Filistin halkının direniş iradesini Gazze’de boğmaya kalkan İsrail’in 8 aydır kesintisiz biçimde sürdürdüğü zulmünün, katliamının, akıl almaz vahşetinin neticesinde Siyonist çete ve dostları tam manasıyla bir çıkmazla karşı karşıyalar: Siyonist barbarlık Filistin davasının imhasını, bastırılmasını değil; bilakis güçlenmesini, yayılmasını getirdi. Gazze’ye gömülmesi planlanan Filistin davası bugün devleşti, küreselleşti.
Siyonistlerin başarısızlıklarını daha fazla katliam ve vahşet tablolarıyla örtmeye çalışmaları elbette vicdanları sarsıyor, yüreğimizi yakıyor. Ne var ki tüm bu canavarlık dizisinin işgalci zalimleri arzu ettikleri hiçbir hedefe ulaştırmaya yetmeyeceği de her geçen gün biraz daha netleşiyor. Azgınlaşmalarının, kudurmalarının arka planında bu çaresizlikleri yatıyor. Yalnızlaştıkça saldırganlaşıyor, saldırganlaştıkça daha fazla yalnızlaşıp tecrit ediliyorlar.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısının Siyonist çetenin önde gelen iki şefi Netanyahu ve Gallant hakkında yaptığı ‘yakalama kararı’ başvurusu devam eden sürece dair önemli bir gelişme oldu. Zaten Güney Afrika devletinin başvurusuyla Uluslararası Adalet Divanında yargılanmakta olan ve her geçen gün aleyhinde yeni müdahillik başvurularıyla daha da gerilen İsrail 20 Mayıs tarihinde UCM Başsavcısı Kerim Han’ın başvurusuyla tam bir şok yaşadı. Dokunulmazlık zırhının delinmeye doğru gittiğini gördü.
Şüphesiz UCM Başsavcısının iki Siyonist şefle birlikte Hamas liderleri İsmail Heniyye, Yahya Sinvar ve Muhammed Dayf hakkında da yakalama kararı talebinde bulunması adaletle bağdaştırılması mümkün olmayan bir tutumdu. Adeta kurbanla kasabı eşitleyen bu yaklaşım işgalci ile işgale karşı direnenin eylemlerini bir tutarak açık haksızlık içermekteydi.
Muhtemelen başta ABD olmak üzere Siyonist çeteyi her yolla arkalayan küresel güçlerin hışmını azaltmak için başvurulan bu yolun adaletten ve tutarlılıktan uzak olduğu bizim için nettir ve açıklıkla itiraz edilmeyi gerektirir. Bununla birlikte söz konusu kararın Hamas liderliğine bakan yüzünden ziyade İsrail çetesine yönelik yüzünün önem arz ettiği, üzerinde durulmayı hak eden yönünün burası olduğu açıktır.
Şöyle ki küresel sistem açısından Hamas zaten legal, kabullenilmiş bir aktör vasfına sahip değildir. Bilakis pek çokları nezdinde ‘terör örgütü’ olarak anılmakta ve muamele görmektedir. Tüm çirkinliğine, çarpıklığına rağmen böyle bir durum mevcuttur. Dolayısıyla küresel güçlerin etkin olduğu bir zeminde Hamas hakkında birtakım suçlamaların ileri sürülmesi beklenmedik bir durum olarak görülemez. Bu anlamda Hamas zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan esir konumundadır. Mamafih küresel emperyalizmin varıyla yoğuyla destek olduğu, sahiplendiği, her eylemiyle suç ortaklığı yaptığı İsrail hakkında birtakım suçlamaların gündemleşmesi çok önemli bir gelişme, ileri bir adımdır.
UCM Başsavcısının müracaatı aynen ABD’nin prestijli üniversitelerinde başlayıp diğer Batılı ülkelere yayılan protestolar gibi Siyonist çetenin daha önce en rahat olduğu zeminlerde dahi artık sıkıştırılmaya başlandığının bir göstergesi olmuştur. İsrail’in giderek daha fazla yalnızlaşmasını getirecek bu gelişmeler insanlık vicdanında mahkûmiyetini belirginleştirecek, zulme ve barbarlığa tepkileri ise güçlendirecektir. Hiç şüphesiz tüm bu gelişmeler öncelikle direnişin azmi, kararlılığı, fedakârlığı sayesinde mümkün olmuştur. Ve direniş tüm dünyaya umut saçmaktadır!


