyordu. Hem karşı biraz şey canım, şeyy işte!

Twitter’a baktı. Facebook’a baktı. Sönüktü. Yok canım onun olayı İnstagram’dı. Cansu’yu görünce Işıl durur mu; damlamış hemen: “ben de damlyrm cnlarmmm.” Canı sıkıldı. Yapacak bir şey yoktu. “Damla” diye yorum girdi. Bu Işıl da biraz şeyy canım diye düşünürken; selfieye yetmişüç; videoya seksenbir; fotoya kırksekiz like.

Kanyon’daki etkinliklere baktı: “İstanbul’un En Sanatsal Gastronomi Buluşması ‘Contemporary Food Art Festival’ Başlıyor! ‘Contemporary İstanbul’ ile eşzamanlı olarak 1-6 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek olan ‘Contemporary Food Art Festival’, 30 Ekim tarihinde ‘Contemporary Food Art Festival Kanyon’da’ ile şehrin en sanatsal ve kreatif gastronomi buluşması olmaya hazırlanıyor.”

İlgisini çekmedi.

“Tangonun kalbi Kanyon’da atacak! Bu yıl Kanyon’da 14.sü gerçekleşecek olan Milonga; dans tutkunlarını 28 Ekim Cuma akşamını sıcak dans rüzgarı ile karşılamaya davet ediyor.”

Telefonun ajandasına not aldı.

“Kanyon’da Her Yer Müzik Vol.4: “14-16 Ekim” tarihleri arasında “Cumadan Pazara.” Kanyon’un her yerinde yine müzik var. Şehrin müzik takviminde yerini alan ve dördüncüsü düzenlenecek festivalde farklı müzik tarzları, alternatif yorumlarla Kanyon misafirleri ile buluşacak.”

Telefonun ajandasına not aldı.

Twitter’a baktı. Facebook’a baktı. Sönüktü. Yok canım onun olayı İnstagram’dı. Ama İnstagram’da da bi durgunluk. Selfiede Lacoste gömlek giydiğini gördü. Canı sıkıldı. Banaldı artık bu timsah. Oysa sabah Stefanel’den aldığı saten ipek gömleği giydiğini sanıyordu. Stefanel 1. kattaydı. Hızlandı. Vitrine bakmadan, içeri daldı. Tezgahtar oğlan gülümsedi. Salak diye düşündü. Gömleği söyledi. Oğlan hemen çıkardı. Bakmadı. Denemedi. Kaçıncıya alıyordu? Ütüye verin dedi. Giyeceğim. Ödedi. Çıktı. Calzedonia ve Gap’ı hemen geçti. Bunların da diye düşündü, burda ne işi varsa? Hardford’a göz ucuyla bakarken, mor renk nihgt stories serisi pijama ilgisini çekti. Şimdilik gereksizdi. Max Mara sonbaharı bitirmiş, kışa dönüyordu bile; pure cashmere cape ilgisini çekti. Durdu. Düşündü. Ekimden sonra almaya karar verdi.

“mutszmmm” demiş Rüzgar. “ben de damlym.” Nedense mutlu oldu: “damlaya damlyy göl oluczz. Sevindirik oldum. Dmlaa.”

Likelarda tek tük artış. Yüzü gölgelendi.

Liu Jo’nun vitrinine takıldı. Çanta baktı. Bot baktı. Çantaların fotoğrafını çekti. “Hangiii?” diye yayımladı.

Anlamadığı bir yorgunluk çöktü. Sebepsizce neşesi mi kaçıyordu neydi? İkinci kata çıkmaktan vazgeçti.

Işıl’da mesaj; damlamış; Carluccio’s’daymış. “Tmm. Cnm. Glyom.” Cansu bir an önce gelse bari. Rüzgarın da geleceği aklına düştü. Nedense sevindi. “Mutsuzmuş… Ah canım benim.”

