Çolpan Yıldızı
TEMMUZ Sayı: 6 - Ocak 2017

Bu kırık fay hattını da koy ötekilerin yanına

Koy inkârla yarılmış sınırları aramıza

Şehri çoktan terk etmiş yaralı kuşlar

Biz kalmışız ruhumuzu yakan bu hikâyede

Son kıyıdan ateşten gemiler kalkmış

Biz kalmışız içimizin tenha rıhtımında

Kandan ırmaklara boyanmış rüyamız

Önümüzde coğrafya, tarih ve talan şehirler

Tut ki uzun bir ahval ile yoldayız

Geçtik yalın ayak sunakların önünden

Issız viranelerde kayboldu yolumuz

Uzak burçlara çekildi ahdimiz

Sönmeyen ateşlerde bir avuç kor olduk

Zifir yollarda kırıldı kervanımız

Bir gece durup göğe baktığımızda

Aşkın büyüsüyle kamaştı gözlerimiz

İnandık o gün ayı ikiye bölene

Gümüşten bir şiir asıldı çolpan yıldızına

Başka sözler fısıldadı okyanuslar

Yeni haberlerin yere inmesi nasılsa göklerden

Öyle garip, öyle yanık ve içliydi sesimiz

Tanrım bizi balçıktan yarattın şükür

Daha dünya hayretimiz bitmeden büyüdük

Geçmiş bunca ömür hüsranla

Yükselmiş yeryüzü denizleri

Bir bahar cemresi düşmüş de sulara

Çözülmemiş buzları kalbimizin

Gözlerimizden düşlerimiz çalınmış

Ne çabuk gelmiş kıyametimiz

Tanrım söz verdik ve dağıldık

Şimdi barbarlar şehrimize girdi

Dağımıza, bağımıza, evimize

Ellerinde kitabımız, kutsallarımız

Aramızdan kaydı gitti o büyük sır

Hayretle bakarız şimdi

Ahdimizi ihlâl edenlere

Son bakışı öylece kalır bir çocuğun

Günahlarımızı yazar durur melekler

Omuzlarımızda taşınması zor bir yükle

Yürürüz dünya denen gölgelikte

Artık cennetimize çağır bizi

Masum ve saf çocukluğumuza

Bul ve sağalt bizi anne eli değmiş gibi

Yaz düşlerine kapılan kuşları da al git

Issız ıssız uçar onlar ve çarparlar yüzümüze

O eski ve gizli çerağ kokularından

Bir lokman merhemi sür yaralarımıza

Cehennemden al, ateşlerden beri tut

Saçlarımızdan aksın sonsuz buğdaylar

Ecza olsun çorak gönüllerimize

Atıf Bedir Arşivi