Bu kırık fay hattını da koy ötekilerin yanına
Koy inkârla yarılmış sınırları aramıza
Şehri çoktan terk etmiş yaralı kuşlar
Biz kalmışız ruhumuzu yakan bu hikâyede
Son kıyıdan ateşten gemiler kalkmış
Biz kalmışız içimizin tenha rıhtımında
Kandan ırmaklara boyanmış rüyamız
Önümüzde coğrafya, tarih ve talan şehirler
Tut ki uzun bir ahval ile yoldayız
Geçtik yalın ayak sunakların önünden
Issız viranelerde kayboldu yolumuz
Uzak burçlara çekildi ahdimiz
Sönmeyen ateşlerde bir avuç kor olduk
Zifir yollarda kırıldı kervanımız
Bir gece durup göğe baktığımızda
Aşkın büyüsüyle kamaştı gözlerimiz
İnandık o gün ayı ikiye bölene
Gümüşten bir şiir asıldı çolpan yıldızına
Başka sözler fısıldadı okyanuslar
Yeni haberlerin yere inmesi nasılsa göklerden
Öyle garip, öyle yanık ve içliydi sesimiz
Tanrım bizi balçıktan yarattın şükür
Daha dünya hayretimiz bitmeden büyüdük
Geçmiş bunca ömür hüsranla
Yükselmiş yeryüzü denizleri
Bir bahar cemresi düşmüş de sulara
Çözülmemiş buzları kalbimizin
Gözlerimizden düşlerimiz çalınmış
Ne çabuk gelmiş kıyametimiz
Tanrım söz verdik ve dağıldık
Şimdi barbarlar şehrimize girdi
Dağımıza, bağımıza, evimize
Ellerinde kitabımız, kutsallarımız
Aramızdan kaydı gitti o büyük sır
Hayretle bakarız şimdi
Ahdimizi ihlâl edenlere
Son bakışı öylece kalır bir çocuğun
Günahlarımızı yazar durur melekler
Omuzlarımızda taşınması zor bir yükle
Yürürüz dünya denen gölgelikte
Artık cennetimize çağır bizi
Masum ve saf çocukluğumuza
Bul ve sağalt bizi anne eli değmiş gibi
Yaz düşlerine kapılan kuşları da al git
Issız ıssız uçar onlar ve çarparlar yüzümüze
O eski ve gizli çerağ kokularından
Bir lokman merhemi sür yaralarımıza
Cehennemden al, ateşlerden beri tut
Saçlarımızdan aksın sonsuz buğdaylar
Ecza olsun çorak gönüllerimize