Gömlek hazırmış. Kabine girdi. Önce İnstagram’a baktı: Seçil, “sol baştaki beyaz”; Kuzey, “kesinlikle yandan askılı olanı”; Neco Kuzey’e yorum girmiş; oolumm ondan var onda”; Yaprak, “Arizona Çölü temalı olanı.” Mutlu oldu. Likelar düşüktü. Bu Yaprak da her şeyi nasıl biliyordu.

Carluccio’s kat: G’deydi. Her yeri de biliyordu canım.

Birbirlerini aylardır görmüyormuşçasına mutlu mutlu öpüştüler.

Çantalar yan koltuğa kondu.

Karşılıklı oturdular.

Işıl’ın hemen yüzü düştü.

İşte bu yüzden sevmiyordu Işıl’ı, ama hep ensesindeydi.

-Çok kötüsün, dedi.

Şaşırdı.

-Noldu canım, dedi.

-Lacoste gömleğimi hazırlamıştım. Selfiene bakıp pişti olmayalım diye vazgeçtim.

Olamazdı, Işıl da Stefanel giymişti. Düşündü. Kızardı. Ne demeliydi.

-Kahve, dedi döküldü de. Önüme hemen Stefanel çıktı. Aldım.

-Napsak ki? Marina Rinaldi bu katta. Ben de gidip…

-Aman canım otur! Bugün biz bizeyiz. Suçluydu. Nasıl yapmıştı bu hatayı. Bu sersemi avutmak zorundaydı şimdi.

Bir şey yerler miydi? Yemezlerdi. Kahvaltı geç yapılmıştı. O zaman Işıl’a prosecco cocktails, kendisine de campari.

İnstagram bugün onu mutsuz ediyordu. Beren, “hangisi aldın cnmm” demiş. Mutsuzdu. Yorum girmedi. Check-in yapmayı unutmuştu. “Işıl’la…”

Işıl’a gösterdi. Şebek gibi onu mutlu etmeye çalıştığını düşündü. Işıl teşekkür etti. Ama onun üzerinde bir ağırlık. Neydi bu sebepsiz can sıkıntısı?

Rüzgar da geliyordu. Ayağa kalkıldı. Birbirlerini aylardır görmüyormuşçasına mutlu mutlu öpüşüldü. Nerden biliyordu burda olduklarını. Elbette check-in’den.

-Ah, dedi nazlı nazlı, alışamadım bu sanal aleme.

-Sen mi, dedi Rüzgar.

Gülüştüler.

Cansu nerde kalmıştı. Geç uyanmıştır. Göz altları insin diye bekliyordur.

Gülüştüler.

Negroni mi, bu saatte? Rüzgar’ın başı ağrıyormuş. İyi gelirmiş. Çivi çiviyi meselesiymiş.

Herkesin yüzüne konan gülüşlerde, o en meşhur gülümse emojisini gördü. Buranın insanlara doğal bir mutluluk verdiğini düşündü.

Cansu’nun şu yürüyüşüne hastaydı. Nasıl da beceriyordu böyle. Her an. Daima. Dimdik. Kollar hafif geride. Hep kendi izine basa basa.

Ayağa kalkıldı. Birbirlerini aylardır görmüyormuşçasına mutlu mutlu öpüşüldü. Emojiler emojilere değdi.

Cansu’nun saçı bir hafta öncekiyle aynıydı. Buna sevindi.

Cansu’ya tabii ki, sanguinello’ydu.

Tatlıya ne derlerdi. Mesela: pasticcio di cioccolato ya da torta di frutta ya da panna cotta. Tamam. Belki sonra. Kış geliyordu. Tehlikeli aylar. Kendilerini salmamalıydılar. Sonra zor oluyordu tatlı keyfinin ağırlığını atmak, di mi ama.

Rüzgar neden mutsuzdu.

Soruldu.

Deren’in kaprisleriymiş işte! Bi mutlu edememiş kızı. Bu kez onbeş-yirmi günlüğüne kaçıp gidesi varmış. Her şeyi gözden geçirmek istiyormuş. Ama babası, işler filan… Çınar amcası Cansu’yu kırmazmış, arasınmış mı? Işıl atılmasın mı şimdi ortaya; atıldı: Deren’i arasınmş mı? Aman boşverilsinmiş. Her şey olacağına varırmış. Rüzgarcık da yorulmuş zaten.

Bir an sessizlik. İçeceklerden birer fırt. Sonra telefonlar. Salak Işıl mesajlarına cevap yazarken suratı bi emoji, bi emoji.

Likelar bugün ondan yana değil. Mutsuz.

Rüzgar’ın da yüzü düşüyor. Mesajlara cevap vermeyip telefonu masaya atıyor.

Cansu masanın fotosunu çekiyor: “Dostlarl…”

İphone 7’lerde emojiler çeşitlenmiş mi?

Dalgınca, “hee” diyor, salak şey diye de düşünmeden edemiyor.

-Türkiye’ye bir ay sonra gelecekmiş.

-Aman canım 6S’le aynı, deyip, tevazu gösterip salağı eziyor.

Cansu, “Pişti olmuşsunuz” demiyecem diye zeka gösteriyor. “Marka aynı da Allah’tan tarzlarınız değişik.”

-Sadece markayla pişti olunur mu canım; tarzlar da aynı olmalı.” Işıl durumu kurtarmaya çalışıyor. Ama yine de kızgın.

Rüzgar seziyor gergin havayı. Ulan zaten mutsuzum diyor. Bunlar da böyle…

-Şimdi rüzgar olup esicem, ortalığı kasıp kavurucam…

Herkesin yüzünde gülümseme.

-Oldu, bak. Bu kez de tuttu bu espri.

Rüzgar alsın onları, götürsün uzaklara, çöllere…

Çöl denince aklına çanta; çanta deyince İnstagram; açıyor. Durul, “olsun,” demiş, “bu kez başka rengini alır.”

Almasa olmaz. Sorarlar şimdi. Hangisini aldın diye.

İzin istiyor.

Ama erken.

Verilmiş sözü varmış.

İnanmadılar, ama olsundu. Onların gönlünü mü yapıp duracaktı? Şebek miydi di mi ama.

Ayağa kalkıldı. Birbirlerini aylardır görmüyormuşçasına mutlu mutlu öpüştüler.

Onlar kaldı.

O ayrıldı. Arkasından şimdi illa… Olsundu. Napabilirdi.

Arizona temalı olanından bir tane kaptı. Böyle yapmazdı. Açardı. Bakardı. Koluna takardı. Elinde tutardı. Aynaya bakardı. Tezgahtarın görüşünü sorardı. Bugün böyleydi.

Böyle olmazdı hiç.

Nedendi. Bugün böyle. Offf!

Şimdi napmalıydı?

Sinemaya girse.

Burda bir şey yapamazdı. Görülürse ayıp olurdu.

Dışarıda.

Dışarıda bir dünya yoktu.

Doğru eve.

Bu saatte eve? Kimse yoktur daha.

Napsındı?

Karasızdı. Arabaya binsindi bakalım.

Valeyi aradı. Arabası hazır edilsindi.

Şöyle karşıya… Akasya’ya… Çılgınca geldi. Neden olmasındı?

Cüzdanı açtı, elli lirayı hazır etti.

Akşamüzerinin serinliğini hissetti.

Arabasının etrafında yine o çocuklar.

Valenin avucuna elli lira.

Direksiyona oturdu. İçi bişey, ürperme mi, tiksinç bişey mi, yok diil yaa, başka bişey oldu.

Kapıyı açtı. Dördüne ellişer lira uzattı.

Vale bozuldu. Napıyordu hanfendi? Alıştırılmamalıydılar.

Kapıyı örtüp gaza bastı.

Bir hafiflik mi yüreğindeki.

Mutsuzluk dağılıyor mu?

Angelina Jolie geliyor aklına.

Mama kolilerini doldursa, giyecek, içecek filan…

Afrika’ya mı gitse.

Yüzünde bişey.

Mutlu.

Dikiz aynasına uzanıp bakıyor.

Yüzünde bi Angelina Jolie.

Cemal Şakar Arşivi